Hürriyet

28 Şubat 2011 Pazartesi

Günlerden bir gün

‘Öfke yangınlarından kurtulsan’

Ama ben başıma gelecekleri biliyordum. Ben bunları ayık yapamam zaten deyip, sardırmam bir şeylere... Sonracığıma daha önce yaptığım pazarlık falan. Iyi gördüm yani. Kaç kişi bunu yapabilir ki? Ben bedel ödeyeceğim şimdi müsaadenizle. 3 testten de kalmak, başarılı bir hayatın sonucunda olur. Kalbim hızlı atıyor son zamanlarda. Aslında biliyordum, hep derdim kalbim yada midem götürcek beni diye. Şimdi ciğer de girdi işin içine. Nefessiz kalmak, boğulayazmak falan habercisiydi. Bir de sıkıntı... sıkıntı... bir mucize olmadı ki, sıkıntıyı atalım. Ben de gittim dayandım alkole. Fazlasıyla dayandım, kurtulmak için. Tetiklemiş işte.

Şimdi bakıcaz. Eski bi arkadaş gelicekmiş yarına, ne birlikteyken, ne sonrasında gelmemişti İzmir’e. Şimdi de, vedaya ya da, siktir lan git diyet uygula diyecek. Ikisinden biri.

’sanki yillardir uzaktayim ben
ozlemlerin hep sessiz derinden
ama yalanlar gorurum hala
burdan bakinca su sonsuz dunyaya
olsun demek de zor artik
cocuk duslerimiz yok artik’

inattan vazgeçmem ama. Daha birkaç gün önce yazdıydım ben bu inadı. Yoruldum şimdi, uzanıyorum bir süredir yaptığım gibi.

26 Şubat 2011 Cumartesi

Cumartesi Sabahı Travması

Oysa yeni uyanmıştım. Dedem son zamanlarda pek sık yaptığı şeylerden birini yaptı; oturttu karşısına, okulu, mezuniyeti ve sonrasını sordu. Ben de bildiğim kadarıyla cevapladım. Kal demedi, ama istedi. Ben de olmaz dedim. Oranın rekabetini yaşamadan ölürsem gözüm arkada kalır, tekrar gelirim. Ne olursa olsun orayı yaşamadan ölmem.

Ihtiyacım var mı diye sordu. Yalan söyledim, her şey yolunda dedim.

Eve ihtiyacım var mı diye sordu, aklıma tek Ozan geliyor artık İstanbul’da yanında kalınacak. Bir de Selin var, ama onun sıkıntısı benden de kötü olabilir.

Ferhat, gerekirse sokakta uyuyacaksınız demişti, elinde sopası varken. Gerekirse Ferhat...

Bir Alex değil

Saat 05,27.

Yorgunum demek çok doğal bir söylem oldu tabi benim için. Ama bir de şöyle yapalım mı? neden yorgunum lan ben? Hep o Giritli kanı yüzünden var ya. Akdeniz anemisi, kansızlık falan bozuyor adamı.

Adeta pimapen vardı hayatla armada yaklaşık 24 saat kadar. Iyi içmişiz ki ayılamadım. Bilinç olarak yerli yerinde tabi her şey de, gerisine bir şey diyemedim. Lan bi masaj yapan olmadı, bence en kötüsü bu.

‘salın hepsini üstüme gelsinler
teker teker karşıma çıksınlar
güçleri yeterse beni yıksınlar
başım dik anlım açıkken ben
bu alemde kendimi tek geçerim
bu alemde kendimi tek geçerim

isterlerse havalara girsinler
farklıymış gibi davransınlar
varsın beni hep yok saysınlar
içim dışım bir oldukça
bu alemde kendimi tek geçerim
bu alemde kendimi tek geçerim

haykırsam hiç duyan yok
düşsem tek bir dostum yok
ölsemde bir bakan yok
bu alemde kendimi tek geçerim
bu alemde kendimi tek geçerim’

insanlar tarafından şu diyaloglarla sevilmek çok eğlenceli lan;

-ne kadar şirin di mi?
-evet koala gibi, evde beslenir ki bu.
-atarsın önüne iki bambu, bütün gün onları yer.

Eheh, cheesecake olmazsa bambu da yok, evcil de olmam orası ayrı.

Isim vermeyeyim, G’nin anası babası ayrılıyormuş. Ya da olmuş böyle bir şey. O kısım muallak. Tabi bundan 8 saat kadar önce bambaşka kafalarda olduğumdan bu kadarını idrak etmiş olabilirim. Normal prosedür bu sonuçta. Neyse, asıl ne dicem biliyor musunuz? Aslında çoğunluğun dertleri zerre umrumda değil. Sorun çözücü olmak iyi, ama... o işin bir de aması var. Ben kısmı var işte. Yani biraz benim de kafa dinleme lüksüm olmalı. Bak, yapmayın demiyorum. Yine yapın. Ama masaj yapsın biri mesela. Bak bu güzel fikir, sevdim bunu. Tuttum da.

G aldı beni evden. Sonra Mc ilen T geldi. Çifte Kumrular’da yine, yeni, yeniden donduk. Biz orada hep donduk. Donmadığım tek zamanda da üzerime köz düşmüştü. O da tercih edilen bir ısınma yöntemi değil elbette. Akşam iyiydi. Mc’nin kardeşleriyle baya bi zaman sonra tekrardan görüşmeye başladık. Öyle denk geldi tabi de o dengeyi korumak da zor işte. Hele tekrar içiçe takılırken, kim kimin ayağını kaydıracak endişesiyle çekimseriz. Yoksa toplanınca onlarla bildiğim, açık ara en eğlenceli diyalogları yaşıyoruz. Mühendis kafasıyla birleşince bizim sosyal zımbırtılar, allak bullak oluyor. Bu gecenin de şansı buydu mesela, G ile sıkılırken, Mc’ler geldi. Onlarla artık konuşçak bir şey kalmadığında pat ortanca kardeşin evine gittik. Orada da konu Kinyas ve Kayra’ya sararken, pat küçük kardeş 88’den geldi. Anca eve dönüldü tabi.

Aslında çok şey vardı aklımda.

Şuna kızıyorum; ’doğumda yanımda olacaksın değil mi?’ sorusunun o güzel kaynağına ben bir şeyler anlatmıştım zamanında. Unutmuş olmalı. Herkes bir şeyleri unutuyor. Üzücü bu.

Bir arkadaşım ne demişti tüm eskilere geçirirken; ’beni tanımak istersen sevgilim, istersen önce babamdan başla. Ama o zaman beni yanlış tanıyabilirsin.’

Yıl olmuş 2011, ben hala bir inat uğruna yaşıyorsam, istemesem de ondan başlamak lazım ‘introduction to Yiğit’ dersine.

Sevgilim, benim doğumumu sana anlattım mı bilmiyorum. Pek çok şeyi, hatta dışını bile anlatmamış olabilirim ki şaşırmam bu yaptığıma ben. Hatta bana öyle geliyor ki, ben artık hepsini anlatsam da, o hisleri yaşayarak anlatamam.

Ben: -
S: +

-aslında sapıtıksın…
+ayıp ediosun bak kar diyorum, gizli buzlanma diyorumya ölürsem diyorum, son sözlerin bunlar mı olacak?
-kalbi acımayan insana neler anlatıyorsun sen? =)
+aman iyi al onu sakatat diye sat o zaman belki işe yarar.
-belki, sandığa koyarım.

Bu, bana aşkı vereceğini sandığım bir hatunla aramızda geçen diyalogtu birkaç saat önce.

Hissizlik kötü, yalnızlık en büyük özgürlük. Yalnızlığın seçilmiş olanı ise yaratıcıya aşık atmaya bedel.

Yarım, eksik ve vesair kaldı. Sabah iyi uyumam lazım, yarın gece Alsancak gece hayatına hızlı dönmek gerek. Sözüm var.

25 Şubat 2011 Cuma

ayılıyorum

Şarkı güzel, eyvallah.

Bloğumda dolaşarak unutamayacaksın yine de beni. Ya da muhtemelen senden bir adım önce bulunduğum yerler beni sana unutturmayacak. He, temennim unutman elbette. Unutman için her şeyi de yaptım sanıyorum. Ama bildiğim en kötü yazar olan benim, en iyi tarifini -kağıt kesiği- ya üzerine alınırsan diye vazgeçemem. Bu andan önce de kullandım, sonra da kullanmaya devam edeceğim. Acılarım dinene kadar. Ben yine de dineceklerine ihtimal vermiyorum.

Senden tek isteğim, kendin ol, kendin kal. Yalan söyleme... kendine ve başkalarına. En azından ’veda etmeden gitti’ olmaması için, hoşçakal kurtçuk, elma kurtçuğu.

24 Şubat 2011 Perşembe

tayfa

...varmış böyle bir yer. Akşam çok şeye ilaç olacakmış.

'Hepsini al, geriye hiçbir şey bırakma'

Hem zaten rakıyı bırakmadığıma göre, alkolü de bırakmış sayılmam.

ego patlaması :)

Ay oldu, alkol yüzü görebildim sonunda. Midemin vet kalbimin zayıf olduğunu sanıyorum, bakalım dayanacaklar mı bana? Esas yarın gece fena olacak ya hadi hayırlısı.

Miyavlama yeteneği ! üst düzeyde. Ahah, Pi’de otururken arkadaki çift kedi arıyordu. Önceki gece de kapıcının birkaç yaşındaki kızlarıyla oynadım. Asansör 7. kattaydı yapacak bir şey yok, can sıkıntısı işte.

Saçlarımı sevmem, ben hariç herkes seviyor. Sanırım pek çok talibim ! saçımı kesersem üzülür.

Ego patlamasından bu kadar bu gece.

22 Şubat 2011 Salı

aksiyon raporu

Oha çılgın yorgunum lan. Şöyle oldu; Halil Reyiz’in yareni geldi İstanbul’dan. Rica etti, eli direksiyon tutan yekpare adam olduğum için. Karşılığında Brownie İntense verdi lan eheh! Sevdim bu ticareti ben. Gerçi 2 saat kadar tahminm edilebilecek kaba yerlerim uyuştu. Hiç bana göre değil yolculuk. 196’da bile çoğunlukla ayakta durmamın sebebi de bu sanırım. Boş yer bul, otur, sonra in durakta falan. Tehey, uğraşılcak iş değil hacı. Ben de uğraşmıyorum.

Neyse, herkes her yandan plan yapıyor. Ben de tüm iyi niyetlimle ‘evet gelirim diyorum.’ Esasen gönlüm zengin, yani kartımda 14 lira olması, tek olmadığım sürece sıkıntı değil muhakak ki. (nasılsa birine dayanırız, amin) allahım sen mevzuyu biliyosun, amin.

Yarın gece KafePi, evet orda dayanabileceğim biri olmayacak. Sponspor arıyorum kendime esasen. Bulucaz bulucaz. Allah’ım sen cümleyi biliyosun, amin.

Ertesi gün de, yine Alsancak ve tekrar Alsancak olacakmış. Gerçi bu planlı falan. Sanırım yani. Planlı olduğunu nerden mi anlıyoruz; 4 çift + yiğit olmasından.

Lafı gelmişken, adaptasyon süreci yaşamayacak birini arıyorum lan Perşembe günü için. Rakı falan içebilsin... allah’ım...

Perşembe zaten boş günümmüş. Ben bi benim liseye uğriyim, 1,5 sene oldu zaar gitmeyeli. Işte en son birini Koç’a soktuyduk, o zaman gitmiştim. Zaten şimdi gitmezsem bir daha ne zaman giderim meçhul.

Salı gecesi aksiyon raporum budur.

Allam sen olaya hakimsin.

hayatın fon müziği

Şu anda it gibi yağan yağmur altında, akşam havaalanı yollarında, ne bileyim yazın Çeşme'ye ya da oraya buraya giderken... Sadece mümkün olsaydı da senle şu yağmurun altında yürüseydik sesini kısardım fon müziğinin.

fuck you it's over!

i gave you all the love,
a boy could ever need,
and in this world there's only one of me,

and all there is left,
is the realisation,
that we we're never meant to be,

fuck you,
fuck you,
it's over,

fuck you,
fuck you,
it's over,

i've been lost since i woke up,
broked since we broke up,
vanished by your heart,

remember it when,
you promised me how,
this time this christmas things would be different by now,

fuck you,
fuck you,
it's over,

fuck you,
fuck you,
it's over,

middle eight
all i wanted was to be,
where your heart is,
but that's all changed now,
now you're dead to me,

you're dead,
you're dead,
you're dead,
you're dead,

fuck you,
fuck you,
it's over,

for you,
for you,
it's over,

fuck you,
for you,
it's over,

for you,
for you,
it's over,
ahh,



iyi misin ne olur iyi ol ama ya

'iyi misin nolur iyi ol ama ya
iyi misin nolur iyi ol ama ya
iyi misin nolur iyi ol ama ya
iyi misin nolur iyi ol ama ya
iyi misin nolur iyi ol ama ya
iyi misin nolur iyi ol ama ya
iyi misin nolur iyi ol ama ya
iyi misin nolur iyi ol ama ya
iyi misin nolur iyi ol ama ya
iyi misin nolur iyi ol ama ya
iyi misin nolur iyi ol ama ya
iyi misin
iyi misin
iyi misin
iyi misin
gerci bahsetmemek
daha mutlu edecek
daha rahat hssetrcekse'

:)

bir yerlerde birileri var, iyi onlar. 04,24'te şunları duyabilmek, azcık sessiz olunca...

Comeback

Anlatacağım çok şey vardı aslında. Eğlenmiştim, Alsancak’ın, Bornova’nın nasıl ağzına sıçtık gece diye yazacaktım…

Tam 2 sene oldu bu aralar. Ablam, kardeşim ve en son yengem diyebildiğim tek kişiyi kaybedeli. Geri geldi bugün, az önce. Hep inanır insan gidenin geri geleceğine. Insan kardeşini bırakmaz, abisini bırakmaz di mi? senin de bırakmayacağını biliyordum. Ben 20 yaşındayken, o yükün altında ezilirken, insan önünde ilk kez yüklerimden kurtulamama rağmen, yüklerimi anlatırken sen vardın sarıldığım. Şimdi ben sevgilime bile anlatırken bazı şeyleri, gözlerimi çevirirken, ne kadar başarısız olduğumu aslında, benim imrenilecek bir insan olmadığımı sen görmüştün. Yine de sarılabilmiştim. Yani olay şu; ben sevgilimi üzmemek için bazı şeylerin üstünü anlatırken, kafamı çeviriyorken, mavi yastığa sarılıp, gerisini de siktir edip hüngür hüngür ağladığımız gece…

Kaç sene geçmiş? Ben işte satmadım seni yine de. Sen de kardeşini, abini, dostunu buldun tekrar. Ve ben aslında tekrardan arafta yaşıyorum şu anda. Şu yukarıdaki sıfatlara layık bulduğum insan ve kimbilir belki de zorla yaklaşık 20 yıldır, okumayı söktüğüm arkadaşım arasında.

Hayatım arafta geçiyor. Tadını çıkarmam lazım.

Ama geri döndün iyi ki. Tam da ablaya, kardeşe, dosta ihtiyacım varken.

Çünkü 2 yılda, sevdiğim her şeyi kaybettim. Hiçbir şeyin anlamı kalmadı. Çoğu zaman yemek yerken, sigara içerken, ne bileyim bir kadeh rakı içerken ve uyurken bile zevk alamadım. Şimdi yine alabilir miyim bilmiyorum. Arafta yaşamanın bedeli bu.

Biri üzülmesin diye kafanı çevirirsin. Unuttuğun anlamına gelmez. Ama kafasını çevirenin gözleri aslında hep doludur.

21 Şubat 2011 Pazartesi

Bahane

-Ama kız benden hiç hazzetmemiş :(
+Tamam yine de gelsin, ben sempatiğim.

Böyle ilginç eylemlere dahil oluyorum. İllegal, legal de olduğu oluyor. Can sıkıntısından hep. Hoop devreye girmek falan vs...

Abla sen naapıyosun?

Giriş; Allah’ım sen konuyu biliyorsun amin.

Neyse, çok fazla sevgili/ eski sevgili bahsedebilecek yapıda biri değilim. Ondandır ki, vay neden benden bahsetmedin, vay beni artık sevmiyon diyen çok sevgilim oldu ki, ya sabır… giriş cümlesini defalarca tekrarlarım bu mevzu üzerine.

Sevgili, gider eski de olur ne bileyim sevgi vardır, saygı vardır artık ara ara görüşürsün edersin falan. Ne bileyim bazen akıl danışırsın iyi olur. Yani çoğunlukla bende ya böyle oldu, ya da sittin sene görüşmedik zatı alileriyle. Bu da normal prosedür sonuçta. Bana ne lan, ne yaşandıysa yaşandı dersin, siktiri çekersin. Çok mantıklı.

Lakin saat içerisinde ikinci kez klavye başına geçmemin sebebi hanım abla var ki, çok mantıksız lan. Anlamsız tacizler, yok taciz ağır oldu ama neden ben?! dediğim çok oldu. Kendisini 4-5 ayda bir hatırlatması, sonra aniden kaybolması falan da cabası. Tam deli işi.

Şöyle vuku buluyor sıklıkla; gece 11-12 civarında ‘Naber?’ temalı bir mesaj geliyor –ki son sefer küt diye bitirici cümleli mesaj attı- elde telefon hayatın anlamını düşündüm. Normal insan, uyur sevişir ne bileyim bir şeyler yapar o saatlerde. Bir gün halvet esnasında böyle bir mesaj gelecek diye çok korkuyorum lan!

Bir de çok spesifik kelimeleri var. Mittabi ayrılık anından itibaren numarası kafamdan da, telefondan da silindi kendisinin. Yine de mesaj attığı zaman şıp diye tanırım kim olduğunun. Gören de büyük aşk sanacak di mi mk? Yok yau, ben hazırlıktaydım o esnada. Birkaç ay işte. Hatırlamakta bile zorlanıyorum ki şu anda.

Şimdi o malum mesaja gelelim; ‘İyi geceler pisi?’ Şimdi şu pisi olayının nereden çıktığını anlattırmayın bana tekrar. ‘Miyav’ işte özetle.

Gece yarısında gelen mesaj bu. Öncesi sonrası yok. Ne istediği de bilinmiyor. Arasan sorsan, desen ki; ‘abla sıkıntı mı var’ amaçlı, telefonu da açmayacak biliyorum. La ne sikime yapıyorsun şu eziyeti sen bana abla? Müsabakanın mağduru da bendim diye hatırlıyorum, hatta en son birkaç ay önce beni muhatap alarak saçmaladığında da bir dolu övgü dizmiştin, ki zaten biliyorum ne kadar iyi bir sevgili olabileceğimi.

Şimdi lokal yağışlarla devam etti mesela. Art arda yazsam mesajları, benim olayı anladığım kadar anlarsınız. Öyle gidiyor diyaloglar.

Velhasıl, ya siktirin görüşmeyin, ya da arada bir akli melekelerim uğradı mı buraya sorusuyla gelmeyin eski sevgiliye. Sevişiyoruz mk. Komşular bir yandan, siz bir yandan. Tey tey.

Şimdi hatırladım; ben de en son yaptığının üzerine çalıştığı yere gidip, elini ayağına dolamıştım. Nehe kovuldu sonra evet.

Kapanış; allahım sen konuyu biliyosun. Amin.

20 Şubat 2011 Pazar

Her şeyi al, geriye hiçbir şey bırakma

Yorgunluktan bayılabilirim saat itibariyle. Ama kolay da pes etmeye niyetim yok. Aslında çok güzel şeylerden bahsetmek isterdim. Bahsedemiyorum. Gerekenleri, gerekenlere anlattım zaten bu zamana kadar.

‘Senin de çevrende hep ailesi buhranlı insanlar var’ diyorlar. Istemsiz verilen ilk tepki ne güzeldir, gülersin. Yani en azından sadece sırıtırsın.

Hayallerimi gözden geçirdiğimde, ki artık geçmişi zaten kurcalamayı kestim, rahatım ondan, gelecekte de yarım kalmayı planlıyorum. Evet, tam olarak planlıyorum. Kilometrelere bağlanmış aşklar gibi, kızım/oğlum, karım vs. Bunların her biri sanki bir gün ve olması gerekenden çok önce gideceklermiş gibi. Içselleştiriyorum sanırım bu mesnevi hayatını.

Ya da bugüne kadar o kadar başarılı bir şekilde saklanmış ki bu hisler, henüz gün ışığına çıkıyor.

Güzel bir haftaydı, kayboldum ya huzurun içinde uyandım sonra da.

Sonra da bir süredir görmediğim pek çok kişinin aslında beni özlemiş olduklarını öğrenmek falan... güzel şeyler. Göremesen de, bilmek de yetiyor aslında.

Kılıcı çektik, yarın son dönem başlıyor. Dişediş geçecek. Geçmek zorunda. Madem sonu yaşıyoruz birlikte, sonlar unutulmamalı...

Yüzünü hatırlamak istediğim, bir türlü beceremediğim biri ’Behzat Ç’nin kızı araba sayardı...’ ona benzer bir şeyler anlatırdı. Izlemem derdi. Ben... hatırlamıyorum çoğu şeyi şu anda. Kafada yaşananların en güzeli bu aslında. Güçlüydü hafızam, derinlemesine nüfuz ederdi izler beynimin tüm kıvrımlarına. Artık yok böyle bir şey. Ama ben birkaç sıfır öndeyim hayatta bunu söyleyene karşı sanırım.

Her şeyi al, geriye hiçbir şey bırakma. Geri geldim, gecesini yaşamadan, güneşi görmeye niyetim yok.

20 dakika sonra gelen edit:

Sıkıntı şu ki; sıradan bir iletişim kuramıyorum insanlarla. Yok, asosyal değilim, tam tersi neredeyse. Sevgililerimi çıldırtacak düzeyde oldu bu hayatım boyunca. Ama gerçekten sevdiklerime bir kez bile klişe harici bir şeyler söyleyememek ne oluyor? Çok ender dökülüyor tüm bunlar ağzımdan. İyi pörsümüş kalbim, dilim ve onları kombine edebilecek beynim işte...

Hep bir seçim manyağı olmaktan sıkıldım. Sevdiğim iki insandan birini hep, her koşulda kaybetmekten yoruldum çok.

Evet, yazmaktan da sıkıldım şu anda :)

11 Şubat 2011 Cuma

sonra neden uyuyamıyosun oluyo!

Yazlıkta olurdu bu, şehir hayatında alışkın değilim. Yazlıkta dediğimde işte 8-10 bilemedin 12 yaşındayken. Evden çağırırsın adamı. Tabi 90ların sonu, 2000lerin başı yok öyle telefon şimdiki ergenlerde olduğu gibi.

Az uyuyuyim dedim, hop kapı çaldı. Eşşek kadar olmuşsun be arkadaş, hadi bitti kontörün, evden ara di mi? Kapı zilini sökercesine basmak ne ola ki?

Cıkcık

10 Şubat 2011 Perşembe

Tatil

12 Ocaktan beri hafif hafif tatildeydim. 29 gün olmuş işte. Bana tatil miydi? Sanmıyorum. Şöyle geçti; 6 sene okuyup doktor olanlarla elbette aşık atmıyorum. Ama biraz daha pratik bilgim olursa rahatça bir ameliyata girebilirim :) ne kadar zor bir son sömestr yaşadığımı belki böyle hayal edersiniz.

Şimdi, olmak istediğim şehir beni çağırıyor. Soğuğunu, ıslaklığını hissediyorum İstanbul’un. Bu kuru, salak bir özenti değil. İzmirli olarak İstanbul’un köpeği olmak klişesine hiç saplanmadım. Şansım da bu sanırım. Son darbe için, oraya gitmem lazım, biliyorum…

Ben varım bu hayatta. Yalnızım ve kimse olmayacak yanımda.

Son darbeyi vuracaksam öğrencilik hayatıma, en başta kendimin unutmayacağı şekilde olacak bu.

Hala, bana güç veren birileri var oralarda. Hazır yıkılmamışken daha, yorulmamışken, sinmemişken hastalıktan…

Her şey daha güzel olsun diye gidiyorum İstanbul’a…

Ama önce;

‘and if a double-decker bus
crashes into us
to die by your side
is such a heavenly way to die
and if a ten-ton truck
kills the both of us
to die by your side
well, the pleasure - the privilege is mine’

Yüzün

Benim için duruyorsan hala yanı başımda, eğer ben üzülürüm sanıyorsan sen gidince…sen zaten gideli çok oldu buradan. Eğer giderken gözün arkanda kalmayacaksa, sana hissettiklerim belki yalandı. Hiç olmamışlardı da, belki ben varmış gibi yaşattım içimdekileri. Ufacık gülümsemeleri ben büyütmüşümdür belki. Sıradan sözlerini ben fazla önemsemişimdir, kim bilir.

(Ama yine de biliyorum ki, ne sen, ne ben inanmayacağız bu dediklerime. Ben acımı çekiyorum. Sen burada, yanı başımda olsan da olmasan da ben acımı çekeceğim. Hem zaten yanımda mısın eskisi gibi? Ben senin yokluğunu zaten yaşamıyor muyum kaç zamandır? Umarım zaman ilaç olur sensizliğe. Umarım zaman fiziken gidişine ilaç olur. Çünkü ruhen benden gidişin çok oldu ama hala yaşıyorum ben sensizliği. Umarım bu sefer işe yarar.)

Birbirimizin olabilmek için her yolu denedik galiba. Her denemede birbirimizden daha da uzaklaştık. Her çaba, gösterilen her emek sonunda bizi daha da uzağa attı. Ben seninle konuştuğum zaman artık mutluluk hissetmiyorum. Ne şekilde olursa olsun, her iletişim kurma çabamızda…ben artık seni bulamıyorum, başımı omzuna koyduğumda ‘tüm bokluklar bitecek diyemiyorum. Çünkü senin de artık onlardan bir farkın kalmadı.

(Ben seni çok özlüyorum, ama git. Ne olursun git. Çünkü sen adına leke sürülmeyecek kadar çok özelsin. Birlikte olduğum hiçbir kadın, saçının teli olamaz. Ama git. lütfen git. Ben seni andığım zaman hüzünlenmek istemiyorum. ‘Sen dediğim zaman, aklıma öğlenden sabaha kadar birlikte geçirdiğimiz yaz günleri gelsin. Ama sen git...…Git.)

Kendine birini bul. Yapabilirsin. Gerçekten sorun olmaz benim için. Gözlerime bakarsan gerçekten sorun olmadığını görebilirsin. Ama bulacağın ‘adam seni sen olduğun için sevsin. Sen zaten güzelsin, ama yüzün için sevmesin seni. İçini görebilsin. Acılarını hissedebilsin, elinden geldiğince içindeki boşlukları doldursun. Kendi hayatına, acılarına, göz yaşlarına dokundurmazsın sen. Seni ayağa kaldırırken dikkat etsin. Senin yüzünü güldürürken sınırlarına dikkat etsin. Seni kaçırmasın kendinden.

(Seviyorum diyebilen insan için ne kadar güç, ‘başka birini bul kendine demek. Sen üzülme olur mu? Ne yaşandıysa yaşandı. Ama üzülme. O zaman incinebilirim gerçekten. Söylemesi de zor ama, seni sevsin, benim kadar sevsin. Benden daha çok sevsin seni. Olabilecekse, mümkünse benden daha fazla baksın gözlerine. Benden daha sıcak öpebilsin seni. Benden daha sıcak tutsun ellerini. Ama mutlu ol.)

Dediğin gibi, bir şekilde dönmek isteyebilirsin, nedensiz-sebepsiz. Ama dönme. Özleme de. Özlemek için geç kaldın. Geç kaldık. Beni sana hatırlatan her şeyi ben silmeye çalışırım. Başarır mıyım bilemem ama... Yine de özleme. Kendine kalsın. Göz açıp kapatıncaya kadar geçer zaten hafızandaki yerim. Hem geri döndükten sonra, pişmanlık hissetmezsin de böylece.

(Dönme bana…ne olursa olsun, pişman da olsan, çok sevsen de, özlesen de…dönme. Hani ben susuyorum demiştim ya sana. İşte sen de sus. Bir gün, yaşadığımız her şey teker teker aklına gelirse…sus! Dedim ya, bırak git beni. Hiç olmamışım gibi. Zaten belki hiç olmadım senin için, kim bilir? Ama eğer kurtulmaya ihtiyacın varsa, git. Ben kendi dünyamı bir şekilde yoluna koyarım. Bir gün tekrar geri dönersen… ben daha da yarım kalırım. Kurmaya çalışacağım minik dünya yıkılır. Ben orada yalnız kalırım. Her şeyi alabilirsin giderken. Bana dair olmayan her şeyi alabilirsin. Sakıncası yok. Ama…ben olmayayım bu defa. Giderken beni de, kalbimi de bana bırak. Aldığın yerde duralım biz. Dedim ya, dönme. Ben yokum artık)

...
Yine de şarkının yanında hiç bir açıklama yeterli kalmaz.


5 şubat '09

7 Şubat 2011 Pazartesi

sadece...

deli gibi özledim bugün, ama söylediklerin bir kördüğüm
seni kaybetmekten korkmasam, umrumda bile değil ölüm.
deniz gözlerinde huzur bulduğum, sıcak nefesinde kaybolduğum,
masum bir bebek gibi koynunda uyuduğum, bir sevgili istedim bugün.
köle gibi çalıştım bugün, ama hiçbirşey yapamadım öğündüğüm.
geriye ne kaldı diye sorarsan, bu yalnızlık içine düştüğüm.
deniz gözlerinde huzur bulduğum, sıcak nefesinde kaybolduğum,
masum bir bebek gibi koynunda uyuduğum, bir sevgili istedim bugün.

ve aklımı başımdan alıp giden, sen kokulu sabahları özledim…
deniz gözlerinde huzur bulduğum, sıcak nefesinde kaybolduğum,
masum bir bebek gibi koynunda uyuduğum, sevgilimi özledim bugün.
sevgilimi özledim bugün.

demiş zardanadam. iyiki de demiş böyle şeyler. yoksa özlediğini nasıl anlatırdı insan?

6 Şubat 2011 Pazar

Hayay yaldır yaldır akarken...

Peki sabah oldu diye hayat sustu mu? Hayır. Uyuyamıyorum bir süredir, yanında uyumayı özledim. Ben de zaman geçiriyorum öyle boş işlere dalarak, 1 saat önce arkadaş geldi, çorba içtik, onun fantastik gecesini değerlendirdik. Şimdiyse sabah ezanı çalıyor. O bile bir süredir huzur vermiyor bana.

Gerçek dostluğu araya zaman koyduktan sonra bir araya geldiğinde hala aynı kafadaysan anlıyorsun biraz, tüm mental değişimlere rağmen.

Yanında uyumayı özledim dedim mi? Açsana o güzel yamacını bana. Yorgunum, uykum yok ama huzurum da yok. Biraz huzur içln. Ne çok isterdim yanında olmayı oysa bu salak pazar sabahında...

Sizin Aşklarınız Biraz Dandik

Bambaşka kafalardasınız, ben de öyleyim. Ama bu sefer ben daha tekilim, siz daha da kalabalıksınız. Çoğunluk kendini normal kabul edeceğinden, muhtemelen beyni çizilen ben oluyorum. Yine de bir şey itiraf edeyim mi? Ben daha çok eğleniyorum.

Filmlerde gördüğünüz adamlara/kadınlara aşık oluyorsunuz, her karşınıza çıkanı onlara benzetip sonra büyük hayalkırıklıkları dökülüyor üzerinize, baştan aşağı. Benimse bir beklentim yok, onların senaryo olduğunu, tamamen hayalgücünden ibaret olduğunun farkındayım. Seslerini kapatınca, fon müziği de susunca o zırladığınız aşkların aslında hiç olmadığını söylemek bu saatten sonra komik olur sadece.

Dostlarım... vardı. Kimbilir neredeler? Uzun zamandır çok ıssız buralar. Aynı kişiler, aynı suratlar. Gerçi her şey şahit ki, onlarndan da farklı beklentilerim yok. Ama sadece tanıdık olmayan bir şeyleri özlüyorum. Bu hayatta gözümü karartan şey de biraz bu sanırım. Sırf yeni oldukları için birilerine katlanmalar, evden uzaklaşma isteğim vs. Sırf macera için, sırf renk gelsin diye. En azından çabalıyorum. Bundan sonra başıma geleceklerden korkmuyorum. Korkarsam ölürdüm zaten, ölmüyorum da.

Velhasıl, siktir. Olay hayatta kalmak değil, olay kendinle barışık yaşamak.

'Gözün hep ufukta olsun'

4 Şubat 2011 Cuma

Rodion Romanoviç Raskolnikov

"Eğer yüksek bir yerde, bir kayanın üzerinde, iki ayağımın sığacağı kadar bir yer verseler ve deseler ki "çevrende okyanuslar, altında uçurumlar, korkunç bir yalnızlık içinde, böylece dikilmeye razı mısın?" Bütün samimiyetimle şu cevabı verirdim.


"Evet razıyım! Yeter ki yaşayayım!... Ömür boyunca, binlerce yıl ayakta... dursam bile yaşamaya razıyım...". Aman Allah'ım! ne yaman bir gerçek!... Yaşamak... Her şeye rağmen yaşamak arzusu... İnsana bu yüzden alçak diyen, kendisi alçaktır!"

2 Şubat 2011 Çarşamba

Caregiver

Deu'da bir hastane odasında, dedemin refakatindeyim. Gözlerim acıyor uykusuzluktan. Ama iyi kısmı da var hadisenin; soyutum şu an hayattan. Saatlerdir Mısır'da yaşanan hadiseleri izliyoruz. Daha doğrusu o işlemi solo olarak yapıyorum. İçi geçiyor dedemin, uyuyor bazen. Uyuması da iyi. Hastanede yatan insanın uyumasından daha doğal bir şey yok ki. Aksi olsa, mesela çıkıp dolaşsa komik olurdu ki, ben dahi inanmazdım.

Cuma günü çıkıyoruz buradan. Temennim artık 3 aylık hastane sürecimizin bitmesinden yana. Zaman gösterecek.

Hayırlısı, kısmetlisi.

2 şubat 2011, dokuz eylül tıp fakültesi, izmir

akla düşen

2006 yılı Bilkent Mayfest’i. İzmir’deyim elbette. Bir önceki ÖSS sonucu en yakın arkadaşlarını değil, canının muhtelif bölümlerini İstanbul ve Ankara’ya serpiştirmiş biri olarak sıkıntıdan patlamak üzereyim. İstanbul ile bağlarım kopma noktasında, Ankara’da tek bir adam var, o da sevgilisiyle ve depresyonda.

Ben mi? intihar eşiklerinde dans ediyorum, ÖSS öncesi ve başkasıyla birlikte olan, devamlı da sik kadar şehirde bir şekilde gözüme çarpan abla sebebiyle.

Mayfest dedik değil mi? İşte bir gece ben ‘abi noolur iki dakika konuşalım çok kötüyüm’ derken, karşılığında ‘olm defne joy foster var lan burda, ön koltukta oturuyo’ cevabını alıyorum. Sonra ben ölmüyorum acımdan, ama 5 yıl sonra o eğlenceli kadın ölüyor. Eğlencenin dibine vurunca bin yıllık da olsa insana yakışmıyor ölüm tabi.

Şimdi, hastane zamanı bu hayatta. Bir sure hastane parçası olmaya gidiyorum. Gittim, hadi eyvallah.