Hürriyet

31 Ocak 2011 Pazartesi

Biraz Şans ve Bir Bisiklet...

gözüm yollarda
yolları sen aşarken
bekledim ve gördüm ihtiyacım olanı
biraz şans ve bir bisiklet
kim tutunmuş zamana
pişman değilim asla.
nasıl bir şey
uykusuz uzağa
gözlerim mosmor
bakıyorum ufkuna

bas pedala bak gökyüzüne
seni bekleyen başka bir adam var

24 Ocak 2011 Pazartesi

Ustanın Ardından

13 ocak 2011 sabahı. Biz teslimleri, sunumları birer birer not vericilere teslim ederken olmuş, bitmiş her şey. Eli Acıman'ı kaybettik.

Basının kendisi hakkında bilgisi zerre kadar olmadığı için pek çok hatayla verildi ölüm haberi. Haluk Hoca da Radikal'in yaptığı hatayı farketmiş. İrem aracılığıyla ulaştı bana, kendi yazdığını ekşi'ye koyabileyim diye. Öncesinde kendisinin yazdığından esinlenerek şöyle bir şey yazdım;

'gelelim basının olaya bakış açısına; kimse eli acıman'ı tanımak zorunda değil. ne iş yaptığını, neden haber olması gerektiğini de. muhtemelen radikal'de ölüm haberini hazırlayanlar da tanımıyordu kendisini. 'eli acıman ölmüş, haberini geçin' komutuyla harekete geçmişler. sorumlulukları da buradan başlıyor, haber yapıyorsan eğer, insan azıcık merak eder, 'yahu bu adam kimdir?' diye araştırır.

'radikal'deki haberde yapılan ayıp-hata daha da büyüktü: özal'ın yanına, eli acıman diye, yine türkiye'nin ilk reklamcılarından olan ve ilancılık ajansının kurucusu izidor barouh'un fotoğrafı konmuştu.'

acıman'a ağlamayan, ağlamamayı başaranların gözyaşlarını akıttı bu ufak gibi görünen hata.'

20 Ocak 2011 Perşembe

Hücre Yenileyici Bir Garip İşler

Son uzun tatile bir şekilde girdim. Bahsettiğim şey sömestr işte. Her şey şöyle gelişti 20 ocak 2011 tarihine kadar; Akçay’dan dönünce hunharca sözlüler, paper yazmalar, sunum hazırlamalar, raporlar vs. üst üste bindi. Ayın dördünde başlayan fantastik mücadele en son geçen çarşamba bitmeliydi. Neden? Çünkü hem 6 saatlik Suplay sunumu, hem de Pantelis Bey’in paper yazımı vardı. Hepsi aynı güne hem de. Bir insan ne isteyebilir ki?

Suplay hadisesi şuydu; Efendime söyleyeyim, Bolu’da bir dağın eteklerinden hücre yenileyici özelliklerine sahip mineralli su çıkartılıyor. Bizim 50 yıllık su dağıtım şirketi de, bu potansiyeli ve konuyla ilgili tecrübesine dayanıp su pazarına girmek istiyor.

Öncelikli konu da şu; mineral varsa işin içinde şu anda adını hatırlayamadığım- E harfiyle başlayan- bir su markası ile, soda arasında gidip gelmekte ürün. Aslında ikisi de değil. Sabahtan beri ne anlatıyoruz yahu? Su işte bu. Tabi –Haluk Mesci etkisi- bunu bizim de idrak etmemiz haftalarımızı, aylarımızı aldı. Yok bu yanlış tanım oldu, biz bunu anladık ama Ebru Hoca ve Burak Amirak’ın oynadıkları role playing kahramanına anlatmamız uzun zamanımızı aldı bizim. Zaten kampanya da defalarca değişti. Olayın güzelliği de burada, ’sikerler’ parolasıyla her defasında öncekini yırttık attık. Öyle ekstra bir yılgınlığa da sebebiyet vermedik özetle.

Sunum sırasındaki cenabetliğimiz de eksik olmadı. Çok şükür her şey yolundaydı özetle. Scart bağlantısını bulup, denememek ne kadar zekiceyse, bu sebeptenm yedi grup içerisinde sonuncu sunumu yapmak da, bir o kadar hamama olan ihtiyacımızı gösterdi.

Sunumu yaptık, oldu mu? En sona kalınca Özsüt’ün bir yetkilisi olan jüri toplantıya yetişmesi sebebiyle gitti. Ebru Uzunoğlu, Burak Amirak, bizim çocuklar –Vodoo Ajansı- kendi kendimize sunum yaptık tabi bir de adını hatırlamadığım, İZKA’dan bir kadın da sonuna kadar durdu.

Sonra Pantelis Bey’e yetişmek amacıyla, tutturduğum koşuyu bir daha ne zaman tuttururum bilemem ama totalde beş kat çıktığımı var sayarsak, ve bunu da yelkovan fazla hareket etmeden başarmam sanırım ipucu verebilir hızım hakkında.

İşte o gün bugün yedi sekiz gündür koşmaya tövbeliyim. Biz de dura dura iş yapıyoruz.

Yirmi ocaktan sevgilerle.

7 Ocak 2011 Cuma

Bildiğim En Uzun Soluklu Aşk

İlk kez 2000 yazında aşık oldum, aynı yaz ilk aşk acımı da yaşadım. Yaraların sarılması gerekiyordu. Yılbaşı hediyesi olarak gittim, FA Premier League Manager aldım. Ea Sports'un yapımını üstlendiği, girişteki videosuna aşık olduğum, izlediğim her hareketini yapmaya kastığım kişisel efsanemdi o benim. 2001 ilkbaharında dedemi hastaneye kaldırdık alelacele, ameliyatı, iyileşmesi derken yazın ortasına kadar İzmir'de kaldık. En yakınlarım teker teker yazlıklarına, hadi bilemedin memleketlerine giderken, ben Fatih Terim sempatisi nedeniyle Fiorentina'yı Serie A'da şampiyonluklara koşturuyordum. 8 ülkenin ligleri vardı içerisinde; Almanya, İngiltere, İspanya, İtalya, İskoçya, Fransa, Hollanda ve Belçika. Avrupa haritasını o zaman öğrendim ben; şimdi Floransa'ya giden arkadaşlara şehri kabaca tarif edecek durumdayım Allahıma. Bir önceki yaz kalbime çiziği atan hatun yoktu piyasada. Olsundu, ben de zaten maddiyatla mutlu oluyordum. Gerek bol sıfırlı maaşlar, gerekse primlerle günümü gün ediyor, acımı dindiriyordum.
Bir not eklemek gerekir burada, Atletico Madrid sevdamı da bu dönemde dağlara yazmaya başlamıştım.

Serinin 2002 versiyonu o kadar tatlı gelmedi bana. Bunun acısını içimde yaşarken, ortak bir arkadaşımız tarafından Championship Manager 01/02 ile tanıştırıldık. Önceleri ısınması kolay olmadı; daha önceki menajerlik oyunundan çok farklıydı, biraz daha dağınık yapısı vardı. Elit değildi onun kadar, halkın içindendi yine de. Şöyle ki, hemen hemen tüm ligleri barındırıyordu bünyesinde. Tam zamanını hatırlamıyorum ama hayatımda değer verdiğim en önemli şey oldu. Tanışmamıza vesile olan arkadaşla geceleri telekonferanslar düzenleyip keşfettiğimiz oyuncuları birbirimize paslıyorduk. Genelde de şuna benzer diyaloglar oluşuyordu aramızda;

-Naber, napıyosun?
-İyidir Cm'deyim sen?
-Aynen, X'i biliyon mu?
-Yok
-Y'de oynuyor, dehşet bir adam.
-tamam ben de ilgileniyorum hemen. Yollarım scoutları şimdi.

Motamot olmasa da, buna çok yakın diyaloglar dönerdi aramızda bahar 2002'de. Sebebini şu anda hatırlamıyorum ama, o yaz da, bir önceki sene kadar olmasa da geç gitmiştik yazlığa. Ligler bitmiş, dünya kupası başlamış, transfer sezonu açılmıştı. Kadroları güçlendirmek için reel hayatı kullanıyorduk. Bugün baktığımızda da yöneticiler de tam tersini yapmakta; ligde başarılı olmak için menajerlik oyunlarından faydalanıyorlar. Florin Cernat'ı kim buldu sanıyorsunuz? Ya da Dean Ashton sakatlanıp genç yaşında futbolu bıraktığı için kim günlerce üzüldü? Cm databasesinden bulup yarattığım harikaların bugün iyi işler yaptığını görmek korkunç bir gurur kaynağı, umarım bir gün hepiniz yaşarsınız bu egoyu.

Dakikalar sonra not; İlgim dağıldı, çatır çatır detay yazardım. Kendisiyle 10 yılımı da herhalde Birkaç sayfada anca açıklardım. Bir ara deneyeceğim bunu.

5 Ocak 2011 Çarşamba

Ocak 2011

Her şey, hemen hemen, yolunda gidiyor. Biraz aşırı yoğunluk var, orası sıkıntı. Onun da altından kalkabilirim. Kalkıyorum da zaten. 23 senede illa bir şeyler öğreniyorsun. Haftaya cuma her şey bitiyor benim için, evet finallerden önce son bulacak ilk dönemim. Gerisi de bağlamıyor beni. Tatile 2 hafta daha eklenecek, onun da bedelini 2 hafta beynimi patlatarak ödüyorum.

Bedel demiştik değil mi? Bazı bedeller sadece ödenmek içindir, eline bir şey geçmez. Üzgünüm.