Hürriyet

23 Mart 2010 Salı

Özhan Abi...

Spordan çok bahsetmekten yana değilim. Yazıya dökecek bir birikimim yokmuş gibi geliyor. Ne kadar doğrudur bilemem elbette. Yine de deneyeceğim.

Ben tuttuğum takımın en başarılı olduğu günlerde doğdum. Ben büyüdüm, başarılar, kupalar gördüm. Çocukluğumda da birkaç sene haricinde hep mutlu etti tuttuğum takım beni. 12 yaşındayken mutlulukların en büyüğünü yaşattı bana. Tam iki kez. O zamanlar daha iyi bir Galatasaray taraftarıydım sanırım. Şimdi küskünüm biraz. Hayatta her şey karşılıklı. Karşılıksız sevmek için yaratılmamışız. Ben de beni nasıl mutlu edince seviniyorsam, mutsuz yapınca da sinirlenebiliyorum ve seri halde mutsuz edince küsebiliyorum işte. 90ların sonu ve 2000lerin başı. Galatasaray’ın şaşalı dönemi. Sportif başarılar var, ama mali bir başarı yok. Kulübün içerisindeki kara delik gittikçe büyüyor. Sonra bu şaşalı dönemde Faruk Süren kendi davaları sebebiyle, kulüp prestjini etkilememek amacıyla başkanlıktan ayrılıyor 2001 temmuzunda. O dönemlerde Telsim forma sponsoruydu Galatasaray’a. Cem Uzan talip oldu başkanlığa, seçilemedi. O da kızdı, yırttı ve attı sponsorluk anlaşmasını. Mehmet Cansun geçici başkanlığa seçildi. Amacı mart 2002’de yapılacak kongreye kadar kulübü idare etmekti. Abdülrahim Albayrak gibi renkli bir sima vardı ekibinde. Aslında kendisini henüz dün sabah anmıştım. Iyiydi, taraftar severdi ama yönetimlere dahil olamadı bir daha.

Sonra mart 2002. ayın 22si olsa gerek. Özhan Canaydın seçildi. Tanımıyordum pek kendisini. Yaşlıydı da. Gerçi ak saçlı olmak, yaşlı olmak değildir elbette bilirim. Ama durağan olacaktı dönemi belli. Vaadi aklımızı almıştı başımızda. ’Taraftarın gönlünde yatan aslan’ı getirecekti. Sanıyoruz ki biz, 2002’den sonra Avrupa’da kupa kalmayacak. Oysa yokmuş öyle bir şey. Şampiyon Lucescu’yu bırakıp, Terim’i getirdikten sonra Galatasaray her geçen gün düşüşe geçti. Sportif başarısızlıklar, icralar, krizler, başarısız transferler derken 6 Kasımı da yaşadık, 5 maç üst üste yenildiğimiz 2003-2004 sezonunu da. Şimdi olsa yine celallenirim. Adamların televizyondan izlediği başarıları biz, kendi formamızla yakaladık. Ama işte kocayan kurt misali düştüğümüz durum eğlendiriyordu parçamız olamayacakları. Çok istedik istifa etmesini. Hep anladık ne istediğini aslında. Kendisini eleştiren gençlerden birine ’ben sporcuyken taraftarlar kolkola izlerdi maçı. Ben öyle bir kültürden geldim.’ derken haksızdı diyemeyiz sanırım. Ama başarısızdı işte, olmadı. Gerçi 11 mayıs 2005’te bize 5-1’lik Fener galibiyeti de yaşattı dönemi. Ertesi sezon 83 puanla söke söke alınan şampiyonluğu da yaşattı. Geç olmuştu sanki, ama o sezon onu sevilen adam yapmıştı.

2008’de ayrılacağını söylediğinde sanırım tüm Galatasaraylılar bayram etmiştir. Olamadı işte dedim ya, başarısızdı. Efendi olması, saygıdeğer olması ve dahi dünyada emsali az sayıda olan bir insan olması bizim için böbürlenilecek bir meseleydi. Ama başarıyı da özlüyorduk. Sonra zaten hastalığı çıktı. Pankreas kanseri, semptomları görüldükten sonra birkaç gün içerisinde öldüren bir lanet. Neyse ki, rutin kontrolünde görmüşlerdi organlarında sinsice ilerleyen farklılığı. Sonrasında uzun süre kayıptı. Bence görevden ayrıldıktan sonra kendisi hakkında atıp tutan kişi sayısı azalmıştır. Mevzu tamamen yönetimseldi çünkü. 22 mart 2010 Pazartesi sabahı Zaman gazetesi duyurdu ilk. Yalan olmasını bekledim. Kısıtlı imkanlarımla takip etmeye çalıştım akıbetini. Önce tamamdı artık, bitmişti. Sonrasında başhekim yalanladı. O zaman dün daha makul bir hale geldi. Insan defedince başındaki bir derdi, tamamen kurtuldu sanar ondan. Olmamış, 23.34 oldu saat, biz onu kaybettik. Güzeldi yine de Özhan Canaydın’ın varlığını hissetmek. Yani insan denebilecek kalitede bir adamın yaşaması fena bir şey mi?

Boğazda bir yumruk bıraktı kendisi. Eğer bir yere gitmesi gerekecekse illa, bize çektirdiği sıkıntılar kadar huzurlu olmasını temenni ederim. Geriye bir efendi daha kaldı. Ona bir şey olacak diy eödüm kopuyor artık.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder