Hürriyet

7 Ocak 2011 Cuma

Bildiğim En Uzun Soluklu Aşk

İlk kez 2000 yazında aşık oldum, aynı yaz ilk aşk acımı da yaşadım. Yaraların sarılması gerekiyordu. Yılbaşı hediyesi olarak gittim, FA Premier League Manager aldım. Ea Sports'un yapımını üstlendiği, girişteki videosuna aşık olduğum, izlediğim her hareketini yapmaya kastığım kişisel efsanemdi o benim. 2001 ilkbaharında dedemi hastaneye kaldırdık alelacele, ameliyatı, iyileşmesi derken yazın ortasına kadar İzmir'de kaldık. En yakınlarım teker teker yazlıklarına, hadi bilemedin memleketlerine giderken, ben Fatih Terim sempatisi nedeniyle Fiorentina'yı Serie A'da şampiyonluklara koşturuyordum. 8 ülkenin ligleri vardı içerisinde; Almanya, İngiltere, İspanya, İtalya, İskoçya, Fransa, Hollanda ve Belçika. Avrupa haritasını o zaman öğrendim ben; şimdi Floransa'ya giden arkadaşlara şehri kabaca tarif edecek durumdayım Allahıma. Bir önceki yaz kalbime çiziği atan hatun yoktu piyasada. Olsundu, ben de zaten maddiyatla mutlu oluyordum. Gerek bol sıfırlı maaşlar, gerekse primlerle günümü gün ediyor, acımı dindiriyordum.
Bir not eklemek gerekir burada, Atletico Madrid sevdamı da bu dönemde dağlara yazmaya başlamıştım.

Serinin 2002 versiyonu o kadar tatlı gelmedi bana. Bunun acısını içimde yaşarken, ortak bir arkadaşımız tarafından Championship Manager 01/02 ile tanıştırıldık. Önceleri ısınması kolay olmadı; daha önceki menajerlik oyunundan çok farklıydı, biraz daha dağınık yapısı vardı. Elit değildi onun kadar, halkın içindendi yine de. Şöyle ki, hemen hemen tüm ligleri barındırıyordu bünyesinde. Tam zamanını hatırlamıyorum ama hayatımda değer verdiğim en önemli şey oldu. Tanışmamıza vesile olan arkadaşla geceleri telekonferanslar düzenleyip keşfettiğimiz oyuncuları birbirimize paslıyorduk. Genelde de şuna benzer diyaloglar oluşuyordu aramızda;

-Naber, napıyosun?
-İyidir Cm'deyim sen?
-Aynen, X'i biliyon mu?
-Yok
-Y'de oynuyor, dehşet bir adam.
-tamam ben de ilgileniyorum hemen. Yollarım scoutları şimdi.

Motamot olmasa da, buna çok yakın diyaloglar dönerdi aramızda bahar 2002'de. Sebebini şu anda hatırlamıyorum ama, o yaz da, bir önceki sene kadar olmasa da geç gitmiştik yazlığa. Ligler bitmiş, dünya kupası başlamış, transfer sezonu açılmıştı. Kadroları güçlendirmek için reel hayatı kullanıyorduk. Bugün baktığımızda da yöneticiler de tam tersini yapmakta; ligde başarılı olmak için menajerlik oyunlarından faydalanıyorlar. Florin Cernat'ı kim buldu sanıyorsunuz? Ya da Dean Ashton sakatlanıp genç yaşında futbolu bıraktığı için kim günlerce üzüldü? Cm databasesinden bulup yarattığım harikaların bugün iyi işler yaptığını görmek korkunç bir gurur kaynağı, umarım bir gün hepiniz yaşarsınız bu egoyu.

Dakikalar sonra not; İlgim dağıldı, çatır çatır detay yazardım. Kendisiyle 10 yılımı da herhalde Birkaç sayfada anca açıklardım. Bir ara deneyeceğim bunu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder