Hürriyet

18 Mayıs 2010 Salı

Deniz'in Sonu mu?

Sıcağı sıcağına yazdığım bir yazı. Aradan bir hafta geçmiş, sanıyorum ki bana kapak olacak. Olsun da zaten :)

Türkiye siyasetinde etik tartışmalarını tamamen geçtik ya da geçtiğimizi sanıyorduk ki, geçen Perşembe akşamı daha da kötüsüyle karşılaşıldı. Hizipleriyle olduğu kadar, seviyesiyle de tanınan Deniz Baykal’ın yayınlanan uygunsuz görüntüleri neredeyse anayasa tartışmalarını bile bastırdı. Hiç tartışmasız, temmuz sonunda oldu bittiye getirilecek bir referandumumuz var. Bununla beraber, CHP’nin de meclisten geçen yeni anayasayı bir üst mahkemeye taşımaya niyeti vardı. Siyaset gerçekten karışık.

Ama diğer taraftan bakıldığı zaman, Baykal seçmen tarafından istenmeyen bir adamdı. Öyle ya, halktan kopuk yüzlerce adamın ısrarla seçtiği bir liderdi. 80′lerin sonunda filizlenen sosyal demokrat hareketin kökünü kazıyan kendisiydi. Solu böldüğü, Ankara ve İstanbul’u 94 yerel seçimlerinde Milli Görüş’e nasıl kaptırdığını aklı başında insanlar biliyor. CHP’nin ilk genel seçimlerinde başarılı olacağı sanrısıyla, dönemin başbakanı Tansu Çiller’i de erken genel seçime zorlayan kendisidir. Bilineceği üzere sosyal demokratlar (DSP, CHP) hezimete uğrarken, Milli Görüş geleneğinden gelen Refah Partisi’nin de tavan yaparak birinci çıktığı seçim budur. Velhasıl, küçük gölün büyük balığı olma sevdasında olan kendisi, AKP’nin 8 yıllık iktidarında da etkin bir muhalefet gösteremeyerek, iktidar partisinin oylarının rekor düzeye çıkmasının sebeplerinden biri olmuştur.

Çevresinde yer alan yaşlı ve statükocu siyasetçilerin kör politika yaptığı bir parti haline getirdi Cumhuriyet Halk Partisi’ni. Aynı zamanda halktan kopmayı başlattığı gibi, tamamen elitist bir tabaka haline gelmesini de sağladı. Özellikle 2007 seçimlerinde halkın gerçek ihtiyaçlarını gözardı ederek, Laiklik ve Atatürkçülük üzerine seçim kampanyası yapması, o dönem AKP’nin oldukça işine yaramış kritik hatalardandır.

Deniz Baykal’ı eleştirirken konudan kopmamak da gerekir. Özel hayatı teşhir, muhtemelen de şantaj olan bu hadisenin sonuna kadar takip edilmesi gerekmekte. İnancım, Deniz Baykal ve partinin bu işin peşini bırakmayacağı yönünde.

Öte yandan Deniz Baykal zehrini de saçtı giderken. Arkadaş çevrelerinde her daim bahsedilen, ’dünya yıkılsa AKP’den bilecek’ geyiğini bir kere daha gerçekleştirdi. Muhtemel bir komplonun iktidar partisinin elinden çıkacağını belirtti yaptığı basın toplantısında. Mümkün görünmüyor; zira Deniz Baykal’ın varlığı her daim AKP’nin işine geliyor. Çok iyi biliniyor ki, büyük bir kitle kendisinden ötürü CHP’ye oy vermiyor. Oyunu veren de isteksiz basıyor damgasını pusulasına. Velhasıl, AKP bu derece saçma bir hareket yapmaz. Üstelik, Erdoğan’ın ilk tepkisi de videonun kaldırılması yönünde. Sağduyulu bir siyasetçinin vereceği karar budur elbette, ancak iktidar partisi içerisinde yaşanan panik havası da Baykal’ın geri dönmesi yönünde. Bunu şu şekilde açıklayabiliriz; Fenerbahçe tribünlerinin her seçimde rahmetli Canaydın’ı desteklemesi gibi.

Şahsi kanaatim ise, Derya Sazak ile aynı doğrultuda. CHP içindeki muhalif kanatın, büyük bir komplosu hiç de yabana atılacak bir durum değil. İlerleyen günlerde göreceğiz elbette bunun sonucunu. 2009 yerel seçimlerinde Gürsel Tekin ve Kemal Kılıçdaroğlu, parti adını kullanmadan, büyük bir heyecan kazandırdılar. Görüldüğü üzere bu ikili halktan kopuk tanımını tamamen ekarte ediyorlar. Bu da aslında Baykallı CHP’nin halk üzerinde yarattığı tahribatın iyi bir örneği. 94 yerel seçimlerinden beri Milli Görüş’ü bu derece zorlayan bir sosyal demokrat aday ve hatta aday çıkmamıştı. Bununla beraber, İstanbul’da yaşanan şaibeli sayımın da, seçmen üzerinde yarattığı güvensizlik duygusu var. CHP, eğer Baykal’ın değil de, iddia ettikleri gibi Atatürk’ün partisi olduğunu kamuoyuna kanıtlamak istiyorsa bu pisliğin üzerine Baykalsız bir temek inşa etmelidir. Ne yazık ki, partiden gelen haberler ise tam tersini; Baykalla devam edileceği yönünde.

İki hafta sonra olağan kurultay var. Baykal tekrar seçilecektir, bir anda yaşanan tüm sevinç patlamaları içeride dizgilense iyi olur.