Hürriyet

8 Haziran 2010 Salı

Bir İstek

Uzun zamandır kendim için bir şeyler yazma fırsatım olmadı. En azından hayatın bana bu fırsatı verdiğine inanmıyorum. Insanlar çoğu zaman, ortada belirli bir sorumlu yoksa, ve diğer sebep de kendileriyse, işte o sorumluluğu üstlerine almıyorlar. Işte ben de o durumdayım şu anda. Zamanımın olmaması ve hatta çok uzun zamandır neredeyse her hafta bir şeylerden not almamın bir yere kadar bahanesi olabilir. Ama şimdilik bu gerçeği düşünmek yerine, kaderime razı olmayı tercih ediyorum.

Savaş, her yerde savaş. Bu benim hayatım. Başkalarının ve belki çoğunluğun hayatı bu şekilde değil.

‘Onlar bilmez, bakarlar yüzüme’

demiş Mor ve Ötesi bir zamanlar.

Kendi hayatımdan şikayetçiyim, kimse istemezdi buna benzer bir şeyleri. Daha kötüleri yok demek haksızlık. Ama umduğum kadar iyi olamamak, akla gelen her konuda, beyin yiyen bir örümcek gibi. Solucan daha uygun elbette PF öğretilerine göre.

Diğerlerinin hayatlarına gıpta ediyorum yine de. Yani, bazen öyle olaylar yaşıyorlar ki, zor zamanlarında bile bir şekilde gülebiliyorlar. Bir çeşit komedi dizisi gibi, en azından. Geride anlatabilecekleri bir hikayeleri oluyor. Ben ve benim gibilerin de bu hayatta yekpare şansı, başımıza gel-e-meyen o komik hikayeleri yazabilmek. Bir şansım olsa yine de ilkini seçerdim. Gördüğüm kadarıyla ikincisinde de çok başarılı değilim. Belki ortalama üzeri bir hayalgücü, ama sıfıra yakın bir yazım yeteneğim var. Soyut kavramlar üzerinde kafa yorabilirken, iş somuta bağlandığı zaman hayatım zora giriyor.

Saat 4. kendi kafamı şişirmemeliyim günlük hayatta hiçbir işime yaramayacak kavramlarla. Belki başkalarının kafası şişer. Orası ayrı elbette.

Derdim senaryo gibi olmasıydı her şeyin. Elbette bir Truman Show değil beklentim. Planlanmamış, ama komediye dönük bir hayat. Sanırım bunca sene sonra bu kadarını haketmişimdir.

Hepsi bu…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder