Hürriyet

23 Nisan 2010 Cuma

Bir Dolu Kuş ve Leylek

Her sözü söyleyen atalarımızın, küfür ihtiyaçlarını giderebilecekleri cümleler de türettiğini biliyoruz. Herbirini teker teker saymaktan yana değilim açıkçası. Lakin annelerin pul biber süreceği ağızlara sahibiz. İçerisinde pek çok kuş ve ayrı olarak leyleği barındıran söz de buna dahil. Bilindiği üzere her kuşla münasebet kurup, leylek kalıyor geriye. Sanıyorum ki, leyleği de ben gördüm bir süre önce. Ne zaman gördüm bilemiyorum, açıkçası bundan sonra uzun bir süre de görmek istemiyorum. Tabi istediğim gibi gitmeyecek işler bunun da farkındayım. Zaten taleplerim konusunda pek de şanslı sayılmam.

Mart ayı eğlenceliydi elbette. Mart ayının ilk günlerini Ankara'da geçirdim. Orada geçireceğim son kış olacakken, bir devam filmi niteliğinde Su'yum gitti okumaya. Öyle görünüyor ki, Ankara beni biraz daha çekecek gibi kendine. Oysa çok da bayılmıyorum 2000ler Ankarasına. 1996 şubatında hangi sinemada olduğunu bilemesem de, Space Jam izlediğim, sonrasında da kuzenimle film karakterlerinin oyuncaklarını oynadığım o soğuk ve beyaz Ankara yok. Dip not düşmem gerekir ki, markanın faydalarından biri de bu; Looney Tunes ve buna bağlı olarak Warner Bros'un karakterleri, oraya buraya basılabiliyor. Bu şekilde gelir de elde edebiliyor firmalar. Marka yönetimi dersinden bir not ekledim, umarım bir gün daha faydalı işlerde kullanabilirim bilgilerimi. Her neyse, dediğim üzere eski Ankara yok. İzmir çocuğu olarak masallar diyarıydı 90larda Ankara. Yine Melih vardı ama bütün şehir 'Dark Side'a geçmemişti o zamanlar. En son 2000lerin başında gitmiştim, önceki seneye kadar gitmemeyi tercih ettim. Bambaşka bir şehir buldum karşımda. İyi değildi pek çok şey. Her neyse, mevzu siyaset değil. Bu güzel tatil sabahında çirkin, kirli şeylerden bahsetmek zorunda değilim. Aslında yazıya da gülerek başlamıştım, nereden bağlarım tekrar gülmeceye diye bakıyorum şimdi.

Sonra ertesi hafta oldu; İstanbul'a yol aldık. Bence bu da bir çeşit masaldı. Yolculuğun başından son gününe kadar her şey harikaydı. Leylek etkisi, henüz döner dönmez kendini gösterdi. İzmir'e ayak basar basmaz, İstanbul'dan bir telefon, 'pat' staj görüşmesi. Asla tepemeyeceğim bir fırsattı bu. Tepmedim de, daha dönüşümün birinci haftası dolmadan, leylekle aynı irtifaya çıktım. Bu kadar aksiyona, yorgunluğa vücudum da dayanamadı zaten. Uzun süreli bir yatalak hali geldi.

İyi başlayacağına inandım, kötü bitti. İlgimi sadece leylek mi çekiyor bu hayatta allahaşkına?

20 Nisan 2010 Salı

Biz Bir Ara İstanbul'a da Gittik

Bir meclisi taşımadıkları kaldı. Onu da, değil anayasayı anca devleti değiştirerek başarabilirler. Geri kalan her şey için İstanbul. MasterCard için geçerli olan pek çok şey İstanbul için de geçerli. Hele doğma büyüme bu coğrafyaya ait olanlardan bir kısmı dahi hala başkent olarak İstanbul’u sayıyorsa, önemini biraz daha anlayabiliyoruz. Dedim ya, her konuda İstanbul’da olmak, yaşamak, öğrenci olmak bir adım öne geçiriyor insanları. Hele bir de İstanbul’a uzak bir şehirde, İletişim okuyorsanız uzun bir koşu tutturmayı mecbur kılıyor aradaki farkı kapatmak için.

İzmir Ekonomi Üniversitesi, İletişim fakültesi öğrencilerinin bu koşusunu bir miktar kısaltmak için çaba sarfediyor. Elbette çabası coğrafi açığı kapatmak değil. Sektörde parmakla gösterilen kimseleri İzmir’e getirtebilmek büyük başarı. En nihayetinde kimsenin hedefi birkaç kişiye yayın yapan bir medya kurumuna kapak atmak değil. Ya da yatak odasından daha büyük olmayan bir büroda fikir üretmek. Okul, İstanbul’dan getirilen hocaların yanısıra, İstanbul’a da götürüyor öğrencilerini. Bu şekilde öğrencilere, sektörü tanıma fırsatı sağlanıyor. Bu sene 8-12 Mart arasında sektöre misafir olduk, İletişim fakültesi öğrencileri olarak.

Pazar gecesi saat 11’de okul bahçesinden kalktı servislerimiz. Umulandan daha ufaktı servislerimiz. En başta çok da sıkıntısını yaşamadık bunun. Ayrıca Medya ve İletişim bölümünün en fazla yarısı kadar olduğumuz için, biz Halkla İlişkiler ve Reklamcılık bölümü, zaten ufak olan servislerden daha da ufağına geçmek durumunda kaldık. Üzerinden bu kadar zaman geçtikten sonra bile 'her şeye rağmen güzeldi be!' diyebilmemizin sebeplerinden biri de belki küçük servislerdir. Kim bilir?

İzmir-İstanbul yolculuklarında pek kolay rastlanmayacak bir sürede varıldı Taksim'e. Az daha zorlasaydık, ilk durağımız olan Reklamcılar Derneğine elimizde bavullarla misafir olabilirdik. Tabi bu gecikmenin en büyük sebebi iki otobüste de birbirinden bağımsız yapılan 'yol eğlenceleri' olarak gösterilebilir.

Reklamcılar Derneği, biz reklamcı adayları için faydalı olabilirdi, eğer bölümü temsil edenlerin neredeyse tamamı uyumasaydı. Şahsım adına, yeşil çayın ne derece uyku getirdiğini o gün gözlemlemiş oldum, uyuyarak. Yine de orada neden bulunduğumuzun bilincindeydik. Inanıyorum ki, reklamcılar derneğinde öğrenilenlerin bir kısmı kafamızda yer etmiştir.

İkinci gün, sabah Şişli'de Leo Burnett'teydik. Kendi adıma söylemem gerekirse dikkatimi en çok çeken yerdi orası. Gerek küresel bir reklam gücü olması, gerekse reklam sektöründe yer almak istemem bunun başlıca sebeplerindendi. Yorucu bir ilk günün ardından, kısa bir uykuyla dursam da, tıpkı o meşhur çizgi filmdeki gibi göz kapaklarıma kürdan/kibrit gibi aparatlar yerleştirerek bütün dikkatimi sabahtan harcadım. Leo Burnett'i sanıyorum ki anlatmaya gerek yok. Kendimden katabileceğim ek bir bilgi ise, bir gün orada olmak isteyeceğim yolunda. Umuyorum ki olur.

Akşamüstü Zarakol İletişim Hizmetlerini ziyaret ettik. Nejla Zarakol büyük bir incelikle kendi bulunu görüşmemizde. İlk ağızdan alınan bilgiler her daim doğrudur. On küsur öğrenciyi, onca işi arasında ağırlayan Nejla Hanım'ın insanlığına hayran kalmamak elde değildi bu davranışından dolayı.

İstanbul'a gidip de, nimetlerinden faydalanmamak olmaz elbette. İzmir'de daha özgür olunabilir belki. Bunu reddetmek saçmalık ama hayatı da kaçırdığımız gerçeğini gözardı etmemek lazım. Salı gecesi pek çoğumuz için, en azından orada olanlar için, ki Nardis Jazz bar oluyor burası, unutamayacağı bir gece oldu. Jehan Barbur'u canlı dinleyebilen kaç İzmirli vardır ki? Işte biz o şanslılardanız sanırım.

Çarşamba günü kıta değiştirdik. Anadolu'da Eti'nin pazarlamasını ziyaret ettik. Daha önce en sağlam rakibinin bünyesinde olmasa da, adına birkaç kez çalıştığım için Eti değişik bir deneyim oldu benim için. Ziyarete giden ekip için asla unutulmayacak sarı paketleriyle güzel bir gündü. Orada bulunanların pek çoğu pazarlamayla ilgilenmediklerinden olsa gerek, bizden umdukları performansı aktaramadık sanırım. Ama bazen sadece tanışmak bile mutlu ediyor insanı. Akşamında ise Haluk Mesci ile Çiçek Pasajı'nda yemekteydik. Fotoğraflar anlatıyor olsa gerek gecenin güzelliğini. Gecenin bir başka boyutu da eski mezunlardan bir kısmının da bulunmasıydı. Kafa karışıklığının had safhada olduğu bu günlerde, onlarla sohbet edebilme fırsatını yakalamak da şansımız oldu.

Perşembe sabahı, önceki gecenin yorgunluğu henüz üzerimizde dururken Mccann Erickson'daydık. Uzun süren, iki saatlik iki dev sunumdan sonra Milliyet'e gidiyorduk ki, Viki Habif'in acele toplantısından ötürü iptal etmek zorunda kaldık bu ziyareti.

Cuma sabahı otelin önünden son kez yola çıkarken, hedefimiz Çocuklar Reklam Ajansıydı. Caddebostan'a doğru yol aldık. Hedefi reklam olmayanlar için kolay değildi son ziyaretimiz. Ferhat Tümer'le tanışmak ise benim gibiler için büyük şans.

İnsan iyiden iyiye kendisini İstanbullu hissediyor uzun süre kalınca. Ayrılması da zor oluyor elbette. Bir daha gidilmeyecek yer değil İstanbul. Önemli olan geleceğe ait kara bulutların dağılması. Geziye katılanlar, kalanlara göre derslerinden olmuş olabilir. Telafisi mümkün bu derslerin bir şekilde. Hatta pek çoğunun telafi dersi oldu da. Dersler geri dönebiliyor sonuçta. Ama İstanbul'a gelmeyenlerin kaçırdığı şeyin telafisi olur mu bilinmez. Baştada dediğimiz gibi. İzmir'de yaşıyorsanız eğer ve iletişim fakültesi bünyesindeyseniz hayat zor. Sektörün içerisinden kimselerle tanışabilmek, yeri geldiği zaman gelecek hakkında kafa karışıklığını daha fazla yaşamak da büyük bir şans. Bu sene , kısa bir sürede; reklamcılar derneği, biri butik olmak üzere 2 adet reklam ajansı, 1 adet iletişim hizmetleri sunan ajans, 1 adet pazarlama departmanı ve son olarak da 1 adet medya satınalma ajansına ziyarette bulunuldu. Kendi yolumuzu çizmede büyük bir adım oldu bu gezi.