Hürriyet

20 Aralık 2011 Salı

30=2.5

bak kaç ay, kaç yıl geçmiş görüyorsun değil mi? her şey ne kadar yolunda, her şey ne kadar harika seninle. bir sözüm vardı kendime verdiğim, 10 yıldan fazla olmuştur verdiğim.

o olay olduğu zaman kiminle olursam hayatımı ona adayacaktım. o sensin. seninle olmak, sana ait ve sahip olmak. mutlu yıllar sevdiğim, beraber.

not: yan 8 :)

17 Aralık 2011 Cumartesi

gemileri yakmak

'endülüs yalnızca gemileri yakana aittir.'

tarık bin ziyad gemilerini yakarken, kendisinden 1000 sene sonra yaşayacak insanların ne derece hayatını değiştireceğini kestiremiyordu herhalde. ya da birilerinin hayalleri için çocukluğuna dair her şeyi öldürmesini beklemezdi. ama oluyor. hayat bu, böyle yani.

çocukluğunu, kocaman adamlığını yaşadığın evde 48 saat bile bıraktırmaz sana gerçek dünya. ben ne zaman benim bilinçaltıma insem, bir şeyler tutup tekrar vuruyor gerçekleri suratıma. mutluyum evimde, işimde, beraber bütün haftayı geçirdiğim insanlardan çok mutluyum. ama... işte aması var. insan her sevdiği şeyi getiremiyor yanında. biraz ordan, biraz burdan toplayınca hayatında sevdiklerini parça parça kalıyor. ne gidiyor, ne kalıyor. 24 saat sonra tekrar istanbul'dayım. daha görmek istediğim çok kişi vardı burada. daha bu evde kalıp çok şey yapmak isterdim. tek tek her milimetresini çok özlüyorum. evden ayrılmak istemiyorum. daha yaşanacak çok şey var gibi geliyor. ama hayır. sonra işte olmuyor.

rüzgarsız uçuyordum kanatlarım yorulmuştu
küçük gözlerimle ne güzel düşler kurmuştum
ben büyürken sanki dünya küçülüyordu
renklendikçe hayat gözlerimi yoruyordu
gürültüler içinde sesimi duyan yoktu
beni bekliyordu gerçekler ellerinde boş kafeslerle

küçük bir çocukken uçmayı isterdim
ben hayal kurdukça biri bozuyor sanki hala

yüksek gökdelenler yapraksız ağaçlardı
bir aşkın gölgesinde hayal kuran var mı?
beni bekliyordu gerçekler ellerinde boş kafesler
kalmadı mevsimler, göçecek başka şehirler
havada süzülüyordum yoktu konacak bir kader
beni bekliyordu gerçekler ellerinde boş tüfeklerle

küçük bir çocukken uçmayı isterdim
ben hayal kurdukça biri bozuyor sanki hala

insan nasıl yaşar bu kadar dalgınlıkla, ikilemle, parçalanmayla bilemiyorum. nereye kadar dayanır ya da bilemiyorum. ama ama işte... keşke kimse hatırlamasa beni, kimse özlemese. kimseyi hatırlamasam, kimseyi özlemesem. daha kolay bir çözümü var mı bunun bilmiyorum. hayat kariyerim hep bir şeyleri özlemekle geçti. ben bunaldım, krizlerime çare bir şey bulamıyorum. çok sıkıldım. keşke alsam sizi yanıma, götürsem. olmuyor. maalesef.

vasiyetimdir:
dalgınlığınıza gelmek istiyorum
ve kaybolmak o dalgınlıkta"

~ didem madak

14 Aralık 2011 Çarşamba

düşünmek

ya iyi güzel şey seni düşünmek. çok eğlenceli. ama o eğlence bana pahalıya patlayabilir.

şöyle ki, bakışını hatırlıyorum gülüyorum. bir olaya tepkini aklıma getiriyorum gülüyorum. planlarını hatırlıyorum gülüyorum. sonracığıma krizanteme verdiğin tepkiyi hatırlıyorum daha çok gülüyorum. küçük bir şey görüyorum 'bak sen diyorum' diyorum içimden, dışımdan sadece gülüyorum. bazen mesela bindiğim bir toplu taşıma aracını, yada yürüdüğüm bir yolu, o yolun üzerinde neler var detayına kadar anlatıyorum içimden. ama şair burada bayrağa seslenerek anlatıyor tabi. öyle gülüyorum işte. anlamsız. yani insanlara göre. mesela aklıma benim için yaptığın güzel bir şey geliyor, ki sen hep güzel bir şeyler yapıyorsun zaten, ben yine gülüyorum.

işte sıkıntı şu ki hep topluluk içerisinde geliyor bu gülümseme durumu. bazen gülerken kendimi buluyorum. karşıdaki insanların gözleri karardığını fark ediyorum o zaman. kendimi deli gibi hissediyorum. zaten delirmeden de olmaz bazı şeyler farkındayım. ama işte düşünmek seni güzel bir şey. 15 milyonluk bir şehre anlatamam durumu. sanırım böyle kabul etmek zorundayım kendimi.

13 Aralık 2011 Salı

motivasyon bitmez

sahiden bitmez. her gün masasını silen, laptobunun üzerindeki parmak izlerini silen biriyim. masamı falan seviyorum herhalde.

Çok Pisliksiniz

vay rakıya mı gidiliyormuş, vay efendim anasonmuş. taşak mı geçiyorsunuz acaba? son 5 yılın rakı ortalamasını bu kadar düşürmüşken acaba insan mısınız?

bu arada rakısızlıktan çok acı çekiyorum. gerçekten çok acı çekiyorum anason kokusunu duymamak için. hayatımın uzun olması ve daha uzun yıllar içebilmem için ödemem gereken bedel bu.

7 Aralık 2011 Çarşamba

Teşekkür ederim

ezdik. yok ettik. parçaladık. mahvettik.

teşekkür ederim çocuklar.

iki dilek

o kadar nefret ettirdiler ki kendilerinden, o kadar iğrendirdiler ki varlıklarından. ve o kadar şanslılar ki bu hayatta. o dillere destan bala göte şansları olmasaydı kim kurtarırdı onları bilemem. şikeleri mi? onlar hep oldu, o kirli elleriyle kaç kupamızı gasp ettiler. ama gel gör ki, çekirdek kadrosuyla 93 akdeniz olimpiyatlarını kazanan, ingiltere 96'ya giden, dört sene üst üste şampiyon olup, avrupa'nın kralı olan takıma 'haluk ulusoy ama yea!' diyebilecek kadar düşman oldular. manchester gibi bir devi elerken bayrağımız mı yırtılmadı, rakipler mi desteklenmedi? metris'te yatan başkanları gibi biz tek, siz hepiniz gibi tamamen vasıfsızlıktan kaynaklı bir özgüven yaratırken, mevzu bahis bala göte, evet mk bala ve göte, nasıl iyi işliyor o bal görün, hatırlayın, unutmayın diye diyorum, 6 kasımı yaşarken, 'êzikler, sizin paranız yok!' dedikleri sene, kupayı ellerinden alırken siz çok şanslıydınız. aramızda hangimiz eylül 2003'te oynanan o maçı unuttu acaba? ya da mayıs 2001'de elimizden alınan beşinci kupamızı? şikeden içeride yatanlarınıza acıyorsam namerdim. 'ama haluk ulusoy yea' diye ağlarken, hakkımız olanları elimizden alanlara zerre acıyorsam namerdim.

ondan bu gece tüm sakinliğimi, nezaketimi bozacağım. 5-1 kazanılan finalden sonra bile rakibi tahrik etmemeye dikkat etmiştim.

şimdi durum başka. şimdi şikeyle hak gasp eden takıma had bildirme zamanı. şimdi kendisini dev aynasında görenin camlarını, çerçevelerini indirme zamanı.

ezin onları, yok edin onları.

http://inciswf.com/fenerananinami.swf

'iki dileğim var cimbom,
ikisi de fenere koymak'

6 Aralık 2011 Salı

kartvizit

hala günlük elbiselerimle kartvizitimin elime almanın sevincini yaşıyorum.

28 Kasım 2011 Pazartesi

Bırak Zaman Aksın

'güneyin masum bir sahil evinde, aynı kırgın dalgayla terkedilmişken, lütfen bırak tepinsinler üstümde... bunu çoktan hakettim'

99 yılında piyasaya çıkan mvö albümü bu. mvö'nün çocukluktan çıkıp, bana kalırsa da ergenliğinin şarkısıdır. ben bunu dinlediğim zamanlarda da 03-04 yıllarını yaşıyorduk. tam bir 15-16 yaş havası vardı üzerimde. ama karşımda ki onu anlayabilecek kalibrede değildi. 2012'ye gelirken, ben de 24 yaşından zaman alırken bunu tekrar tekrar dinleyebileceğim bir şans verdi hayat bana. ve ben bu şansı tam 2.5 yıldır değerlendirmeye çalışıyorum, elimden gelenin en iyisini yaparak. zaten karşımda ki de bana beni daha iyi şeyler yapmam konusunda hiçbir şey yapmadan zorluyor.

harun'un sesinin çocuk olduğu zamanları hatırlıyorum. sonra kendime bakıyorum.

yıllarca mucize beklediğim zamanları anımsıyorum. her şeyin bir sonu olacağını, filmimin mutlu sonla biteceğini hayal ederdim. şimdi;

'...and if a double-decker bus crashes into us to die by your side
such a heavenly way to die'

yaşamak varken seninle ama, daha başka bir his bu tabi. anlatamam. ama gözlerimden anlarsın. tabi kendi güzel gözlerini biraz açman gerekebilir bunun için :)

'mutfakta çıplak ayak sesin, huzur mu bu mucize arzusu...'

şu hayatta beni mucizeye inandıran tek şeysin. hatırlasana bizim başlama eşiğimizde benim ve benden dolayı senin yaşadıklarını.

tam da o zaman redd çıkıp

'seni buldum arıyordum kaybetmem bir daha'

demişti. sen de bana sormuştun, nasıl bu kadar soft dinleyebiliyorsun diye. daha sertini dinlemem ki ben. ama senin fısıltılarını dinlerim. dinledim de hep.

yolum senin yolun olsun, gelişim olsun, dönüşüm olmasın kadifeli gelinim.

2.5 senemiz oldu. 10 katı, 100 katı, 1000 katı olsun. hepsini kutlayalım. çocuklarımız ve torunlarımızla beraber. yarı bilimkurgularda olduğu gibi, uzun yaşayalım. beraber çok uzun yaşayalım.

nice 1000 günlere sevgilim...

23 Kasım 2011 Çarşamba

Yeniçarşım.com ile Evden Çıkmadan Çarşıya Çıkıyoruz!

Ekim ayından bu yana yayında olan Yeniçarşım.com, alışkın olduğumuz e-ticaret sitelerinden oldukça farklı. Site şimdiden sloganı olan “Evden çıkmadan çarşıya çık” mottosunu fazlasıyla yerine getiriyor. Çünkü şimdiden Yeniçarşım.com’da yüzlerce mağaza var ve siz dilediğiniz ürünü bu mağazalar arasından seçerek kolaylıkla satın alabiliyorsunuz. Üstelik, internetten alışveriş yaparken en çok çekindiğimiz “güvenlik” engelini Hürriyet Güvenli Alışveriş Sistemi ile çözmüşler. Sistemi açıklayan video:

Yeniçarşım.com’un diğer alışveriş sitelerinden önemli farkları var. Platformun en belirgin karakteristiği olan alıcı ile satıcıyı bir araya getirme stratejisi, satıcıların (mağazaların) ticari kuruluş olması gibi akıllıca bir taktikle desteklenerek, son derece başarılı bir sistem getirilmiş durumda. Yeniçarşım.com’da satış yapan her mağaza, ticari unvana sahip, fatura kesen ve dolayısıyla garantili ürün satan mağazalar. Bu sayede aynı ürünü birden fazla mağaza arasından güvenle seçerek satın alabiliyorsunuz. Herhangi bir problemde “Hürriyet Güvenli Alışveriş Sistemi” ve Yeniçarşım’ın başarılı müşteri hizmetleri departmanı hizmetinizde.

www.yenicarsim.com'da 24 farklı kategoride onbinlerce ürün bulunuyor. Giyimden aksesuara, elektronikten beyaz eşyaya kadar aradığınız her şey Yeniçarşım.com’da.

Ayrıca, www.facebook.com/yenicarsim ve www.twitter.com/yenicarsim adreslerinden ise Yeniçarşım’ı takip edebilir, kampanya ve fırsatlardan haberdar olabilirsiniz.

Bir bumads advertorial içeriğidir.


21 Kasım 2011 Pazartesi

mucize

bana diyorsun ya 'senin yanında olmak için oralarda bir restorantta bile çalışırım.'


güneş doğdu ruhuma
sustum, umudumu gördüm onda
bir şey bilsem söyliycem
seni sevdigimden başka

aptallığın bile tam bana göre
çocuksun sen de
yok yok yok, bu mutluluktan
ağlıycam şimdi
yok yok yok yok
ağlıycam şimdi, yapma

bir sözüm bin yere gider, en sonunda
gözlerime bir bak yeter

mutfakta çıplak ayak sesin
huzur mu bu, mucize arzusu
sonsuzdum ve mahvoldum
güneşli gün yalanlarıyla avundum


kendimden fazla seviyorum.

15 Kasım 2011 Salı

sitcom

ara ara eğlenceli parçalar sunuyor hayat bana. Bir tam gün boyunca grip aşısına karşı defans yapmam, aşı işinin yarına kalması falan ilginç yaptı günümü. İğneden korkan iğne olsun da, o aşının hastalığıyla kim uğraşacak allasen? Hem ben hasta oldum ki, hatta kronik burun akıntımdan dolayı 7/24 hasta sanıyor insanlar beni. Daha ne? Alerji tabi.

14 Kasım 2011 Pazartesi

katlanabilite



ahahaha mustafa sandal'ı böyle de mi görecekti bu gözler?


mustafa sandal var. bir de akasya aslıtürkmen var. aynı dizide oynuyorlar. vallahi bu kadar büyük çelişkide bırakılmaz insan. fragmanları geçmem mi lazım, izlemem mi lazım bilemedim.

günlük

işe git, eve gel, yemek yap, etrafı temizle, duş al, azcık tv izle, yat ve uyu. şimdilik böyleyiz. başka da bir değişiklik olmayacak bir süre.

evet durumumuz böyle. bir insan neden evlenir sorusunun cevabını buradan çıkarabilirsiniz.

yes you can

söz

'Bıçakla kesip de arkaya bakmama eğitimi' sonucunda yapabileceğimden emin olduğum bir söz.

Bir gün, bundan seneler sonraki patronum çocuğumun karne gününde vs 'sen nereye gidiyon öyle, gidemezsin' derse boş kağıda imzasını ister, sonrasında istifa ederim.

Bir de eğer kendi patronum olmazsam.

11 Kasım 2011 Cuma

pilav

ortalama bir yemek yapıcısı olmak için buna kasmam lazım. hafta sonu üzerinde çalışıcam. amin.

yalnızken evde duyulan sesler

çok oluyor bunlardan. çamaşır makinesi, buzdolabı, şofben, yerine göre her şeyden gelen seslerdir bunlar. huşu içerisinde otururken evinin salonunda pat pat bunlardan ses geliyor. bazen üst kata çıkan acele ayak sesleri de duyuluyor. bazen dışarıdan gelen konuşmalar falan duyuluyor. ama o sessiz, sakin. rahatsız edici değil. gerçi buralarda hiçbir şey rahatsız edici değil. uyumak güzel sessiz sedasız. uyanmak da, uyandırılmadan gayet güzel. seslere de alıştık artık. değil mi güntekin?

9 Kasım 2011 Çarşamba

parti bitmiş

Ben bu şehirden ayrılıyorum ve eğer bir gün özlersem bu şehri tekrar dönerim. Ama son gecemden bakınca tekrar özlememin imkanlı olduğunu düşünmüyorum. Yine de burada büyüdüm, burada yaşadım, karşılıklı kahırlarımızı çektik. Hem ailem hala içinde… Birkaç sevdiğim insan bile var bu şehirde hala yaşayan. Bilemiyorum ne olur.
Ama her kasımda aşk sizin için nasıl başka oluyorsa, benim için de nostalji bir başka oluyor. Yollar dönüp, dolaşıp geliyor 2001 Kasımına. Anlatabileceğim bir şey yok. Tekrar da yaşamayacağım için o ergen günlerimi fazla kurcalamak da benim işime gelmiyor açıkçası.

Bu gelişim biraz yalnızdı. Gerçi ben de olacakları hissetmiş gibi hazırlanmış geldim. Yarın döndüğüm zaman birileri arkamdan vefasız diyecek, söylenecek. Ama ben açık açık gelişimi, gidişimi belirttim. İnsanların sadece ikiyüzlü oldukları zamanlar bu zamanlar. Açıkça bildirince görmemezlikten geliyorlar, sonradan da ‘ama hiç görüşemedik’ diyebiliyorlar. Oysa belki ben de görüşmek istememişimdir. Kim bilir? Ama mesela kasım 2001 olsaydı bugün, ben yarın 8K’ya girsem, Mcan olsa, artık görüşmediğim birileri de olsa o sınıfta falan, değişik bir his olurdu gibi. Ben nereden bileyim o zamanlarda, 10 sene sonra başka bir şehirde, hiç hesaplamadığım hatta varlığını o zamanlar kimsenin bilmediği bir işi yapacağımı. Gerçi yine aynı yollardan geçsem, yine yapardım bugün yaptığım şeyi. Yine İstanbul’a taşınır, yine aynı yerde çalışırdım. O konuda zaten sıkıntımız da yok.

Ama ne mi oldu Kasım 2001’de? Ben büyüdüm biraz galiba. Sonuçta ergenlik de bir büyümedir. Ama ben o zamanlarda ilk kez herkese ulaşabilme gücümü keşfettim. Benim arkamda dayanabileceğim, sırtımı verip de başka şeylerle uğraşabileceğim birileri vardı o zamanlar. Bando vardı, tüm gün izin vardı sonra mesela. Cossacks oynardık sonrasında. Sonra evime dönerdim. Sonra yine çıkardım, hafta sonları dershaneye giderdim o zamanlarda. Çıkınca da yine buluşurdum sırtımı dayayabildiğim insanlarla. Eğlenceli olurdu. O zamanlar 10 milyon yeterdi bana hafta sonumu geçirebilmem için. Şimdi altı sıfır kandırmacası yapılsa da 10 milyon ne yetiyor tek başına, ne de başka eksikleri gideriyor daha fazlası.

O zamanlar güzeldi. Bir daha geri gelmeyecekler. Ne ben anlatabilirim birilerine, o zamanlar yanımda olanlar hariç, ne de siz anlayabilirsiniz iki gündür neden taktığımı bu kadar.

İzmir’den sevgiler, ve hoşçakalın.

Belki bir gün yine bu şehirden seslenirim.

8 Kasım 2011 Salı

herkes gitmiş

öncelikle gecenin 4ünde yazdığım bu zırva -sizin için en azından- tamamen bana ait, kişisel geçmişime ve bahsedeceğim günlerin güzelliğine hasretimden yazıldı. Bu resmi ağızları bırakırsam şayet demek istediğim şey şu, bunu okumak ikinci tekiller için zaman kaybı. Çok merak ederseniz ben size anlatırım. Eğer anlatmaya değerseniz.

'buraya bile aklımdan geçen her şeyin tamamını yazamadım' eylül 2002.

O ayın öncesinde yatan şeyler de 10 sene önce bugünlere denk geliyor. Kasım 2001 nereden bakarsan bak içindeyken oldukça sıkıntılı, bugünden bakınca da 'allahından belanı aramışsın, bulmuşsun' ayıydı.

Şimdi benim hatırladığım zamanlarda o kadar çok isim ve o kadar çok özlediğim şey kalmış ki, size o günleri hatırlatasım geldi. Göksel abla depresyondan para kazanmıştı, kenan doğulu da çukurova'da mevsimlik olarak çalıştığı pamuk kalplerden taşınıp paranın amına koyuyordu. Bir de yonca lodi anlatna diyordu, ama anlatılmaması gereken neydi 10 sene sonra hala anlamış değilim. 3 tanesi bunlardandı işte. muhakkak ki o geyik gelicek, üniversitede olanlar bile hatırlamayabilir bu şarkıların radyoda döndüğü zamanları.

Okuldan dön, Cossaks oyna, mcanla konuş, yat uyu. Hayatın kabacasının bu olduğu günlerdi. Ara ara da 13 yaşın gazıyla aşık olup, kısa zamanda tüm ergenliğimizle unutuyorduk hatunları.

Bugünkü öfkemin, kindarlığımın falan herhalde kaynağı o günlerdi. Öyle olması çok mantıklı çünkü sıkıntıdan bunlara sardırmışım. Öfke var da kindarlıkla falan uğraşamam herhalde, neticede plan ister intikam almak. Kim uğraşıcak allasen?

Bunu vol 1 olarak kabul ediyorum. Telefon klavyesinden parmak kası yaptım zaar.

7 Kasım 2011 Pazartesi

İzmir

Ben bu şehre ne zaman gelsem, benim için depresyon başlıyor. Artık sevmediğim -sevemediğim- insanlar, yerler, mekanlar, o kirli havası, sahili, uyku öncesindeki tavırları vs vs vs. 3 gün oldu şimdi ama sevdiğim her şeyi alıp geri dönesim var İstanbul'a. Ben orası için var olmuşum, şimdi burada yokum.

5 Kasım 2011 Cumartesi

olmadı değil mi?

aylar sonra izmir'e ayak bastım. bıraktığım gibi kalmamış ki hiçbir şey burada. odam bile değişmiş. şehir bile değişmiştir belki. belki her şey aynı kalmıştır da, ben çok değişmişimdir.

bana ait olmadığı kesin artık buranın. her gelişimde izmir için daha az duygu besliyorum. geldiğim ev de yabancı tabi bana. yani oradaki evim. kasıyorum, çok çabalıyorum bana ait olduğunu hissetmek için.

odama bakıyorum öyle boş boş saatlerdir. nerede ne var hatırlamıyorum. birkaç ay önceyi unutmuşum işte.

işte öyle.

bu geliş de olmadı sanki.

27 Ekim 2011 Perşembe

Van için Herkes Tek Yürek!

Van Depremi'ne duyarlılık gösteren ve zor durumda olan depremzedelere yardım elini uzatmak isteyen vatandaşlarımız için bir liste hazırladık. Aşağıdaki kanallardan dilediğinizi seçerek yardımlarınızı en kolay şekilde Van'a ulaştırabilirsiniz:

1. KIZILAY
2868'e tüm operatörlerden boş bir SMS göndererek Kızılay'a 5 TL bağışta bulunabilirsiniz.

Ayrıca havale yoluyla destek olmak isteyenler, tüm bankalardaki "Türk Kızılayı" hesaplarından bağış yapabilir. Ayni bağışlar Türk Kızılayı lojistik merkezleri ve şubeleri tarafından kabul edilecektir. Tüm Kızılay şubelerinin iletişim numaralarını buradan öğrenebilirsiniz.

2. AKUT
Tüm GSM operatörlerinden 2930'a göndereceğiniz AKUT yazan bir SMS ile AKUT'a 5 TL bağışta bulunabilirsiniz.

Kredi kartını kullanarak internet üzerinden bağış yapmak isteyen vatandaşlarımız CardFinans ya da diğer banka kartlarını kullanarak bağışta bulunabilirler.

Havale/EFT için Banka Hesap Numaraları;
T. İş Bankası - Gayrettepe Şubesi - TR14 0006 4000 0011 0800 6666 63
Finansbank - Gayrettepe Şubesi - TR92 0011 1000 0000 0001 9576 70
Garanti Bankası - Ortaklar Cad. Şubesi - TR26 0006 2000 3570 0000 0029 30

3. BAŞBAKANLIK YARDIM KAMPANYASI
Başbakanlık tarafından Van’da yaşanan deprem nedeniyle başlatılan yardım kampanyası çerçevesinde saptanan banka hesap numaralarına buradan ulaşabilirsiniz.

4. KARGO FİRMALARI
Yurtiçi Kargo, PTT Kargo, MNG Kargo ve Aras Kargo yardım gönderilerini ücretsiz olarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaktadır.

5. HÜRRİYET EVLERİ
Deprem sonrası yaralarını sarmaya çalışan ve kış öncesinde evsiz kalan Van için Hürriyet Gazetesi de büyük bir seferberlik başlattı. Hürriyet, Van’da kış koşullarına dayanıklı, mutfak, banyo ve tuvaleti olan "Hürriyet Evleri" kuracak. Kızılay işbirliğinde başlatılan kampanya ile her biri 6 bin liraya kurulacak evler, evsiz kalan vatandaşlara sıcak bir yuva olacak.

Van Depremi - Hürriyet Gazetesi Bağış Hesapları
T. İş Bankası Mithatpaşa Şubesi
4228 - 0971947 / IBAN TR370006400000142280971947
T.C. Ziraat Bankası Kızılay Şubesi
Hesap No 685-2868-5189 / IBAN TR060001000685000028685189
Garanti Bankası Kızılay Şubesi
Hesap adı: Van Depremi - Hürriyet
Şube: 082 Hesap No: 6294703 / IBAN TR72 0006 2000 0820 0006 2947 03

Yapacağınız ufak bir yardım zor durumdaki bir çok insanı hayata bağlayan bir umut olacaktır. Mesajımızın ulaştığı herkesi, deprem bölgesinde yardıma ihtiyacı olan vatandaşlarımıza yardım etmeye davet ediyoruz.


Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.

24 Ekim 2011 Pazartesi

reklam aldık burada

bir ara buralar doldurulacak tekrardan. biraz zaman sadece :)

18 Ekim 2011 Salı

there is light that never goes out

bir haftayı geçti, kapalı hava. her gün, her hafta içi high hopes'u dinlediğimiz köprüden geçiyorum. mevsim yazdı o zaman. bundan birkaç sene önceydi yıl. ilk ayımız içinde bile olabilirdi. 129t'nin çalıştığı zamanlardı. taksim'e geçiyorduk çamlıca'dan.

aradan bir yıla yakın zaman sonra, ve bugünden baya zaman önce bir mayıs gecesinde köprünün ışıkları insanın başını döndürürken arka planda çalan şarkı yine buydu. bir gelsen, bir daha gelebilsen evime, evimize... sadece bize ait olan yere.

take me out tonight
where there's music and there's people
and they're young and alive
driving in your car
i never never want to go home
because i haven't got one
anymore

take me out tonight
because i want to see people and i
want to see life
driving in your car
oh, please don't drop me home
because it's not my home, it's their
home, and i'm welcome no more

and if a double-decker bus
crashes into us
to die by your side
is such a heavenly way to die
and if a ten-ton truck
kills the both of us
to die by your side
well, the pleasure - the privilege is mine

take me out tonight
take me anywhere, i don't care
i don't care, i don't care
and in the darkened underpass
i thought oh god, my chance has come at last
(but then a strange fear gripped me and i
just couldn't ask)

take me out tonight
oh, take me anywhere, i don't care
i don't care, i don't care
driving in your car
i never never want to go home
because i haven't got one, da ...
oh, i haven't got one

and if a double-decker bus
crashes into us
to die by your side
is such a heavenly way to die
and if a ten-ton truck
kills the both of us
to die by your side
well, the pleasure - the privilege is mine

oh, there is a light that never goes out
there is a light that never goes out
there is a light that never goes out

16 Ekim 2011 Pazar

10 gün sonra

bu esnada her şey zor ilerledi. çok zor, hepsini anlatamam. anlatmam da. bazı olanları belki yıllar sonra anlatabilirim. onda da çok bilinçsiz olmam lazım. bu da zor bir durum benim için.

cuma anne geldi. gittim, aldım onu havaalanından. sonra cumartesi imza atıldı, pazar temizlik vardı. pazartesi eve taşındık. eşyalar geldi, gedikler kapatıldı, düzene geçildi. geçildi sayılır. internet varsa düzen vardır orda.

daha kolay olabilirdi. günlerce ağrımadık noktam kalmadı. hem yine daha kolay olabilirdi. olamayacağını biliyorum.

15 Ekim 2011 Cumartesi

bir şey olacağı yok ama insan bekliyor işte

gözyaşların kurumuştu
hem de hiç ağlamadan
karşılıklı unutmuştuk
hem de hiç unutmadan

hep seni hatırlatır
her cama çarptığında
sırılsıklamdık yağmurda
galata’da rıhtımda

ne yazık, demiştin
sevgi yok hiç gözlerinde
yıldızların altında
boş ver demiştin, konuşma
galata’da rıhtımda

yağmur yağdı bütün gece
damlalar penceremde
bir şey olacağı yok ama
insan bekliyor…bekliyor işte.

hep seni hatırlatır
her cama çarptığında
sırılsıklamdık yağmurda
galata’da rıhtımda

ne yazık, demiştin
sevgi yok hiç gözlerinde
yıldızların altında
boş ver demiştin, konuşma
galata’da rıhtımda

ne yazık, demiştin
sevgi yok hiç gözlerinde
yıldızların altında
boş ver demiştin, konuşma
galata’da rıhtımda

6 Ekim 2011 Perşembe

Yeni Ev, Yeni Umutlar

Taşınma sürecim yarın gece itibariyle başlıyor. Birkaç güne yepyeni bir evim, yepyeni bir hayatım olacak. Şu ana kadar istediğim yalnız yaşama, barbar hayatını gerçekleştirebilirim. Umarım her şey yolunda gider.

Sevdiklerinize Doğum Günü Hürriyet'i Verin


Hürriyet Gazetesi'nden okurlarına doğum günü, sevgililer günü, yıl dönümü ve diğer tüm özel günler için unutamayacakları bir hediye fırsatı!

Doğduğunuz gün Türkiye'de ve dünyada neler olduğunu hiç merak ettiniz mi?

Hürriyet, ilk yayın tarihi 01.05.1948'den günümüze kadar olan tüm baskılarının birinci sayfalarını kullanımınıza sunuyor. Bu sayede aileniz ve sevdiklerinize, doğum günlerine ait sayfayı armağan ederek bu özel günleri unutulmaz kılabilirsiniz. Ya da dilerseniz kendi doğduğunuz güne ait gazetenin ilk sayfasını sipariş edip saklamanız mümkün.

Size özel Hürriyet'inizi, orijinal gazete kağıdına baskılı olarak farklı ebatlarda seçebilirsiniz. Ayrıca ister karton tüp içerisinde, ister özel kutuda, isterseniz de oldukça şık bir ahşap çerçeve içerisinde sipariş verebilirsiniz.

Bunun için tek yapmanız gereken http://satis.hurriyet.com.tr adresini ziyaret ederek istediğiniz tarihi belirtmeniz!


Bir bumads advertorial içeriğidir.

3 Ekim 2011 Pazartesi

acıbadem

umut burada bitmez. asla bitmez.

2 Ekim 2011 Pazar

korku filmi gerçekleri

foursquare

28 Eylül 2011 Çarşamba

İlk Neşter

Son günlerde olanlara her şeyden umut çıkartarak ilk neşteri vurmuş bulunuyorum. Daha iyi olmayabilir de ama ilk şoku atlatmam iyi oldu. Su'yum, beni en baştan beri bu duruma hazırlamaya çalışan patronum, annem, Ozan, Perç ve en nihayet az önce arayan halam da üstüste gelen kroşelerden biraz olsun yırtmamı sağladılar. İyi oldu. Daha iyi değil belki ama ilk neşter önemliydi, kısa sürede toparlanmam lazımdı. Olacak sanırım da.

27 Eylül 2011 Salı

daddy's gone

herhalde şöyle bir şey çok, çok ve fazlasıyla uygun olacak. maalesef durum da bu. iki gündür minimuma indirdim iletişimimi her şeyle. iyi de olur gibime geliyor. beklediğim bazı şeyler oldu, olmamasını dilediğim. konu dağılmasın. dinleyin Glasvegas'tan.

http://fizy.com/#s/2b5vn8

how you are my hero
how your never here though
remember times when you put me on your shoulders
how i wish it was forever you would hold us
right now im too young to know
how in the future it will affect me when you go
you could have had it all
you, me, and mum y`know
anything was possible

i wont be the lonley one
sitting on my own and sad
a fifty year old
reminiscing what i had

i wont be the lonley one
sitting on my own and sad
forget your dad, he's gone

all i wanted was a kick-a-bout in the park
for you to race me home when it was nearly getting dark
how i could've been yours, and you be mine
it could've been me and you until the end of time
do what you want, when you want
be as fuckin' insincere as you can
what kind of way is that to treat your wife
to see your son on saturdays
what way is that to live your life?

i wont be the lonley one
sitting on my own and sad
a fifty year old
reminiscing what i had

i wont be the lonley one
sitting on my own and sad
forget your dad, he's gone

26 Eylül 2011 Pazartesi

Mutsuzluk

Üzgünüm, mutsuzum. Kimse bana daha fazlasını vaat etmedi. Bunun bilincindeyim. Ama böylesi olmamalıydı. Ben zamanla tüm ekonomik özgürlüğümü kazanmak isterken, şimdi büsbütün İzmir’e ve Eskişehir’e muhtaç kaldım. Asıl yıkan bu mu, yoksa tatmin olmamam mı bilemiyorum. Çok fazla bilmek isterdim. Olmuyor. İçime sinmiyor. Ama pes edersem ölürüm. Aynaya bakamam. Ondan dolayı pes etmek yok. Edemem.

Annemin 'daha uygun bir ev baksan' demesi, babadan net bir cevap gelmemesi, benim ayda o kadarla kalmam... Çok boğuluyorum. Çok boğuldum. Kendimi hala üç kuruşa muhtaç biri gibi hissetmem... Saçma sapan hayallerim vardı. Zaten para harcamayan biri olarak, elimde para bile tutabilecektim. Olmuyor, olamıyor. Sabretmem lazım. Yine de tüm bu iyi niyet hareketlerim yukarıda saydığım sebeplerden dolayı boğazımın düğümlenmesini engellemiyor. Her şey için savaşmak zorunda kaldım. Biraz olsun şans bana güler diye bekledim. Olmadı, oysa istediğim çok da değildi. Dayanmam lazım. Konuştuklarıma inanıyorum yürekten. Ellerinde olsa daha iyi olurdu biliyorum. Ama yine de, çocukluktan falan sonra şöyle 'oh' deyip kendimi, kendi yatağıma atmak isterdim. Öyle görünüyor ki, kısa vadede başarmam mümkün değil.

İstanbul’a ilk geldiğimde Ozan bana ‘sonunda hayalini gerçekleştirdin’ demişti. Son 4 yılın hayali buydu. Oldu da. Daha iyi olacak her şey. Çok daha iyi olacak. Şimdiden başlamam lazım.

25 Eylül 2011 Pazar

yaşamak bazen sabır ister

Kendimi bir şeylerden mahrum kalmış hissediyorum. Çok isteyince olmadığını görüyorum. Tüm beddualarım kendi üzerime.

Farkındayım yerle gök birbirine girmedikçe birilerini mutlu kılamam, kılamıyorum. Sadece çok üzgünüm. Bu da benim lanetimmiş işte. Kral dönmedi. Aragorn değilmişim meğersem, Arwen olsan da.

Ama sen her şeyden çok güzelsin, bir bilsen.

22 Eylül 2011 Perşembe

1 Milyon Çocuk Burada!




Türkiye’nin en çok tercih edilen çocuk ve gençlik portalı Tipeez.com, iki yıldan kısa bir zamanda 1.000.000 üyeye ulaştı!

Her hafta birbirinden çeşitli aktiviteleri ve eğlenceli sürprizleriyle dijital neslin nabzını tutan Tipeez, hem 18 yaş altı çocuk ve gençlerin, hem de ebeveynlerin ilk tercihi olmayı sürdürüyor. Üyelerinin yaratıcılıklarını ve ifade yeteneklerini geliştirmeye yönelik ödüllü yarışmaları, eğlenceli oyunları sayesinde portal, kısa sürede tam 1.000.000 çocuğun uğrak yeri haline geldi. Gece 22:00’de kapanan sohbet odaları, deneyimli moderasyon ekibi, ebeveyne kontrol yetkisi sağlayan özel sistemi, kaba ve müstehcen konuşmalara izin vermeyen patentli programıyla Tipeez.com’da, birbirinden farklı birçok güvenlik önlemi mevcut.

Çocuk ve gençlere, özenle tasarlanmış güvenli bir ortamda bilinçli internet kullanımı tecrübesi yaşatan portalda sürekli güncel haberlerin yayınlandığı bir haber kanalı da mevcut. Bu haber kanalı aracılığıyla Tipeez, üyelerine haber okuma alışkanlığı kazandırmakla kalmıyor, aynı zamanda gündemdeki gelişmeleri yorumlamaya ve sorgulamaya da teşvik ediyor.

Siz de geç kalmadan Tipeez Dünyası’nı keşfetmek için tıklayın!


Bir bumads advertorial içeriğidir.

19 Eylül 2011 Pazartesi

ev işi

iş işine bağlı olarak ilerleme gösterdik son 1 haftada. kolay da oldu aslında, şimdilik. lakin herkesin bana ev tutası geldi. insanlar yığınla kiralık ev yolluyor bana söğütlüçeşme'de, acıbadem'de... orda burda.

15 güne yeni ev, yeni hayaller.

18 Eylül 2011 Pazar

İnsan Eğitimi

İnsanlar üzerinde oynamayı seviyorum. Zor değil, güzellikle oluyor, en azından çoğunlukla. Ama örneğimizi verelim;

Üst sokakta bir dayı var tekel bayii. Kendisinden sigara olsun, efendime söyleyeyim türlü içecekler olsun bu tür alışverişimizi kendisiyle yaparız son 1.5 aydır. Gel gelelim bu dayının ticaret yapmaktan bıktığı yüzünden belli oluyor. İstediğimiz şeyi söylerken yüzü falan buruşuyor, suratımıza atmıyor ama ne azından. O seviyeye henüz gelmedi kendisi. Bu anlattıklarım birkaç gün öncesine kadar oluyordu en azından.

Bir süre sonra ‘sikerler’ düsturuyla hareket edip, hem daha kolay hem de en azından kartla ödeyebildiğim bir bakkal buldum. Ona para kazandırdım bir miktar. Sonra, birkaç gün önce az önce bahsettiğim dayıya muhtaç kaldım. Para akışının takiben kendisinin açtığı konu üzerine medya tartıştık. Ben ona Habermas’tan sonracığıma Marx’tan nağmeler düzemedim, ama o bana uluslararası komplolardan falan bahsetti. Olaya zaten akademik bakamıyordum, ama olaydan soğuttu iyice beni. Bunca zaman suratıma suratıma yönelttiği tüm ifadenin acısını çıkartırcasına muhabbet manyağı etti beni.

Neyse, bu mevzu aklımdan çıktı bugüne kadar. Şöyle oldu, sabah gidip ihtiyaç karşılama maksatlı kendisini yine ziyaret ettim. Alacağımı aldım, parayı teslim ettim. ‘İyi günler efendim’ dedi.

İki şey var; ya yaşlanıyorum, adam da artık saygı duyuyor. Ya da adam artık bugün yarın dükkanı kapatır çeker gider bu dünyadan. Bilemedim ne oluyor?

16 Eylül 2011 Cuma

elf güzeli

muhtemelen uyuyorsundur ya, ben de uyuma öncesindeyim. Bir kez daha konuş benimle arwen'im şimdiden tekrar özledim.

İyi geceler 15 eylül

15 Eylül 2011 Perşembe

'sen bana güvenebileceğim bir söz veremezsin'

lotr gecesi. yıllar önce taksim'de bir çatıda içerken sarfedilmişti bir cümle; insan, hayatından; içinde bulunduğu her şeyden mutsuzsa başka şeylere sarıyor. bu her şey olabilir. ama biz en zararsızından yapıyoruz bunu. lotr olsun sw olsun.

lotr gecesi. erken kapatıyorum dükkanı.

14 Eylül 2011 Çarşamba

yemek sepeti ve domino's pizza'ya teşekkürler

ibo'nun doğum gününe gittik, ben erken geldim. Duş aldım, sadece kapıyı açmak için uyanıktım. İşlerin seyri değişti sonra birden, yemeksepeti'ne gir, sipariş ver komutunu alınca. Yaptım, geldi de siparişler. Lakin 5 kişinin her birinin ayrı tribi varmış; soğan, sucuk, mantar, salam sevmeyen beş kişiye hepsinin de olduğu pek güzel bir şey gelmiş. İhale bana kaldı. Kıvırması eğlenceli oluyor. Vay efendim ne kadar da diplomatmışız. Hayır, hep domino's yüzünden. Yorgun ve hard core alkollü bir akşamın devamını bu kadar eğlenceli kılan sitelere teşekkürler be!

13 Eylül 2011 Salı

14 eylülden önce, 12 eylülden sonra

Şimdi isim ve başka bir şey veremem ama tanıdığım bir eski çift jeneriklik yaşamış birkaç ay içerisinde. Onu anlatmadan önce bu yazıyı yazma sebebimi anlatmaya çalışacağım. Umarım başarılı olabilirim. Bu, yıllar sonra yazacağım ilk ve en cinsiyetçi yazı olabilir. Kadınlardan özellikle özür dilerim. Ya da dilememe gerek yok, neden alınıyorsunuz ki içinizde var olan bir zavallı yüzünden? Onun için sıkı bağlayın kemerlerinizi ve dudaklarınızı kemirmeye başlayın.

Öncelikle en sevmediğim özelliğim dürüstlüğüm… Değil elbette. Klişeye dokunarak girişeyim istedim. Ama en sevmediğim salaklarımdan biri de yakın arkadaşlarımdan daha fazla insani özelliklere sahibim. Örnek olarak, üzerime vazife olmayan bir işe girerim birine yardım etmek için. Sonra da elimde patlar. Mesela bu hayatta yeniden doğma sürecimde en sevdiğim, en severek yaptığım şey birilerinin elinden tutup, onları oraya taşımaktı. Haddim olmadan yardım ettiğim çok kişi oldu. Karşılıksız iş mi yapılır, yaptım lan. Hepsinde de başarılı oldum ama. Bu girişin giriş kısmıydı. Yine böyle bir durumda kaldım ben geçen sene. Olayın hemen öncesine bakarsak bir erkek ve bir kadın var elimizde. Erkeğin ne olduğu belli değil, ama ne olmadığı çok net. Kız da, erkeğin o olmadığı şeydi aslında. Ve kız bunun farkındaydı. Ne hikmetse ilişkinin ikinci ayı içerisinde kız tekrar fark etti, adamın öyle olmadığını. Oysa adam yalan söyleyerek gelmemişti ona. Bangır bangır da öyle biri olmadığını anlatıyordu herkese. Hatta bundan dolayı pek çok düşmanı da vardı. Hatta aramızda kalsın, yer yer adamın başına iş gelmesin diye götümüz çıkıyordu. *bu arada Office 2010 ‘götümüz’ kelimesini yeşilledi. Ne oldu aslanım?* evet, devam edersek eğer benim de önceden tanıdığım bir kadındı. Ve adamın çevresinde olan, konuşabileceği tek insan da yine bendim. Neden ben olduğuma dair kısmı az önce anlatmaya çalıştım.

Her neyse ne yaptı etti, adamın gönlünü almayı başardı. Kocaman bir es var burada, zira en ufak ilgimi çekmedi o aralık. Sonra ayrıldılar, adam şehir değiştirdi. Kız sabit kaldı o şehirde. Bir ara ‘hesabını sorucam’ diye dolaşıyordu kız. Aradan yine zaman geçti, arada arkadaşlarla aklımıza geldikçe kızın hallerini eğlenceye sarıyorduk.
Ta ki bugüne kadar… Random gülmek istiyorum burada ama gel gör ki, blog yazıyoruz, biraz resmiyet gerekiyor. Gülmemeyi deneyeceğim en azından. Hesabını sormaktan kastı şu şekilde olmuş; aralarında olan biten, iki kişinin bilmesi gereken Allah ne verdiyse, gitmiş adamın annesine açıklamış. Annesini az buçuk tanıyorsam, telefonu kapatmış günlük hayatına devam etmiştir.

Sorularım şunlar; be kızım şimdi sen –ya hadi söylemeden edemem- kaybettiğini düşündüğün şeyin hesabını başkasının annesine mi soruyorsun? Zorla mı oldu olanlar peki? Peki, bu adam seni evlilik vaadiyle mi kandırdı? Nasıl oluyor da anneden hesap soruyorsun? Şimdi daha da çirkinleşirsek eğer, yahu 23 sene iyi gitmişsin, bırak da ne olmuşsa olmuş. Bu mu geriyor seni bu saatten sonra. Biliyordun ama adam parasıyla oraya buraya gitmeyi. Garanti sürenden mi önce başına geldi? Nedir bu ikiyüzlülük? Hem utanıyorsun, hem de durumunu başkasının annesine söylemeye çekinmiyorsun.
Burada kesiyorum zira mizojiniyi arttırmanın âlemi yok. Ama yıllar sonra durduk yerde bu yanımı kabarttı hadise. Daha da zorlamanın alemi yok. Kızdım, yazdım.

Bu kadar anlattım ya, şunu demeden kapatırsam mevzuyu ölürüm; ‘kız mıdır kadın mıdır bilemem!’

mektup bekler sarı siyah

'bilirim nerde kırıldın
neden aşıksın bana'

demiş mor ve ötesi.

Sanki yeteri kadar eylül şarkısı değilmiş gibi, bir de ben eylülde olduğumuzu hissedemiyorum.

9 Eylül 2011 Cuma

ah bu ben...

'... Boynumu nerelerde vursam...' diye gider bu cümle. Kronik boyun ağrım var, saçlarım uzadıktan sonra daha da arttı bu. minimum 2 gün sürüyor ama bir o kadar da süründürüyor. İlk gün sonunda peak noktasına ulaştı, sonra düştü aşağı. Ama bunda 3 saat kadar uyumamın faydası var. Allah'ım pms gibi ayda bir tekrarlanıyor. Nasıl bir kabus?

5 Eylül 2011 Pazartesi

Freddie

Freddie Mercury

1946-1991

Ya da yan sekiz yaparak sonsuzluğa taşıyabilmek de mümkün seni. Hani denir ya, seni doğuran anaya kurban, evet aynen öyle Freddie. En güzelimizde, en acımızda senin sesin oldu. Seni müziğe yönlendiren şey her neyse, yıldız değil de efsane olmanı arzulatan her neyse... Kelimeleri toparlayamamak böyle bir şey.

'is this the real life?
is this just fantasy?
caught in a landslide,
no escape from reality
open your eyes, look up to the skies and see,
i'm just a poor boy, i need no sympathy,
because i'm easy come, easy go, little high, little low,
any way the wind blows doesn't really matter to me, to me

mama just killed a man,
put a gun against his head, pulled my trigger, now he's dead
mama, life had just begun,
but now i've gone and thrown it all away
mama, ooh, didn't mean to make you cry,
if i'm not back again this time tomorrow,
carry on, carry on as if nothing really matters

too late, my time has come,
sends shivers down my spine, body's aching all the time
goodbye, ev'rybody, i've got to go,
gotta leave you all behind and face the truth
mama, ooh, i don't want to die,
i sometimes wish i'd never been born at all

i see a little silhouetto of a man,
scaramouche, scaramouche, will you do the fandango
thunderbolt and lightning, very, very fright'ning me
(galileo) galileo (galileo) galileo, galileo figaro
magnifico i'm just a poor boy and nobody loves me
he's just a poor boy from a poor family,
spare him his life from this monstrosity
easy come, easy go, will you let me go
bismillah! no we will not let you go
(let him go!) bismillah! we will not let you go
(let him go!) bismillah! we will not let you go
(let me go) will not let you go
(let me go) will not let you go (let me go) ah
no, no, no, no, no, no, no
(oh mama mia, mama mia) mama mia, let me go
beelzebub has a devil put aside for me, for me, for me

so you think you can stone me and spit in my eye
so you think you can love me and leave me to die
oh, baby, can't do this to me, baby,
just gotta get out, just gotta get right outta here

nothing really matters, anyone can see,
nothing really matters,
nothing really matters to me

any way the wind blows'

rüzgar nereye eserse...

Kulağımızdan eksik olmasın sesin.

İyi ki doğdun.

kalamadım

'İçim sızlıyor doğru
Ama sana git demekten başka yol mu var
Onların doğrularıyla büyürken
İçine hayat çekmek değil kolay
Sesim çıkmıyor doğru
Ama bağırsam kime ne faydası var
Bedelli mutluluklar düzeninde
Yüreğe güvenmek değil kolay
Gerçeğin kenarından hayatın düzenine
Bir yol bulup ben akamadım
Bugün budur pencere yarın kışla yüzleşince
Çok üzgünüm kalamadım'

...derken yalın, klipte mavi saçlı bir o kadar da mavi etekli bir hanım abla vardı. Corpse bride'dan da etkilenilmişti o klipte. Ya da direk arak vardı o random uçuşan kelebek konusunda. Ne güzel kadındı. Gece gece aklıma tövbe yarabbim.

3 Eylül 2011 Cumartesi

Kerkük Zindanı

‘Kerkük’ün zindanına attılar beni
mazlumlar sürüsüne kattılar beni
bir yanım dağladılar ateşle annem
ne suçum ne günahım yaktılar beni
Türkmen obalarından göçen anneler
ne yuvaları kalmış ne de haneler
gök kubbeyi sarar mazlum feryadım
elbette bir gün güler bize seneler’

Türkmen türkülerini hep sevdim. Benim dönemimden pek çok insana göre de zaten yerel müzikleri tercih oranım hep yüksekti.

3 yaz önce sıcağın altında tüm gün çalışırken ve bir damla suya muhtaçken, söylerdim, söylenirdim. Temmuz ya da ağustostu. Ne olursa olsun çok sıcaktı. O zaman belki şımarıklıktandı buna sığınmam.

Giderken daha başka oluyor. Emmeli ve gömmeli giderken. Dönüşüm olur mu belli değil. Ama artık olmadığım belli. Bundan dolayı susup Cem Karaca’yı konuşturmalı.

http://fizy.com/#s/124gl3

döner ayak

O kadar çok anımız var ki son 10 küsur yılda. Dinleyenler bile 3 saat 15 dakikalık devamlı konuşmamızdan sıkılmadı.

Biz büyüdük, dünya kirlendi ama anılar sağlam hep.

tesadüf

pek çok tesadüfün bir araya gelmesi sonucu seni bulduğuma, benimle olmana şükrediyorum. Gözlerinde kaybolmanın heyecanıyla...

2 Eylül 2011 Cuma

sllding doors

98 yılında keşfettiğim lakin 13 yıl boyunca izleyemediğim 'ya olmasaydı' filmi. Ya olmasaydı? Felakete ağlayanlar bir süre sonra o felaketin onlara cenneti getireceğini nerden bilebilir?

31 Ağustos 2011 Çarşamba

Bir Yaz Daha Bitiyor...

Bu şarkı benim için 99 yazının, ya da yaz sonunun resmi şarkısıdır. O zamanlar için kötü, şimdilerdeyse pek bir güzel gelen günlerin hatırası. 12 sene geçmiş üzerinden. Ben o yazı net hatırlıyorum. Öncesini de, sonrasını da… Herhalde 2000, 2001, 2004, 2006 ve nihayet 2007 yazları kadar önemli, bugünkü beni yaratan bir yazdı.

Derdim o yazı anlatmak değil. Dediğim gibi, siz bunları okumaya değer değilsiniz. Belki bir gün her şey henüz daha bitmemişken ve ben iyileşmişken, içinizden birileri de o kadar dökülmeyi kaldırabilecek durumdayken konuşurum. Katalizör rakı olacak tabi. Ben yine de eskilerden birini isterdim. Çünkü mevzubahis yazın 27 ağustosunda inşaat çatılarında koştururken bizi yakalayan Nurettin Amca ellerimize ‘pat pat’ vururken siz gülmüyordunuz. Yıllar sonra bile az buçuk zorlayınca orada bulunanların her biri o anı hatırlıyorsa önemli bir andır denebilir bu değil mi? Sonra hatta o gün çekilmişti Şampiyonlar Ligi kuraları. Hertha Berlin, Milan, Chelsea ve Galatasaray’ın bulunduğu H grubu o gün belirlenmişti. Hanginiz söyleyebilirsiniz o günün anlamsız olduğunu şimdi?
Her yaz sonu eserdi benim sevdiğim topraklar. Belki o zamanlar sevdiğim, şimdiyse sadece özlediğim topraklar demek daha doğru. Bence, artık biten her güzel şey gibi tekrar yüzüne bakmak anlamsız… Ama hatırlamanın getirisi sonsuz tabi.

Her yaz sonu fırtına olurdu. Kalın kalın giyinirdik, ayaklarda terlikler de olurdu. Değişik bir stilimiz vardı o zamanlar. Şimdiki bıcırıklar nasıl giyiniyordur kim bilir? Ama ben genelde Aliş’ten ödünç alırdım üstümü. He he, neden bilmiyorum ama hep ona kilitlerdim gündüzlerimi. Geceleri kendi havama bakıyordum tabi. Gündüz serinliği anlamsız oluyor tabi.

Le vent nous portera

http://fizy.com/#s/17ks2k

Sallıyor olabilirim, ama eğer bu şarkının da içinde bulunduğu albüm 2001 yılında patladıysa, ben de tam 10 yıldır neden bunu bu kadar sevdiğimi düşünüyorum demektir. Sonunda buldum. Şimdi buldum, çünkü her güzel şey gibi o yazları da alıp götüren rüzgârlardı. Yollarda top peşinde koştuğumuz arkadaşların gitmesine sebep olan, dayımları çekip Ankara’ya götüren, annemin senelik iznini bitiren, sahili/geceleri/müzikleri sessizleştiren rüzgârdı. Bundan daha makul bir açıklama bulamıyorum.

‘je n'ai pas peur de la route
faudrait voir, faut qu'on y goûte’

Yollardan hiç vazgeçmedim. Tadını da aldım aslında. Denedim, kendi yolumu buldum. Ama buldum sonunda çok yalpalasam da. Tamam, belki harika bir yol değil, ama en azından benim yolum.

Son Pazar günü dönerdik tatilden. O kadar çok eşya olurdu ki, anneannem son haftadan başlardı toparlanmaya. Annem Cuma günü son kez geldiğinde toparlanmaya yardımcı olurdu. Dedemle arabayı yıkardık. Mavi, gök mavisi Şahin’imizi… Şimdi ne o kaldı, ne dedem artık şoför. Sonra ne bir ev kaldı orada. Ne de orası. Orası çok uzak değil mi? Şimdi içimden ne engelleyebilir beni arabayı kaçırıp oraya gitmemek için? Ama doğru değil mi, artık orada başımı sokacağım bir ev, bir dost evi bile kalmadı. Oysa eskiden öyle miydi? En son iki yaz önce oradaydım. Biri satıyordu, biri artık gelmeyecekti, biri zaten yıllardan beri gelmiyordu. Diğeri askere gidiyordu, ama herhalde gelmezdi. Derken ilk ben gitmişim bundan altı sene önce.

90lar yazları bambaşkaydı. Nedenini yaşamayana anlatamam tabi. Ama anlamsız güzeldi. Ben mesela en çok o çocuk muhabbetlerine tapardım. Power Rangers’çılık, sonra Fransa 98 oynamak, Hırvatistan ya da Almanya olup kolasına iddiaya girmek. Ve istisnasız her seferinde kolayı almak… Sonra çıkartma kitaplarını almak, onları biriktirip adamların tipleri, takımları, attığı golleriyle dalga geçmek, her sezon öncesinde Galatasaraylı olmakla övünüp, sezon başında Fenerle kapışıp ligde yenilip, TSYD’de ellerine vermemiz… Ben ilk –klasman dışı tuttum bunu hep- aşkımı pencereyi açıp bangır bangır Gündoğarken dinleyip pleybek yaparak haykırırdım. Belki en önemlisi de bu o grupla alakalı. Evet, bu da 99 yazı oluyor. Sonrasında hayatımın sillesini yiyeceğimi bilmeden yaptığım gereksiz aksiyon. Ama güzeldi işte.

Her yaz biterdi rüzgârla. Okul zımbırtıları alınırdı, onları salakça bir heyecanla beklerdim o zamanlar. İlk gün bile heyecan olurdu. O zamanlar bak ne güzelmiş her şey.

‘elimde olsaydı o günlere dönmek
takvimlerin yapraklarını yırtardım tek tek
elimde olsaydı o günlere dönmek
takvimlerin yapraklarını yırtardım tek tek’

http://fizy.com/#s/1ahbsn

Takvimlerin sayfalarının azaldığı zamanlardı, o zamanlar cep telefonu hak getire tabi. Ben günlük tutardım o zamanlar. Hayatın o günlüğe değecek kadar güzel olduğunu sanırdım belki de. Bu odanın içinde bir yerlerde o günlükler. Ama hiçbirini, hele artık misafir gelmişken odama, kurcalamak sadece bana eziyet verecek, farkındayım.

bir yaz daha bitiyor
gökyüzü bulutlandı
dalgalar yorgun agir
kiyida soluklanirlar gibi

cadirlar sokulduler
pansiyonlar bo$aldi
agirla$ti yurekler
ayriliklar bir oyun gibi

bir yaz daha,
umutlar, umutsuzluklar gizlice
biraz daha doyumsuz,
biraz daha a$klar umitsizce

tatli sozler vefakar
adresler telefonlar
verilip alindilar
sanki aranacaklar gibi

bir yaz daha,
umutlar, umutsuzluklar gizlice
biraz daha doyumsuz
biraz daha a$klar umitsizce

bir yaz daha bitiyor

http://fizy.com/#s/1ah6f8

Umutlar umutsuzluklar gizlice…

Derken bitti işte hayatımdan geçen 23. yazım. Tercihen tam ortadan böldüğümde hayatımı, ilk yarısındaki yazları tekrar yaşamak isterdim. Kısmet. Hani anlatılır ya ölüm öncesi film şeridi geyiği olarak. İşte ben de ona bel bağladım. Kısmet tabi bütün bunlar, ben görebileceğime inanmıyorum. Gafsa’da diyor ya;

ارجع يا حب
مالي في دنيا نصيب
انت حبي لكن مش ممكن تكوني هلالي

Bunu ben çevirmeyeceğim. Orijinali güzel her şeyin…

Bir de tabi şu var; belki yarın sevinçle uyanırız bir ihtimal. Hani olmaz ya, yine de merak. Bu kadar da gizem vermişken olaya; http://fizy.com/#s/1ah6fq

‘bir çocuğun saçını okşayarak gülümse
küçük bir pırıltıyla yolunu o göstersin
yeniden başlamak istersen bu bile ‘

Yani ben inanmıyorum tekrar bir şeylerin olacağına. Olacak iş mi yani haziran 1997’den hayata başlamak? Ben de inanmıyorum, o kadar çıldırmadım en azından. Ama olsa… olmaz ki. Yine de özledim amına koyayım. Çok net küfür geliyor buraya.

‘seninle birlikte hayallerimiz yok
geleceğe dair küçük planlar
üzülmeyelim diye masum yalanlar

ama hiç kimse bana senin gibi bakmadı
sözlerimi böyle anlamadı.
ama hiç kimse bana senin gibi bakmadı
sözlerimi böyle anlamadı.

sahile inip bir şarkı tuttursak
eski bir banka usulca otursak
bu koca şehrin haline inat
telefonları sessize alsak.’

http://fizy.com/#s/1ahbst

Olur ya bir gün tekrar bir araya gelirsek denizine işemem. O çocukluk hatasıydı, hata olduğunu kabul ediyorum.

Denize, yaza, sevdiğim pek çok şeye yıllardır ulaşamıyorum nasıl olsa. Bu kadar yazmak da yeter. Anlamı yok. Nasıl olsa bir şey anlatma derdinde değildim.

Ama madem 99 yazına ağırlık vermişim, hele bir de Gündoğarken ile başlamışız yazıya. Kapanışı da öyle yapalım. Yakışır.

‘ben kendime yeter oldum
başka bir ben istemem
çünkü çoksun çoksun çoksun artık sen...’

http://fizy.com/#s/1ksuk0

Çok şey yazıp, hiçbir şey anlatmadığım bir yazının sonuna daha geldik. Sonuna kadar okuyan varsa akıl fikir dilerim. Ben okumadım çünkü.

28 Ağustos 2011 Pazar

Donuk Gözler, Geri Gelmeyenler

Nereden başlanması gerektiğini bilemiyorum. Neyi, hatta neden anlatmam gerektiği konusunda da sıkıntı yaşıyorum 10 dakikadır. Hikayenin sonundan başlayalım;

Az önce annem odaya geldi kahvaltı bitiminden sonra. Ben İzmir’in lanet sıcağından bahsederken ve odanın perdelerini en koyu tonla kapatırken başladı anlatmaya. Karşı komşu olan Deniz ablanın benim İstanbul’a gidişimden hayıflanmasından, iyi dileklerinden vesairelerinden…

Sonra Mehmet ölmüş dedi, aslında o konuyu nasıl anlattı kronolojik olarak yok bende. Dediğim gibi yakın tarih hafızası yok bende maalesef. Olsaydı da hatırlamazdım, en kısa, en oldubitti şekilde anlatmaya çalıştı annem. Tıpkı ölümü gibi… Şöyle oluyor; ağustos başı ya da temmuz sonunda karnında taş var diye şikayet ediyor, bizim Deniz’e geliyor. Kontrol edelim derken tümörün bütün mideyi kapladığını görüyorlar. Sonrasında da birkaç gün sonra ölüm...

İstanbul’a geçmeden önce, gündüzleri evde sıkılıp, geceleri dışarıda sıkıldığım zamanlarda Mehmet abiyi, Ayşe ablayı, bir de gördüğüm küçük kızları Hatice’yi sokakta yürürken görürdüm. Çoğu zaman artık içi boş, ama uzun bir süreyi birlikte geçirdiğimiz için katlanılan zamana değen, değdiğini düşündüğüm, sandığım vs bir zamanda konuşurduk. En son görüşüm de böyle bir ana denk gelmişti. Kafa dağınık vaziyette eve dönüyorum, tanıdık suratlar var karşımda. Es geçiyorum. Geçtikten birkaç saniye boyunca bütün gördüğüm yüzleri anımsamaya çalışıyorum. O kadar eskiye dayanmasa o yüz, çıkartamazdım ama anımsıyorum kim olduğunu. Sesleniyorum arkalarından, garip bir şekilde sarılıyoruz. Son defaymış bak işte. İyi ki es geçmemişim, iyi ki hatırlamışım. İyi ki…

Deniz ablaya son günlerinde bunu çok sık anlatmış. Benim kulağıma gelecek kadar sık hem de.

90ların başına gidiyoruz, ‘Susam Sokağı’nın tavan yaptığı zamanlar. Anne işe gidiyor, dede dükkana gidiyor, ananemle beraberiz. Hem eve, hem bana yardıma geliyor Ayşe. Bana derken, ananeme esasında yine yardım. Ama seviyorum. Hatta eve dönmesi gerekiyor bir saatten sonra, Susam Sokağına dalmam gerekiyor onun gidişine ses çıkarmamam için. Sonra ne bileyim takım muhabbetleriyle geçiyor çocukluğum, bir durum olduğu zaman, mesela gece taksi mi çağırılacak kışın bir vakti –ki çocukken ateşi hemen yükselen biriyken ben- küt itirazsız o taksi gelirdi.

Bu kadar anlatmayı uygun görüyorum. Size anlatınca birilerini özelliği/ güzelliği bitecekmiş gibi geliyor çünkü. Zaten kimseye pek bir şey anlatmayı sevmiyorum. Hele bir de çizik olduysa kalbimde daha da fena durum. Emin değilim, ama anılarımın tamamını, detayını size anlatacak kadar değerli olduğunuzu da düşünmüyorumdur belki. Biri ya da hepsi kim bilir?

2006 Nisanında, artık görevden uzaklaştırılmadan yaptığın direnişle, ‘Kapıcılar Kralı’ olarak hatırlayacağım seni ben. Ben ve arkadaşlarım. Ölmeseydin de iyiydi. Ara ara görüşürdük, çünkü insanı çocukluğuna bağlayan bir şeyler kalmalı elinde. Bu ev, ailem kalıyor şimdi geriye. Sokaklar bile değişiyor. Çocukken en çok alışveriş yaptığım yerler kalmıyor. Göztepe Tansaş’ın pizzacı kısmı bile sikindirik kafe oldu. Ölürsem bir ara beni 90lara falan gömün. Güzel zamanlardı o zamanlar.

Hoş kal Mehmet Abi.

Utanmaca

Yüzüme karşı beni övüp, mahçup etmeyin beni. Lütfen, rica ediyorum bakın.

27 Ağustos 2011 Cumartesi

bir damla gözyaşı

agora'dan dönerken annem anlatıyor;

geçen hafta, balkon serin oldu diye dedem içeri geçiyor. içeri, benim odama. oturuyor koltukta uzun süre, bando şapkamı takıp. yıllarca ne yapacağıma karar veremediğim 10 yıllık şapkamı yani.

hüzün çöküyor sonra. sevmiyorum insanların böyle hikayeler anlatmalarını.

bak keyfine

bulanik suda yuzen balik misin,
ne ariyorsun farkinda misin?
her gordugunde asik misin?

sen boyle istiyorsan, boyle mutluysan...

gunduz bosbos bakiyor musun?
gece yanip sonen neon musun?
her gordugunu opuyor musun?

sen boyle istiyorsan, boyle mutluysan...

bak keyfine
bak keyfine

eskiden hayat daha yavasti,
tansiyonu artti fenalasti
eskiden her isin asli vardi

sen boyle istiyorsan, boyle mutluysan

bak keyfine
bak keyfine

farklarimiz calindi,
herkes birbirinin ayni
oltaya yem takildi,
yutan kendini kopya yapti

sen boyle istiyorsan, boyle mutluysan

bak keyfine...

Doğan Duru zamanında ne idüğü belirsiz tavır takınanları da düşünerek bir şeyler yazmış.

26 Ağustos 2011 Cuma

eve dönüş

tüm sıkıntılarımı istanbul'da bırakıp, izmir'e yeni problem çözme taleplerine gidiyorum. Oysa ne haliniz varsa görün. Karşımda 3 salak excell tablolarını kıyaslıyor. Uzakta veledin teki çığlık çığlığa. Ben de rötar yemenin bitikliğiyle, 14 saattir ayakta olmanın perişanlığıyla ya sabır çekiyorum.

Umarım dinlenirim evimde. Eve dönüş kolay olsun istiyor insan yine de.

tatil öncesi

yarın izmir'e dönüyorum. pek kimselere haber verme kaygım yok. lotro falan oynarım en fazla. geceleri sıkılabilirim. ben en iyisi birilerine bildireyim bunu.

öküz gibi fiziken yorucu bir gün beni bekliyor olacak. işten çık, eve gel, havaalanına yetiş falan...

aps'ye iyi sövdüm saydım. 4 gün boyunca sürünme eşiğinde takıldım. sonunda postamı yolladılar. orduevi kartları çok şekilliymiş. misafir sokamıyoruz. canım sıkılır benim orada. zaten saç maç falana da karışılıyormuş. asker çocuğu bulayım ihtiyaç durumunda lazım olur deyyü.

cuma da bomboş geçecek benim için. ufacık bir işim kaldı. onu yaparsam baya boş olucam. tehlikeli. kimseye görünmeden uyumam lazım.

yıllardır bu kadar çabuk, bu kadar karışık bir yaz sahibi olmamıştım. gittiğim zaman geri dönerdim, şimdi bayram için dönüyorum eve.

eski yazlar geliyor aklıma, çok uzun zaman önceki yazlar. bunlar hakkında cesaretim olursa yazarım.

zira yaz bitiyor...

24 Ağustos 2011 Çarşamba

şark köşesi

yorgunluktan geberiyorum. ilk toplantıma girdim bugün. sanırım, galiba, emin değilim ama kalıcı olabilirim burada. zaten olmak da istiyorum. rahatım, kafa rahat. eylül sonu gibi ev bakarım, ekimde çıkarım evime. güzel olacağını biliyorum.

ev boş, ozanla çift tabancayız. ben uyurken o çalışıyor, o uyurken de ben çalışıyorum. dayısı geldi saatler önce. bu kadar sap çerez çitliyorlar, ben de bir avuç aldım. bu büyük bir sırrımız tabi. alkole dokunamıyorum hala. ara ara ciğerlerim acıyor zira. ama eskisi gibi değil. mesela iki hafta önce, yok ya da üç hafta önce kaburgalarım fenaydı. doğumgünü haftasında zarar görmekten, hatta her şeyimi kaybetmekten. dediğim gibi daha iyiyim. midem çok daha iyi. ciğerleri de zamanla toparlayacağız işte.

ne boksa, sağlık programı gibi olmayı keselim biraz. random konuşmalar ilerliyor. ozan'ın iş durumunu bildiğimden ve dayısının iş durumu beni ilgilendirmediğinden başlarda katılmadım mevzuya. sonra bu kadar sapın bir araya gelmesinde maç mevzusuna geçildi.

evet... hala oradayız. 2 fenerliye karşı yekpare galatasaraylı.

hem de fenerbahçe'nin şampiyonlar ligi'nden uzaklaştırıldığı gece.

vira bismillah.

23 Ağustos 2011 Salı

23 ağustos

çok yorgunum. henüz yemek yiyebildiğim için uyumamak için yüksek dereceli efor kasmam, sonrasında anca uyumam gerekiyor. 6.45'te metrobüse binmek riskliymiş oldukça.

sanırım beklediğim, umduğum şey olacak. hem izmir'e dönüyorum, hem de istediğimi elde etmeme artık daha az zaman kaldı. daha ne isteyebilirim ki?

tüm icatların başında olan tek kelime;

'OLACAK'

21 Ağustos 2011 Pazar

15 liranın hikayesi

Paramız yok şu aralar. Yetmezmiş gibi evin kadın kolları da dönüyor Zonguldak’a. Ozanla beş parasız(ımsı) bir şekilde sonraki haftayı bekliyoruz. Hadi ben Cuma İzmir’e dönüyorum, o burada. Bakar herhalde çaresine. Her şey bundan iki saat önce başladı. Acıktık, evde yemek yok, paramız da yok üstelik. Daha önce hatırladığım sahneler tüm bunlar. Şu anda mesela şortun cebinde beş liram var sanıyorum kart için. Eğer o da yoksa işe gidiş alabildiğine riskli olacak. Özge’ye belki takılırım ama dönüşte sıkıntıların kralını yaşayabilirim.

Özet geçelim; 15 lira var elimizde. Ve evet, o para harcanacak, her türlü. Tuz, yoğurt, makarna, Adam kolları olarak biz evde yalnız kaldığımız zaman, imdat kolu gibi çekilecek börek için yufka ve Ozan’ın seçtiği, benim de içgüdüsel olarak hassas terazi görevini üstlendiğim patateslere totalde lira verildi. Hatta Diasa’ya 10 kuruşu bile çaktık.

Geri kalan 9 lira da, evet sigaraya gitti. Ama modern ekonomiye hakimiz artık. Açlıktan ölürüz yine, ama parasız kalmayız. O yeter evet.

6 yaş bunalımı

2007 ilkbaharına kadar gidememem şu anda ama bugünü anlatabilirim, o günlere atıf yaparak. bu akademik kelimeyi kullanmamam gerekiyordu, zira kendisi ilgim dışı ama yapacak bir şey yok. kullandım gitti.

ozan var bizde bol miktarda. bir tanesinin de minicik yavrusu var, yeğen olur kendileri. 4 yıldır haberim var kendisinden. el kadar olduğu zamanları hatırlıyorum. ama görüşmek şimdiye kısmet ve nasip oldu. gittik guvaj boyamızı aldık, sonra geçtik karşıya. gittik eve, verdik hediyemizi.

yeğenimiz ece, 6 yaşına giriyor çarşamba. hepimiz iş güç sahibi olduğumuz ve haftaya bayramdan ötürü burada olmayacağımız için bugüne denk geldi kutlama.

çok utangaç, ilk zamanlarda öpemedi bile :) benden kaçan nadir insanlardan biri esasında kendisi. bir ara teşekkür öpücüğü alıyordum, dudaklarını hisseder gibi oldum... içeri kaçtı :)

parka indik sonra. tuttum elinden, o sırada kendisi için yiğit abim kıvamına bile geldim. tahtıravalliye bindik, sonracığıma kaydıraktan kaydık. ikincisini ben yapmadım, kırılırdı.

giderken de aldım öpücüklerimi :) nedense herkesler pek bir şaşırdı bu kadar çabuk ısınmasına ece'nin. benden bahsediyorsunuz lan! neden bu kadar zor olsun ki?

prototip aldım. ben de kendisinden bir tane sahip olmak istiyorum. ileriki zamanlarda göreceğiz o kısmı.

19 Ağustos 2011 Cuma

Haluk Mesci'nin Annesi İçin

Kişisel bir yardım çağrım var bu kez: İstanbul Cerrahpaşa acilde yatan annem için, bir saat içinde AB Rh+ kana ihtiyaç var. :( Bütün gece akla gelen gelmeyen bütün kan merkezleri vs. arandı. Ben şu an İstanbul dışındayım ama kardeşim Müfit Mesci başında. Kan verebilecek birilerini biliyorsanız, 538 416 0228 'den Müfiti arayabilir misiniz? Çok teşekkürler.

kalp ritm bozukluğu

geç kalınmadığı sürece panik olunmaması gerekir. zira teknoloji ilerledi bu konuda. takılacak bir pil, yılda 1-2 kez kontrol, biraz daha dikkat uzun bir ömür sunacaktır kişiye. takriben 10 yıllıktır bu pil ve değişimi de oldukça kolaydır.

cep telefonu vs.den uzak bir hayat bedelidir.

18 Ağustos 2011 Perşembe

hediye

6 yaşında, okula yeni başlayacak minicik bir kız çocuğuna hediye bakıyoruz. fikri olanlar her türlü iletişime geçebilir benimle.

17 Ağustos 2011 Çarşamba

1999

17 ağustos, 03.02.

şanslıysanız o depremi hissetmediniz ya da görmediniz. şanslı değilseniz, ülkenin ondan önceki masumiyetini göremeden yaşıyorsunuz demektir. 16 ağustos gecesi stresli olmuştur hep benim için. son bir kaç yıl öncesine kadar, o kadar çok kutlamada bulunmak zorunda kalıyordum ki, gece sonunda fütursuzca uyuyordum. o geceyi hatırlıyorum. annemle ne konuştuğumu da. içimin o endişesini de. hayatım boyunca inanmasam da, bir yanım o güdülere/hislere sahip oldu hep. o gece huzursuzdu işte.

17 ağustos oldu, annemler izmir'e gittiler işleri güçleri halletmek için. o zamanlarda yazlıkta tek trt çekiyordu, o da karıncaların baskın olduğu şekilde... göçük falan diyordu istanbul'da. umursamamıştım. sonra depremden bahsedildi. dinar depremimi, erzincan depremini tv'de gördüğüm için koymadı. işin rengi sonra belli oldu işte. zaten her şey aradan 24 saat geçtikten sonra olayın ciddiyetini farketti. geç olmuştu çok.

bugün o geceden sağ kurtulan tanıdıklarım bir şekilde hala o geceyi kalplerinde tutuyor. biri cidden kafayı çizme eğiliminde. hala ağzından laf alamayız o geceyle ilgili. gerçi nispeten depresif bir insandır da. bir başkası, bu hayatta beni en çok eğlendiren kişilerden biridir kendisi, ignore eder o geceyi hala daha. ki kendisi sakarya'daydı o gece. mühürlenmiş bir kalp hediye etti onlara doğa. bir daha kolay kolay açılamayacak anılar, bir de sevdiklerinin ölümümü görmeyi öğretti.

12 sene geçti. ilk yılında yazlıkta kendi çapımızda anmıştık o karanlık geceyi, siyahlar giyerek. bugün, benim de taşındığım şehirde deprem beklenmekte. birimizden biri gidecek ilk büyük depremde. şayet biri ben olursam, anı olarak kalsın istiyorum bu düşüncelerim. bir çeşit vasiyet denemesi.

ben o arada bir deprem fırtınası yaşadım; oğuzla ciddiye almamıştık. hatta çok eğlenmiştik. tekrar o kadar şanslı olur muyuz bilmem.

ama bana sorarsanız o zamanlar güzeldi. 90lar hoş yıllardı. 80leri bile yer yer öperdi. çünkü bariz bir özgürlük söz konusuydu. darbenin yumruğu kalkmıştı ufaktan. türk televizyonlarında kırmızı noktalı yayınlar bile yapılabiliyordu. ya da ne bileyim, bugün efsane olan programların yayınlandığı zamanlardı tüm bunlar. sonra nispeten daha masumdu insanlar, 80lerde olduğu kadar olmasa da. kötü, bu kadar kötü değildi. bir polis memurunun, annesinin elinden tutup kütüphaneye yada tiyatroya giren bir küçük çocuğun başını sevebildiği zamanlardı dersem belki durumu özetlemiş olabilirim. sonra, o geceden sonra işler tersine döndü. biz kıyasıya nefret kusarken '7.4 yetmedi mi?' pankartına, insanlar çoktan depremin allah'tan geldiğine inanmışlardı.

sonrası piyasa oldu, din oldu, sömürü oldu. o güzel sosyal demokrat belediyeler çirkinliğe geçti. insanların kalpleri karardı. bugün buradayız. beğendiniz mi yaptığınızı?

17 ağustos 1999 türkiye tarihinin net dönüm noktasıdır. 29 ekim kadar, 23 nisan kadar net ve kesin. bir daha hiçbir şey güzel olmadı zaten.

17 ağustos

neden bu kadar yorgunum ki bu kadar onu anlamadım. saati kapatıp, yarım saat daha uyuyup 8.29'da uyanacak kadar ben ne yaptım yahu? gerçi son günlerde o listeleme sırasındaki standartizasyon yormuş olabilir beni. muhtemelen onunla alakalı. şimdi en azından daha az yapacağım iş var. hem haftanın üçüncü günü de sona erdi zaten. çok şukela.

ev bakıyorduk bana ne güzel, herkes de hevesliydi; komşu kızı hollanda'ya gitti. ozan da 'sikerler, ev bakınca sana seni evden kovuyormuş gibi hissediyorum' dedi. hey allam kaldık burda :)

günlerdir, haftalardır midem bulanmıyor, midem hayatımı engellemiyor ilaçlar sayesinde. gerçi ben de baya toparladım ekstralarımı. ciğerler de son müdahele ile toparlanıyor gibi. en azından artık kaburgalarıma baskı yapmıyorlar. ki yaşamam için bir miktar daha şans veriyor bana. güzel yani. bir de şu uykuluktan çıktım mı şukela.

16 Ağustos 2011 Salı

yorgunluk

yoruldum son günlerde. uzun zamandır yorulmadığım kadar. hiç işten geldiğimde uyumazdım mesela, hele duş almadan asla. bu da oldu dün. şimdi de yorgunum. ama güzel olacak. sevdiğim bir şey için bu sefer verdiğim çaba.

12 Ağustos 2011 Cuma

Kemancı

unutulmaz bu aci
dertli dertli cal kemanci
her askta husran oldu
gonul bilmem bu kacinci

halime bak dertli cal
kemanci
basimin taci
gitme
bu gece bende kal
benim halim cok aci

degistin kemanci
neden efkarli calmiyorsun
benim dunyam yikilmis
sen neden aciyorsun

gozumden kacmiyor
benden hep bir sey sakliyorsun

yeter artik derken
kemanci
neden agliyorsun

Madem bu kadar girdik, bari kemancıya sardırmasak. Ama sardırdık işte.

Koy Koy Koy

Bir evde aynı şeyi aynı anda düşünen iki kişi, evin geri kalanları için ağır tehlikeli olabilir. Yok, henüz tehdit oluşturacak durumda değiliz.

Benim kafam bitik ama. O konuda anlaşalım; 3 gündür bitik vaziyetteyim mental olarak. Ama mutsuz değilim. Aldığım her övgü, daha da cesaretlendiriyor beni. Dahası da olacak zaten. Neyse, az önce komşu kızı uğurladım Erasmuslara. Bence değerlendirebileceğim kısıtlı zamanı uğruna harcayacağım ender kimselerden biri. Gitsin gelsin, ocakta yine görüşürüz hep beraber. Görüşeceğiz de hem.

Neyse, eve dönüyorum almışım Ice Tea ve evin en büyük gideri olan sigaraları. Dilime takılıyor ‘…dünyanın merkezi bu meyhanedir…’ merdivenleri çıkıyorum, ‘koy koy koy’…. Oysa üzüntülü bir gece de değil, aksine hafta sonum lan! Öküz gibi uyuyabileceğim iki günüm var önümde.

Duşa giriyorum, çıkıyorum, ‘… öğrendim alemin sırrı nedir/ dünyanın merkezi bu meyhanedir…’ Ozan geliyor, şarkıyı açıyor, ‘bu şarkıyı biliyor musun?’

‘oha’ diyorum fütursuzca. Lan bunu ben zaten söylüyordum, duymadın mı diyorum. O da duymasının teknik olarak mümkün olmadığını belirtiyor.

Velhasıl çok korkunç lan, daha hayal dünyasında zaten sırt sırta vereceğiz.

11 Ağustos 2011 Perşembe

dönüm noktası

Spekülasyonlara inanmayı sevmiyorum, aptalca buluyorum onlara inanmayı. Ama eğer bu gece duyduklarım doğruysa ve gerçek olursa bambaşka güzel bir hayat beni bekliyor. Belki haketmişimdir bu rüyayı yaşamayı. Bakıp, görmek durumundayım bir miktar daha. Ama güzel olacak her şey, daha güzel olacak. Ağır yeminimdir.

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Hissikablelvuku

Biliyodum bugün telefon alacağımı. Öyle ya da böyle gelecekti telefon. Hissettim diyebilirim. Oldu da. Levent-Gayrettepe arası nedir ki sonuçta? :)

Evde Koala Beslemek İsteyen...

Bunu Google'da aratmış biri. Sonra da benim bloğu bulmuş. Valla normal değiliz lan?!

Ayrıca her gün manyağın teki beni aratıyor. Çok çılgınca bir olay lan?!

9 Ağustos 2011 Salı

9 ağustos

Bugün iz bırakma günümdü. Başardım sanırım. Yarına, sonraki güne, daha sonraki güne daha iyi bakıyorum artık.

8 Ağustos 2011 Pazartesi

A New Hope: Return of the Jedi

9 günde öğrendiğim şeyler şunlar; o kadar temiz bir kalple iste ki gerçekleşsin istediğin. O bugün oldu.

Bir diğeri, hayalimi gerçekleştirdim. 2007 yazından beri söylediğim, yapamazsın, olmaz, başaramazsın, daha o zamana teey… diyen herkesi sonunda susturdum.

Şimdi iki şey daha var; o işi almak ve evime çıkabilmek artık.

Yavaş yavaş...

park ve bahçeler müdürlüğü

Aşkın en güzeli saatlerce bir parkta oturup sıkılmadan konuşabilmek, hiçbir şey yapmasan yarine bakabilmek sanırım. Bu şansa sahip olduğum için şükrediyorum sadece. Elimden başka bir şey de gelmiyor. Göçebe ruhlu bir canlıya bile 26. ayı yaşattırabiliyormuş böylesi ve hatta geleceğe umutla bakmasını sağlayabiliyormuş. Bundan dolayı uysallaşıyor kalp. Saatlerce yari izleyebiliyorsun. Ben evimizi düzüyorum, sen yemek listeni hazırla =)

Hayatta başka neyi düşününce insanın kalbi titrer ki?

7 Ağustos 2011 Pazar

ihtiyacın olursa

‘ihtiyacın olduğunda bana haber ver’ deme.

Bir kez olsun hisset ihtiyacım olan şeyi.

O kadar kolay da geçmedi bugüne kadar çoğu şey. En ufak şeyi elde etmek için iyi çaba sarfettim.

İhtiyacım olduğunda kimse olmamış olabilir bugüne kadar, ya da kimseden matah bir yardım alamayacağımı bildiğim için her şeyin altından tek kalkmış olabilirim. Bunu bilemezsin değil mi? Nereden bileceksin ki?

Bisiklet benim için değişik bir tecrübe. Ne bir bisiklet, ne de biraz şans oldu bugüne kadar yanımda. Evet, bisiklet de olmadı. Bir kez olur gibi oldu. Sanırım 93-94 yazlarından biri. Yazlıkta, komşu evde Dilara mıdır nedir, öyle bir hanım kız vardı. Ben 5 yaşındaysam, o da 4 yaşındaydı işte. Üç tekerli, mavi, plastik bisikletime gözüm gibi bakardım. Annemin maaşını sarsacak cinsten bir aletti zira kendisi. Ve ne yazık ki onun başına bir şey gelirse onun yerine de bir şey gelmeyecekti. Neyse… kız geldi, arkama oturdu ve pat… bir daha da bisikletim olmadı. Kuzenimde de aynısının yeşilinden vardı. O da kendisininkine dokundurtmadı. Çok bir şey değildi ki oysa istediğim; sadece plastik, mavi ve üç tekerlekli bir şey istemiştim.

O zaman ihtiyacım olmuştu benim bir şeylere. Ondan çok kısa bir süre önce ve uzunca bir süre sonra bir şeylere ihtiyacım oldu.

Onun için, ‘ihtiyacın olursa…’ deme. Ben ne yapar, ne eder istediğime ulaşırım zaten. İmkansız değil yani. Ama çok istiyorsan o arayı kapatmak, bir şeyler yap.

Bir canavar yarattım

İstediğim hayatı değil ama similasyonunu yaşıyorum. İstediğim kadar/belki biraz az meşgulüm, yoğunum. Ayırabildiğim zamanı da başta en güzel şey olmak üzere ota boka harcıyorum. Kafama esip şehir şehir dolaşıyorum ve her şeyden önce kendimi tekrar değerli hissediyorum. Boş durmak zor; depresyon sebebi.

Sonra en fantastik doğum günü aksiyonuna bulaştım. Her biri hemen hemen sürpriz oldu. Aslında en güzeli yârin yaptığıydı şüphesiz. Çarşamba, Cuma, cumartesi… muntazaman aksiyon yaşadım. Az önce eve geldim, yorgunum. Mutluyum. Uzun bir süre daha doğum günü kutlama mesajları bana ilişmeyecek. Her sene olduğu gibi kim kutladı lan heyecanını da ötelemiş bulunuyorum. Zaten 4 gün geçmiş üzerinden. Unuttum bile ben. Bir dolu kitabım oldu bu vesileyle. Her biri minimum 800 sayfa. Zor günler beni bekliyor 
Çarşamba iyiydi. Çok iyiydi. Üsküdar’da 1 saat kadar yürümüş olmam haricinde  ama bizim çocukları o kadar özlemişim ki, değdi yürüdüğüme o kadar. Sonra zaten frp diye tutturuyorum kaç zamandır. Kalbine geldim. Kendimi unuttuğum, yeni hayatıma başlamama da bir süre kaldı. Zaten daha çok uzun süre İstanbul’da olacağımın da farkındayım. Dereyi görmeden kolları sıvamamak lazım farkındayım ama Kadıköy’de bir hayat güzel fikir olarak gibi duruyor şu anda bana. Özetle Şişli-Beşiktaş civarlarından vazgeçmiş bulunuyorum. Hatta hayaller bile kurulmaya başlandı o evde olmasını istediklerimle. Şimdiden heyecanlıyım. Olacak, çünkü istiyorum. Israr edilmesi gereken tek şey insanın kendi hayatıdır. Ancak bu şekilde ‘neden olmadı’ ağlaması yaşanmıyor.

Kendi hayatım için ısrar ediyorum. Bir süre yediğime içtiğime dikkat ediyorum, alkol tüketimi sonunda sıfırlandı. Kaburgalarımdaki o garip ağrı, ha bir de son günlerde pek sık yaşadığım karın/mide ağrıları da olmadığı zaman ‘I’m back’ diyebilirim. Sağlığım beynimi sadece bir süreliğine durdurabilir. Hayallerim, heveslerim, mutluluklarımı yaşayabilmem için bana kafadan yüz yıl gerekebilir. Sor bana ben mutlu muyum dünya hayatından? Yok o kadar salak değilim. Ama bir şeyler yapma hevesi kamçılıyor. Bugün ayakta olabilmemin sebebi bu.

Orada kalıcı olacağım, çünkü yaptığım işi seviyorum. Sen oldun, burası seni tatmin etmez dedikleri zaman giderim. Asla da unutmam evimi. Geçti bir hafta daha işte.
Güzel olacak her şey.
Çok güzel…

Yanımda olmasını istediğim her şey ve herkes benimle.

5 Ağustos 2011 Cuma

insanlık halleri

Teoman bırakmışsın müziği. Mevzum değilsin, liseyle beraber teoman depresyonuna son vermiştim. Ama 2009da çıkardığın albüm güzel zamana denk geldiği için bir geri dönüş yapmıştım senin müziğine.

Bana ergenlik eşiğimden emanet yazdığın sözler. 96da ilk albümü çıkarttığında 8 yaşındaydım. Tabi ergenlikten kastım da ‘paramparça’ albümün. İlke dair ne varsa, her şey o albümde vardı. Sonra da öyle kaldı.

Ben lisedeyken seni dinlemek de bir ayrıcalıktı. Sonra bozuldu herhalde bir takım şeyler. Bilemedim, ama en azından Şebnem Ferah gibi ergen kitleye sıkışmadığın, senle beraber büyümemize müsaade ettiğin için eyvallah.
Yoluna bak, yolundan git.

ihtimalsiz bir hayal yok ki dünyada
varsa bile yok farzedip
yalvarırım tanrıya

bir gün gelir de dünya tertemiz olursa
isyan etmem bundan sonra
zamanın ruhuna

ağlasam aylarca
uyusam yıllarca
yoksa bile varedip
yalvarırım tanrıya

“bir gün” gelir de dünya böyle kalırsa
vazgeçer
isyan ederim artık tanrıya

bırak beni kendi halime
bırak peşimi
elveda

ellerimi dokundurdum denizin yüzeyine
pürüzsüz suda halkalar yapsın diye

her baharda varolmayan birine aşık olup
hiç varolmamış gibi bir dünyayı
gerçekmiş sanıp

bırak beni kendi halime
bırak peşimi
elveda

3 Ağustos 2011 Çarşamba

doğumgünü

ilk bir kaç saati mesajlarla boğuşulan, sonrasında sadece kişinin kendisinin özel hissettiği gün. yalancı sevgi gösterileri, abartılı kutlamalar vs. sıkıcı oluyor. hem sonra büyüdükçe bir özelliği de kalmıyor. aileyle mesafeler kilometresel bazda uzaklaştıkça daha da yalnız hissediyor insan.

öte yandan ertesi gün sendromu da var. cem yılmaz'ın askerlik anıları gibi, sahnedesin, gösterin bittiğinde nöbetçi sana az önceki gibi davranmıyor. böyle bir şey. sanırım her gün 2 ağustos olsun isterim. ertesi gün doğuyorsun, sonra bitiyor o gün. böyle bir döngü işte.

1/8/2010

1 yıllık aradan da hiçbir şey geçmemiş. ha 23 ha 24.

30 Temmuz 2011 Cumartesi

Bir Şehri Tam Kalbinden, Beyninden Vurup Gitmek

30 Temmuz 2011,

evime veda ediyorum.

Yarını daha iyi kurabilmek için, dünümden vazgeçiyorum.

Yine de bir şansım olsaydı, gitmez kalırdım. Yarın demek, yaşam demek. Geçmiş, acısı fazla da tutulmaması gereken bir şey. Evin her santimetrekaresini kurcalardım, daha iyi bakardım, daha iyi ezberlerdim biraz daha vaktim olsaydı.

Güneş batmak üzere. ‘İzmir’de yaşıyorum’ deyip diyebileceğim son gün batımına hazırlanıyorum. Sonrası da yok zaten.

Kendi uyduruk hayatımın sitcomu da yarın başlıyor, elde bir bavul, sırtta çanta ve nihayet diğer elde bir dizüstü bilgisayarı çantası. Kapıdan içeri girince efekt olarak ıslık, çığlık veya alkış gelmeyecek. Bunun bilincindeyim. Aksine daha çok gözyaşı, daha çok başı öte yana çevirme, veda sözcüğü duyacağım.

Sonrasında gözüm arkada kalacak. Burada bıraktığım bir ailem var ki yeri geldiğinde önlerinde durup onları koruyabildim bugüne kadar. Bundan sonrasını ben de bilemiyorum. Zaten belirsizlik de daha bir korumacı yapıyor.

Haricinde bugüne kadar ihtiyaç duyup da sonrasında tüm yavşaklığını esirgememiş insanlar için de Rorschach bir takım şeyler gevelemiş;

‘the accumulated filth of all their sex and murder will foam up about their waists and all the whores and politicians will look up and shout 'save us' ...and i'll look down, and whisper, "no"

Özetle ben yokum artık demek. Son trenin son vagonu da hareket etti. Küçük, uçan renkli balonlarımın olmayacağı bir yere gidiyorum.

‘gurbete kaçacağım
o lacivert ülkeye

o üzünç denizine
uzayan iskeleye

ansızın zamansızın
neler kalır geriye

gurbete kaçacağım
o kimsesiz ülkeye

o geri dönülmeze
bağlanan ilk köprüye

umarsız durmaksızın
acılar tüketmeye

gurbete çıkacağım
o duvaksız tepeye

o yolunda gözyaşı
çeşmesi kuru köye

kopup yalnızlığımdan
kopup sonsuzluğumdan

gurbete kaçacağım
gurbete tükenmeye’

http://fizy.com/#s/1aixwi
planlarım bu kadar kolaydı aslında. Ortaya Karışık’ın son programının kapanış müziği olarak seçtiğimde bunu her şeyin bu kadar komplike olacağına ihtimal vermemiştim. Aslında 5 küsur dakika boyunca dinlerken, Hasanla dizlerimizi masaya koyduğumuzda ve derin derin bakarken yere de bu kadar zor olacağını kestirmemiştim. Hatta mayıs sonunda birbirimize veda ederken de bu derece zor geçmemişti. Ama şimdi aradan zaman geçti ve zorlandık bir miktar. Şehir terkedilir gider mi bilemiyorum, daha önce sağlam göçebelik yaptı kalbim. Ama fiziken bu kadar uzağa göçmemiştim. Bakalım bu kadarına ne kadar dayanabileceğiz?

Ama öte yandan şöyle de bir şey var, son zamanlarda saçımdaki beyazların fazlalığıyla doğru orantılı Urla geceleri geliyor aklıma, 90lara ait olan gecelerden. Ya da sabaha karşıları, balıkçı teknelerinin motor seslerine has huzur sarıyor benliğimi. O kadar kolay mı kopabilmek?
‘yeni bir ülke bulamazsın
başka bir deniz bulamazsın
bu şehir ardından gelecektir
sen yine aynı sokakta dolaşacaksın
aynı mahallede kocayacaksın
yeni bir ülke bulamazsın
başka bir deniz bulamazsın
bu şehir arkandan gelecektir
aynı evde kır düşecek saçlarına
dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin
geleceksin bu şehre sonunda
başka bir şey umma
başka şey umma ! ! ! "

http://fizy.com/#s/1aj9on

hava kararıyor…

bir gün bu kadar uzak olabileceğimi düşünmemiştim bu şehre. Bir gün ‘bana her yer deplasman’ diyeceğimi ummazdım. Öncülerimizi yolladık o şehre biz, sonra biz geldik. O kadar yalnızız ki, bunu bizim durumumuzda olmayan bir kimsenin anlaması zor olur. Gerçi yıl olmuş 2011, bunun bahsi bile komik olur. Neticede insanlar yatılı okullardan geliyor. Ama zaten sorun da hem aileden, hem şehirden, hem de hayatından ayrılmak.
O kadar şehir peşinden koşmuşum ki bugüne kadar, sonunda giden ben olmuşum. Bir de şu var; İzmir terkediyorsa beni? O zaman korkunç olmaz mı? Olabilir.
Son vagon kalktı. Gitti, bitti.

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Annemle İlgili Şeyler...

sevgili anneciğim
binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda
kocaman bir dağ lalesi gibi
ve kapkara göbeğini dünyaya fırlatacakmış gibi duran.

şimdi mucizevi bir yerdeyim
muc'un ucuz evinde
sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem
duvarlara hep senin resmini çiziyor
dili geçmiş zamanda birçok resim,
hep gülümsüyorsun
aklının ortasında mavi bir yıldız varmış gibi
ve o yıldız karanlık bir şubat akşamında
durmadan soluyormuş gibi.hatırlar mısın?

mavi saçlı bir tanrı gibi severdim burdur gölünü
o göl şimdi içimde kocaman bir anne ölüsü
vişne bahçeleriyle dolu,
neşeli bir şehre benzerdi senin sesin.
bazen ölmek istiyorum.
beni yeniden doğurman için
iri, ekşi bir vişne tanesi gibi

kışbaşında bir ton kömür yığarlardı kapıya
bazen görülen rüyalar gibi kapkara
bir ton rüya çıtırdarken
sen kar yağmadan önce başkaydın,
kar yağdıktan sonra bambaşka.
sanki hep buluğ çağındaydın.
kuşlar zaptederdi sonra her yeri, sabahları
binlerce kez söylerlerdi, söyleyeceklerini.
bizim hiç anlamayacağımız bir şeyi.

senin şarkıların aç kuşlara buğday saçardı.
kediler yusyuvarlak dururdu karın ortasında
kar manzaralı bir resmin ortasında durur gibi
gri kediler sarmıştı etrafımızı, gri dağlar...
bir tek senin çocuklar üşüyecek rengi saçların vardı.

ben bu eve muc'un ucuz evi diyorum.yokluğunda böyle oldum.
mucize öldükten sonra, buraya taşındım.
ve inanmuc bu evi bana ucuza verdi.
yaşasaydın, hayatının ortasına
güller yığan bir adam olsun isterdim babam.
sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim.
ölü mısır tarlaları hışırdıyordu
ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri
diye başlayan bir çocuk romanında...
şalına sarınırdın, toprağa sarınır gibi
erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için,
bu acımasız ölü anne sesini.

şimdi mucizevi bir yerdeyim
zaman bir salyangozun vücudunda yaşıyor burda
ve çok ağır ilerliyor.
yüzümdeki çillerden başka
isyan eden biri yok hayatımda.

not: ölen her kadın için bir şiir yazdım.
onları muc'a evin karşılığında verdim
çok ucuza.
artık bütün üzgün oluşlarımın adı:
anne.

didem madak

sikmişim gerisinin gelmişini geçmişini. nokta.

24 Temmuz 2011 Pazar

Superhero

the accumulated filth of all their sex and murder will foam up about their waists and all the whores and politicians will look up and shout 'save us'

...and i'll look down,

and whisper, "no".

6 Temmuz 2011 Çarşamba

hayatta hiçbir şeyden zevk alamamak

Boş insanın yaşadığı histir bu. Şu ömrü hayatımda son yıllarda pek az bu salak hissi yaşayacak fırsatım olsa da, yıl olmuş 2011 hala daha bunalımlarımın tepesine çıkabiliyorum.

Ders çalışmadım pek 17 senelik öğrencilik hayatımda. Ama şunu gördüm ki, insan kaynakları dersinden aklımda kalan 'job oriented' sınıflandırmasına giren biriyim. 1.sınıfın sonundan beri her yaz aksiyona bulaşıp da, şimdi mezuniyetti, yarışmaydı derken -ki o da hayal kırıklığı oldu- bir aydır boş oturmam bana bu depresyonu getirdi. Küçük bir sefil olduğum için de 9 kriterden 6 tanesine sahip olarak kendime major depresyon tanısı koydum. Belki sahiden öyleyimdir.

Bu dönemde kavgacı, öfkeli, vahşi oldum, olmuşumdur ama insanın kendini frenlemesi ne kadar zor bilirsiniz. He diyip geçmek varken, üzerine varmak zor, kırıcı ve yıpratıcı oluyor. Hele bazen hayattan zevk alamayan adamın karşısına geçip, sorun iki kişi arasındaymış gibi ortalığı germek, zarar ziyan bana göre.

Bazen sevildiğini insan he diyip geçiştirildiğinde anlıyor.

2 Temmuz 2011 Cumartesi

İnat

Okula ilk adım atışımı ve son attığım adımı unutamam herhalde. Zaten ne olduysa o ikisi arasında oldu. Ben büyüdüm. Ve kirlendi dünya. Sadece çevremdekiler kendilerini en sanmaya devam ediyor. İzliyoruz. Büyük bir sakinlikle bakıyoruz.

Mezun oldum, inadım inat bir şekilde. Daha da engel varsa ezmeye hazırım.

28 Haziran 2011 Salı

Amerika

Bunu yazmam gerekiyor, durum daha da fantastik hale geldi. Günde 1-2 kez tamam ama Amerika'dan 7 takipçimin olması normal mi? Saat farkına rağmen teşekkür ediyorum.

27 Haziran 2011 Pazartesi

Vamos River

Bizim gibi hiçbir şeyi olmayıp, her şeyi futbol olanların ülkesi Arjantin. Kim bilir, belki bundan dolayı onların da 2001 yılında yaşadıkları ekonomik kriz bir nebze olsun rahat atlatıldı. Ne de olsa futbol da kitlelerin afyonu değil mi? Yine de oradaki heyecanı, Türkiye’de bir takım destekliyorsanız anlamak kolay. Hele bir de dünyanın en büyük derbisinin taraflarından birini tutuyorsanız…

Ve artık taraflardan biri alt lige düşmüşse…

Varsın düşsün River Plate bir alt lige. O beyaz üzerine kırmızı çapraz şeridiyle, omuzlardan aşağı inen kırmızı şeritleriyle ve siyah şortuyla insin inebildiği kadar. Dünyanın her yerinde, tüm pisliklerinde Boca’lı birileri var. River pes etmez. Çok uzaklardan yine çıkartırız şampiyonumuzu.

Vamos River!

11 Haziran 2011 Cumartesi

10 haziran

Cuma gününü bitirdik. Bir takım sefillerin ! son final günüydü aynı zamanda. Kabaca 2011 bahar dönemi sona erdi. Bir bahar dönemim daha olmayacak.

Neyse, bayadır da iç huzurumu sağlamamıştım bu derece. Aldığım haber mutlu etti fazlasıyla. Kuş kadar hafifim şu anda. Umarım olacak da. Fazla dillendirmiyorum gerçi. Aylar sonra İstanbul’a gitme ihtimalim de mutlu etti beni.

Aylar sonra spor yaptık Gökselle. Gerçi sporcu ahlakı olabilir ama ciddiyeti falan yok bizde. Kesin ilk ve son aktivitemiz olur bu da bizim.

Haziran 10 bitti.

güç benimle olsun bu aralar.

10 Haziran 2011 Cuma

teşekkür

Şu bloğun açılmasından beri geçen 15 ayda bıkmadan usanmadan, saat farkı demeden burayı takip eden Amerika'da ikamet eden kişi ya da kişilere teşekkür ediyorum. Ben bu kadar azimli, bu kadar vefakar olamazdım.

İzmir/Türkiye

10 haziran 2011

yerel saat; 02,41

Verilmiş Sadakası Olmak

Deyimin Anlamı:
Bir belayı,kazayı zarar görmeden atlatmak

http://www.dersimiz.com/deyimler_sozlugu.asp?islem=bilgigoster&id=37

9 Haziran 2011 Perşembe

9 haziran '11

son finalimle boğuşacağım birazdan. bitince, evet her şey bitmiş olacak. taa ki 30 haziran akşamı kepi atana kadar. sonra daha da boş.

bir de altına yatamayacağın şeyi yapma. dur arkasında.

8 Haziran 2011 Çarşamba

Summer 68

Her yaz piyano solosuyla açılır, kışın yorgunluğunun üzerine. Haziran başı, serin ve sıcak günler birbirini takip eder, hava daha da ısınana dek. Sonrasında ise sıcak her daimdir ağustos sonuna kadar.

Ama mesela bazı şeyler vardır, yazları biraz daha mutlu olunduysa, ve artık hiçbir yaz mutluluk getirmiyorsa, o eski yazları geri getiren. Sonra insane devrik cümle kurduran bir takım şeyler.

Son 10 yıl çok çabuk geçti. Ben hala dehşet içerisindeyim 91 ve sonrası hangi ara büyüdü diye. Benim için ısrarla çocuk onlar.

Herneyse, ‘Summer 68’ diye bir şey var. Pink Floyd’a ait; Rick Wright tarafından bestesi yapılmış.

Hiçbir güzel yaz geri gelmeyecek. Sıcak temmuz güneşi altında, bir Ege kıyısında maç yapamayacağım bir daha. Bir daha akşamüstü denize girmek için anneannemden izin alamayacağım. Sonra mesela ormanda evimiz olmayacak, hiçbir zaman sahip olamamıştık zaten. Ama birkaç yazımızı sadece ormanda belirli bölgeyi çapalayarak geçirmiştik. Bazen de kozalak sallardık birbirimize. Ama hiç de kıyamazdık birbirimize. Işte sonra büyüdük falan.

‘my friends are lying in the sun
i wish that i was there’

Bir daha haziran olmayabilir, bir sonraki haziranı kimin göremeyeceği meçhul. Sıra bizde olur belki. Kimbilir.

8 Haziranın ilk beş saati bir şekilde geçti. Tekrarı olmayabilir bu anın.

Ölmüş yazlarıma selam olsun.

http://fizy.com/#s/1jy0ow

7 Haziran 2011 Salı

Dünya

‘telefonda ağlıyorsun gözyaşların umrumda değil
hoşçakal derim
yani birazcık anla derim, kül olsan da umrumda değil
hoşçakal derim’


Dünyanın, güneş etrafında ve insanların ayaklarının altında dönebileceğinin kanıtıdır. Yalnızca büyük kararlar verebilen insanlar yönetir zira dünyayı da.

Onun için kül olsan da umrumda değil.

1 Haziran 2011 Çarşamba

Ortaya Karışık -son-

Aralık ayında başladık biz bu programa. Bir gün Hasan Şeker geldi dedi ki, 'ya ben tek başına yapamıyorum, bi el atsana.' ben de kıyamadım konuk oldum. Ondan sonra olaylar gelişti...

böyle olmasa da, hemen hemen buna benzer oldu bu programın yapımı;

Hasan davet etti, gittim. Çok eğlendik. Sonra Hasan'a ayak yapmaya başladım. Sonra bir baktım programa dahil olmuşum.

Giderayak iyi eğlence oldu ama bana. Sonra dinleyenler bile eğlenmiştir yer yer. Hiç şüphesiz Hasanla benim kadar değil ama.

Benim mikrofonla sandalyem bi sorunluydu. Onca programda bu ikisiyle güreşmemin nedeni bunlardı. Yoksa deli değilim dans edeyim :)

Hasan 9 program yaptık diyor. Çok bile olmuş. Bana daha çok geliyor çünkü. Bir ara aralıksız program yapmaya kalkmıştık. Nereden baksan 20-25 olmalıydı.

Fikir son anda geldi, şansımızı kaybettik; ilk hafta bir de son hafta yapıp programı keyfimize bakardık.

Reytinglerde neden birinci olduğumuzu anlamadım uzun süre. Sonra şehir dışından ki özellikle İstanbul'dan çılgıncasına dinlediğimizi öğrendim. Daha yeni.

Bizi her programda dinleyen iki manyak vardı; yarenim ve Deniz. Bir de Peluş vardı, birebir maruz kalan. O kadar cheesecake yap sen, o kadar ev sahipliği yap benim gibi adama yeri geldiğinde, sonra bir de birebir maruz kal 'Ortaya Karışık'a.

Bizi yalnız bırakmayıp, her programda taciz eden Sarphan, Halil ve Eren'e teşekkür ediyorum. O camlarla daha az oynasınlar, pis o camlar.

Ya tekrar düşününce, mikrofonsuz kalmak ne garip şey yahu?

İçimde ukde kalan her şeyi yaptım programda. Şarkı bile söyledim ki oy oy oy.

İsim veremesem de yanımızda olan, hemen hemen her programda bizi dinleyen, ratinglerde herkesi şaşırtan herkese teşekkürler.

Biz kapattık ortaya karışık'ı.

Belli bir ücrete seneye kalırım İzmir'de. Parayı şimdiden toplayın devam etmesi için.

12 haziran- 1

Finallere çalışamamaktan bunalan bir iletişim öğrencisi olarak şu değerlendirmeyi yapmamın tam zamanıydı aslında. Siyaset her daim gündemimde olmuştu, ancak ikinci sınıfta aldığım iletişim teorileri dersiyle, o dönem yapılan 29 mart yerel seçimlerini hemen hemen başarılı yorumlamıştım. Şimdi ise, o zamanki bilgilerim uçtu gitti. Ama en azından gözlemlerim var. Bu sefer vereceğim oranların yanılacağından eminim. Yine de benim gözümden ortalık nasıl görünüyor bir bakmakta fayda var;

12 haziran 2011 genel seçimleri öncesinde tabloyu değerlendirdiğimizde, mecliste var olan dört partiyi ve bağımsızları görüyoruz mecliste. Her durumunu tek tek değerlendirilmesinde ise şu gerçekler çıkıyor ortaya;

Akp; 8.5 yıldır tek başına ülkeyi yönetmekte. Özlerinden kopmasa da, görüntüde ılımlı olmayı başarmakta. Bunun en başarılı kanıtı da, 'milli görüş gömleğine' oy vermeyecek insanlardan oy almaları. Ve bunu tek bir seçimde değil, neredeyse girdikleri her seçimde başarmaları. Bunun haricinde, beklenmedik bir şekilde kitle partisi oldular girdikleri ilk seçimden sonra. Kuruldukları tarih olan ağustos 2001 ile katıldıkları ilk seçim olan kasım 2002 arasında yaşanan siyasi durumu incelemek, ayrı bir tez konusu olmalıdır. Zira, Türkiye gibi, siyasi eğilimleri babadan oğula geçen ülkelerde pek de tutulmayan milli görüş çizgisinden uzaklaştığını iddia edip, 14 ay gibi kısa sürede tek başına iktidar olabilmek kolay bir iş değildir. Bu da Adalet ve Kalkınma Partisi'nin büyük başarısıdır.

Gelgelelim, 2002 ve 2007 genel seçimlerinde tek başına iktidar olan, 2004 ve 2009 yerel seçimlerinde de ezici üstünlük sağlayan parti, özellikle 2009 yerel seçimlerine kadar durmadan arttırmıştır oylarını. Ancak 2008 yılının sonlarında patlayan küresel ekonomik kriz, Türkiye'yi de vurmuş; mart ayında yapılan yerel seçimlerde, Recep Tayyip Erdoğan'ın belirttiği alt sınır olan %37'nin hemen üzerinde, %38 oranında oy alarak birinci parti kalmıştır.

İktidarının 9. yılına girerken, yaptığı demokratik ve antidemokratik eylemlerle Türkiye siyasi tarihine geçecek olan partinin oy oranları da son anketler %45- %50 civarında görülmektedir. Bu da, bunca yıllık iktidarın yıpranmasına rağmen hala ayakta durabildiğinin iyi bir örneğidir. Elbette seçmen sayısının son 2 senede anlamsız ve desteksiz bir şekilde arttığını göz önünde bulundurmak gerekir. Zira uzun zaman sonra en normal atmosferde yapılacak genel seçimdir neredeyse 12 haziran. Yapay gündemleri düşünmezsek elbet. Zira 2002 genel seçimleri, üçlü koalisyondan bunalan, o dönem mecliste bulunan muhaliflerden de bıkmış olan seçmenin uyarısıydı. Akp'nin tek başına iktidara gelebilmesinin nedenlerinden biri de budur zaten. Öte yandan, 2007 genel seçimleri, 27 nisan muhtırası ve cumhurbaşkanlığı tartışmaları altında yaşanmıştı. Vatandaşların 2 ayrı kampa bölündüğü ve nefret tohumlarının atıldığı zamanlar yaşanmış, demokratlar ve darbeciler olarak tarihe kara leke olarak geçmiştir o dönem. Şu ana kadar olmasa bile, yakın gelecekte, 2007 seçimlerinin etkileri yavaş yavaş geçtikçe en azından bu şekilde olacaktır.

8.5 yıllık ana muhalefet partisi ise şu anda hala bu noktada bulunmasını yine 2002 seçimlerine borçludur. Akp'nin Atatürk düşmanı olduğunu düşünen çevrelerce 'laiklik elden gidiyor' düşüncesiyle meclise soktuğu bir gerçektir. Bilindiği üzere parti 99 seçimlerinde baraj altında kalmıştır. Bunun da sebebi aslında oldukça açıktır; Deniz Baykal seçmenlere güven verememiş, geçmişini Türk merkez solunun bitirilmesine harcamış ve laiklik haricinde bir şey vaadetmemiştir. Kuru söze karnı tok olan seçmen de kendisini ve partisini cezalandırmış, iktidar olma şansı vermemişlerdir. Baykal dönemi Chp'nin başarısız olamamasının en büyük sebebi budur. 2010 referandumundan hemen önce yaşanan kaset skandalı ise, Chp'nin karşısındaki rüzgarı arkasına almasını sağlamıştır. Yine de kimler tarafından yapıldığı belirlenemeyen bu komplunun, kimin işine yaradığı da meçhuldür aslında... devam edeceğim.

26 Mayıs 2011 Perşembe

82

Ales'e girdiğimi yazmadım ama 82 aldığımı yazabilirim buraya. Tabi şu ana kadar üzerinde durmadığım yabancı dil sınavlarından da geçersem, istediğim yere girebiliyorum. Elbette ki, 2000lerde her iletişimcinin gözünde Bilgi Üniversitesi var. Şu anda adını hatırlayamadığım biriyle görüşmem gerekiyor Bilgi, İzmir temsilcisi olarak. Eminim ki, onunla görüştükten sonra kafam netleşecek.

Bir de bugün korkunç bir yanma vardı midemde. Çözemedim sebebini. Sonra boyun tutulması da vardı. Bunun sebebi yok. Korkudandır diye düşünüyorum. Uzun zaman sonra ilk kez bu kadar realist bir rüya/kabus gördüm. Zor oluyor alışmak tabi bu kadar gerçekçi olanına.

Son çarşamba günü de sona erdi işte. Bir daha Almanca dersi yok, bir daha... bu okul için bir daha yok en azından.

Son perşembe gününün ilk saatlerinden sevgiler.

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Göç Yolları

Göç yollar bir gün döner tersine diyor şarkı. Yeni Türkü’den dinlemek de candır, canandır ama Cem Karaca’dan ötesi yoktur bu şarkı için. 220 km hızla Bursa etrafından İstanbul’a gitmeye çabalıyorduk ortaokul arkadaşımla. O günlerin üzerinden 1 sene geçti neredeyse. Şimdi, ne bir eski dost, ne bir heves kaldı İstanbul için. Ama bir yerlerden yaşama tutunmak gerekli.

Ben 2. yazım için geliyordum stajla geçecek olan. Zor bir yaz bekliyordu beni. Portfolio ile staj benim haftada 6 günümü yiyordu. Yesindi, bedel ödüyordum neticesinde, daha iyi bir gelecek amacıyla. Üzülecek, yalnız hissedecek zamanım bile yoktu. Arkadaşımsa uzatmaları okuyordu artık. Yaz okulunda tabi. Bazen Kadıköy’den Beşiktaş’a geçerken, bazen de sadece eve dönerken, köprü üzerinde olmak şartıyla dinledim, dinledik. Takip edelim. Geri gelebiliriz, artık deplasman öncesindeyiz. Evimizden çıkıyoruz. Başkalarının evinde, başkalarından kötü koşullarda ekmek derdine düşüyoruz. Sığınacağımız bir yuvamız olmayacak orada. Muhtemelen ev sıcaklığımız da olmayacak. Ama bunu başaracağız. Başarmak zorundayız.

" söyleyin dağlara rüzgara
yurdundan sürgün çocuklara
düşmesin kimse yılgınlığa
geçit vardır yarınlara

göç yolları
göründü bize
görünür elbet
göç yolları
bir gün gelir
döner tersine
dönülür elbet

en büyük silah umut etmek
yadigar kalsın size

yolverin kanatlı atlara
sürgünden dönen çocuklara
ateşler yakın doruklarda
geçit vardır yarınlara

dağılsak da göç yollarında
yarın bizim bütün dünya "

16 Mayıs 2011 Pazartesi

17 Mayıs / yanıyor tüm gençliğim

Benim için 17 mayıs bir milat olacak. Belki de olmayacak, ama yine de o güne 25 dakika kala öyle hissediyorum ben. Yoğun, yorucu ve yer yer acı verecek olacak bu. Sabahın erken saatlerinde başlayacak maceramı ne zaman, ne ruh hali içerisinde bitiririm bilemiyorum. Meşhur sakinliğime güveniyorum. Hiç kolay değil mesela bunca yıl sonra ortaya çıkan insanları tanımak. Ve işin acayip kısmı çok yakınlarım bunlar benim. Ben bedel ödedim. Bana ait olmayan bedelleri ödedim. Herkesin acısı kendine, benden daha kötü durumda olanlar var, farkında olamayacak kadar kör değilim. Yine de işte farklı. Bana kalırsa karakterimin bir kısmının yaratıcı kimseler. Yine de tek birini beklerdim. Işte o zamanı merak ediyorum. Denge kurmak istemiyorum. Kendi tarafımdayım. Kendi haklarım var, almak istediğim. Boşluklar dolmuyor. Dolmayacak da. Ben yine de insanlara karşı dolmuş gibi davranacağım. Rol yapmaktan başka çarem yok. Umrumda değil insanların neyi bilip bilmediği. Bir yara var ki kanıyor. Her yerinden akıyor oluk oluk. Yardım edebilecek kimse de yok işin saçması. Yardım edecek kimsenin olmadığını farkettiğimde çok küçüktüm. Büyüdüm, bu gerçeği bilmek iyi oldu.

Diğerine bakarsak, son sunumumuz olacak. Büyük ikilemi yaşıyorum. Benle beraber çoğu kişi de hissediyor aynı şeyi. Bitiyor öğrencilik.

Bitiyor deyince, aklıma ne geliyor; bir arkadaşım var. arkadaştan da ötedir çoğu zaman. Çok farklı yönlere gitsek de, farklı hayatları yaşadığımızı sanmıyorum. Aynı insanlar buluyor birbirlerini. Onun Cenk Taner’le iletişimini anlatacaktım. Siktir et. Böyle de bir şey var işte;

ben mutlu bir çocuktum yıllar önce
sanma şimdi büyüdüm, sanma keyfim yerinde
giden topun peşinden işlerin peşine
büyümek yoktu dostum verilen tüm sözlerde
mesai bitti şimdi paydos baba
hava soğuk, hergün pazartesi bana
yabancı yüzler dolu tüm caddeler
olmuyor baba, gitmiyor birşeyler

yanıyor tüm gençliğim yanıyor tüm geçmişim
nerdeydin söyle sen nerdeydin
bak çocuk büyüdü bak çocuk ölüyor
nerdeydin söyle sen nerdeydin

aşık oldum yıkılmadım ayaktayım
taşıdım hep yanımda cebimdeki düşleri
biraz yardım yardım yollayın
batıyor bu gemi
kaptan çoktan gitti

mesai bitti şimdi paydos baba
hava soğuk, hergün pazartesi bana
yabancı yüzler dolu tüm caddeler
olmuyor baba, gitmiyor birşeyler

yanıyor tüm gençliğim yanıyor tüm geçmişim
nerdeydin söyle sen nerdeydin
bak çocuk büyüdü bak çocuk ölüyor
nerdeydin söyle sen nerdeydin
nerdeydin?????