Hürriyet

8 Haziran 2010 Salı

Bu Sabah Yağmur Var İstanbul'da

İstanbul’da yağmur var. Yağmur denebilir mi bilemiyorum açıkçası. Anlatıldığı kadarıyla bir afet mevzu bahis. Izmir’de artık yok o yağmur bulutlarından. Günlerdir kapalıydı hava. Izmir sıcağının çözülmesi harika. Yağmurun da yağması güzel. Ama en güzeli o günlerden esen çocukluk hatıraları herhalde.

‘Bu sabah yağmur var İstanbul’da’

1984 yılında bestelenmiş, yada yayınlanmış mı denir bilemedim. MFÖ’nün her daim harika olan bestelerinden ilk sıralarda yer alan bir parça. Ben, bunu en çok Okuma Bayramı öncesinde dinlediğimi hatırlıyorum. Ses, koku herhalde geçmişi en çok çağrıştıran öğelerdir. Işte bu ses bana o günleri hatırlatıyor. Hani hafızamda özel bir yer edinmişliği yok tüm o anıların. Çoğunluğu silindi gitti bile. Dile kolay, 15-16 sene olmuş. Aslında hafızama güvenirim, ama iyiki de geriye kalan tek şey ’Bu Sabah Yağmur Var İstanbul’da’ olmuş.

Çok da kurcalamanın anlamı yok zaten anıları. Annemin gençliği, dedemin dinç olduğu yaşları, ananemin bütün evi altüst edip bir de bana bakabildiği yılları hatırlamamam lazım. Iyi zamanlardı onlar.

Ve kapanış da şöyle olmalı belki de;

’Şarkılarda düşünmek seni bana getirmez ki...’

Bir İstek

Uzun zamandır kendim için bir şeyler yazma fırsatım olmadı. En azından hayatın bana bu fırsatı verdiğine inanmıyorum. Insanlar çoğu zaman, ortada belirli bir sorumlu yoksa, ve diğer sebep de kendileriyse, işte o sorumluluğu üstlerine almıyorlar. Işte ben de o durumdayım şu anda. Zamanımın olmaması ve hatta çok uzun zamandır neredeyse her hafta bir şeylerden not almamın bir yere kadar bahanesi olabilir. Ama şimdilik bu gerçeği düşünmek yerine, kaderime razı olmayı tercih ediyorum.

Savaş, her yerde savaş. Bu benim hayatım. Başkalarının ve belki çoğunluğun hayatı bu şekilde değil.

‘Onlar bilmez, bakarlar yüzüme’

demiş Mor ve Ötesi bir zamanlar.

Kendi hayatımdan şikayetçiyim, kimse istemezdi buna benzer bir şeyleri. Daha kötüleri yok demek haksızlık. Ama umduğum kadar iyi olamamak, akla gelen her konuda, beyin yiyen bir örümcek gibi. Solucan daha uygun elbette PF öğretilerine göre.

Diğerlerinin hayatlarına gıpta ediyorum yine de. Yani, bazen öyle olaylar yaşıyorlar ki, zor zamanlarında bile bir şekilde gülebiliyorlar. Bir çeşit komedi dizisi gibi, en azından. Geride anlatabilecekleri bir hikayeleri oluyor. Ben ve benim gibilerin de bu hayatta yekpare şansı, başımıza gel-e-meyen o komik hikayeleri yazabilmek. Bir şansım olsa yine de ilkini seçerdim. Gördüğüm kadarıyla ikincisinde de çok başarılı değilim. Belki ortalama üzeri bir hayalgücü, ama sıfıra yakın bir yazım yeteneğim var. Soyut kavramlar üzerinde kafa yorabilirken, iş somuta bağlandığı zaman hayatım zora giriyor.

Saat 4. kendi kafamı şişirmemeliyim günlük hayatta hiçbir işime yaramayacak kavramlarla. Belki başkalarının kafası şişer. Orası ayrı elbette.

Derdim senaryo gibi olmasıydı her şeyin. Elbette bir Truman Show değil beklentim. Planlanmamış, ama komediye dönük bir hayat. Sanırım bunca sene sonra bu kadarını haketmişimdir.

Hepsi bu…