Hürriyet

14 Mart 2010 Pazar

Mustafa

2008 yılının sonlarına geldiğimizde, hayatımıza bir 'Mustafa' filmi girdi. Zamanında bu şekilde düşünmüştüm. Fikirlerimde de aslında şu ana kadar pek bir değişiklik olmadı;

Son zamanların en tartışmalı eserlerinden biri olarak Mustafa, aynı zamanda pek çok tartışmanın kaynağı da olmuştur. Bir tarafta Mustafa Kemal Atatürk’ün resmi tarihte anlatılmayan ancak dilden dile dolaşan gizli kalmış hikayesi, diğer taraftan da halihazırda ara sıra gündemi etkileyen, padişah, Mustafa Kemal’i devleti kurtarması için mi Anadolu’ya yolladı tartışmaları, belki de filmin/belgeselin önüne geçmiş durumda şu sıralar.
Hikaye Atatürk’ün son aylarında yaşadığı sıkıntılı bir gecede başlayan hikaye, çocukluğuna dönerek yine başladığı noktaya, hasta yatağının başucunda yer alan ‘Dört Mevsim’ tablosunda sona erer.
Henüz çocukken babasını kaybeden, doğduğu mahalleden uzaklaşıp, çok klasik bir anısı olan, tarlada karga kovalayan Mustafa ile başlar her şey. Kırgındır annesine de bir başkasıyla evlendiği için. Ve belgeselde izleyicilere sunulan en bariz iddia, Mustafa’nın en baştan beri kendisine ait bir şeye sahip olma arzusudur. Bu arzu yaşıyla birlikte, önce çardak olur, daha sonra bir devlet olarak devam eder. Netice olarak bağımsız ruhludur, özgürlüğünü korumaya çalışır.
Bize ilkokuldan beri anlatılan Mustafa’dan çok daha farklıdır. Zaten pek çok noktada insanların eleştirilerine maruz kalması bundandır eserin. İlkokuldan beri öğretilen Atatürk’ün, aslında anlatıldığı kadar sert, anlatıldığı gibi hatasız yaşamadığı görüldü bu belgeselle birlikte. Oysa Türk Eğitim sistemi, birinci sınıftan itibaren çocukların kafasına, pek çok olaya karşı sert, ağırbaşlı, korkusuz yaklaşan, yarı tanrılaştırılmış, buna karşın içi boşaltılmış bir Atatürk yaratmıştır. Oysa bazı sanrılar bu belgeselde izlendikten sonra yıkılabilirdi. Pek çok kimse de, ben de dahil, yıkılmıştır. Hiç şüphesiz ‘insan’ denmesi, O’nu sıradanlaştırmamaktadır. Çünkü en nihayetinde kendisi de bilmekte ve söylemektedir ki, Mustafa Kemal Atatürk de bir insandı. İnsan olmakla birlikte, yoldan geçen herhangi bir insandan farkının olduğu da zaten aşikardır.
Aslında Atatürk’ün de bir insan olduğunu fark etmemize yaramıştır ‘Mustafa’. Aslında O’nun da her insan gibi korkuları vardı, bir yerde kendisini koruma içgüdüsü vardı. Bazı kesimlerce fazlaca eleştirilme nedenlerinden biri de buydu. Aradaki fark, anlatılmak istenen ve anlamak istenen arasındaki çatışmadan kaynaklanmaktadır diye düşünüyorum. Bize öğretilenler, aslında olabilecekler ve karşı tarafın Atatürk hakkında ‘alt tarafı insan’ diye basite indirgemesi.
Son olarak filmin vizyona girmesinden hemen önce yaşanan sponsorluk problemi de çok tartışılan konulardan biri olmuştur. Bilindiği üzere NTV ve Sabancı, belgeselin ana sponsorlarıdır. Ancak ortalığı karıştıran bir iddia vardır; o da Turkcell’in daha önce sponsor olma garantisi verip, vizyona girmesine az bir vakit kala sponsorluktan çekilmiş olmasıdır. Bu noktada Turkcell’in yaptığı açıklama tartışmaları daha da alevlendirmiştir. Ekonomik kaygılardan dolayı, toplumun bir kısmını karşısına almak istemeyen Turkcell hakkındaki tartışma, belgesel vizyona girerken kamuoyunu ikiye bölmüştür. Oysa bizzat Can Dündar’ın Milliyet gazetesinde yer alan 30.10.2008 tarihli yazısı durumu açıkça anlatmaktadır.
Görüldüğü gibi, hakkında henüz izlenmeden bu derece büyük tartışma yaratılmasından dolayı toplumun bazı kesimleri arasında bir kere daha tartışma konusu olmuştur belgesel.
Bu noktada sanırım Can Dündar hakkında birkaç kelime söylememek haksızlık olur. Daha önce de ‘Sarı Zeybek’ adlı eserle, Türk halkının karşısına çıkmış olan Can Dündar, sanırım konu Atatürk olduğu zaman, eleştirilebilecek son kimselerden biridir. Zira daha önceki çalışmaları ve Mustafa filmi için yaptığı çalışmalarda birbiriyle çelişen anılar yoktu diyebilirim. Ne var ki, filmin bazı kısımlarında yaptığı ufak söz oyunlarıyla, sesinin tonunu ayarlamasıyla, ironileriyle çoğu kişi tarafından anlaşılamasa da, oldukça başarılı olmuştur.
Son olarak müzikleri, ünlü Sırp besteci Goran Bregovic tarafından yapılmış, en azından neden bu kadar çok tartışılmakta sorusuna yanıt aranabilmesi için izlenilmesi gereken bir belgeseldir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder