Hürriyet

26 Şubat 2011 Cumartesi

Bir Alex değil

Saat 05,27.

Yorgunum demek çok doğal bir söylem oldu tabi benim için. Ama bir de şöyle yapalım mı? neden yorgunum lan ben? Hep o Giritli kanı yüzünden var ya. Akdeniz anemisi, kansızlık falan bozuyor adamı.

Adeta pimapen vardı hayatla armada yaklaşık 24 saat kadar. Iyi içmişiz ki ayılamadım. Bilinç olarak yerli yerinde tabi her şey de, gerisine bir şey diyemedim. Lan bi masaj yapan olmadı, bence en kötüsü bu.

‘salın hepsini üstüme gelsinler
teker teker karşıma çıksınlar
güçleri yeterse beni yıksınlar
başım dik anlım açıkken ben
bu alemde kendimi tek geçerim
bu alemde kendimi tek geçerim

isterlerse havalara girsinler
farklıymış gibi davransınlar
varsın beni hep yok saysınlar
içim dışım bir oldukça
bu alemde kendimi tek geçerim
bu alemde kendimi tek geçerim

haykırsam hiç duyan yok
düşsem tek bir dostum yok
ölsemde bir bakan yok
bu alemde kendimi tek geçerim
bu alemde kendimi tek geçerim’

insanlar tarafından şu diyaloglarla sevilmek çok eğlenceli lan;

-ne kadar şirin di mi?
-evet koala gibi, evde beslenir ki bu.
-atarsın önüne iki bambu, bütün gün onları yer.

Eheh, cheesecake olmazsa bambu da yok, evcil de olmam orası ayrı.

Isim vermeyeyim, G’nin anası babası ayrılıyormuş. Ya da olmuş böyle bir şey. O kısım muallak. Tabi bundan 8 saat kadar önce bambaşka kafalarda olduğumdan bu kadarını idrak etmiş olabilirim. Normal prosedür bu sonuçta. Neyse, asıl ne dicem biliyor musunuz? Aslında çoğunluğun dertleri zerre umrumda değil. Sorun çözücü olmak iyi, ama... o işin bir de aması var. Ben kısmı var işte. Yani biraz benim de kafa dinleme lüksüm olmalı. Bak, yapmayın demiyorum. Yine yapın. Ama masaj yapsın biri mesela. Bak bu güzel fikir, sevdim bunu. Tuttum da.

G aldı beni evden. Sonra Mc ilen T geldi. Çifte Kumrular’da yine, yeni, yeniden donduk. Biz orada hep donduk. Donmadığım tek zamanda da üzerime köz düşmüştü. O da tercih edilen bir ısınma yöntemi değil elbette. Akşam iyiydi. Mc’nin kardeşleriyle baya bi zaman sonra tekrardan görüşmeye başladık. Öyle denk geldi tabi de o dengeyi korumak da zor işte. Hele tekrar içiçe takılırken, kim kimin ayağını kaydıracak endişesiyle çekimseriz. Yoksa toplanınca onlarla bildiğim, açık ara en eğlenceli diyalogları yaşıyoruz. Mühendis kafasıyla birleşince bizim sosyal zımbırtılar, allak bullak oluyor. Bu gecenin de şansı buydu mesela, G ile sıkılırken, Mc’ler geldi. Onlarla artık konuşçak bir şey kalmadığında pat ortanca kardeşin evine gittik. Orada da konu Kinyas ve Kayra’ya sararken, pat küçük kardeş 88’den geldi. Anca eve dönüldü tabi.

Aslında çok şey vardı aklımda.

Şuna kızıyorum; ’doğumda yanımda olacaksın değil mi?’ sorusunun o güzel kaynağına ben bir şeyler anlatmıştım zamanında. Unutmuş olmalı. Herkes bir şeyleri unutuyor. Üzücü bu.

Bir arkadaşım ne demişti tüm eskilere geçirirken; ’beni tanımak istersen sevgilim, istersen önce babamdan başla. Ama o zaman beni yanlış tanıyabilirsin.’

Yıl olmuş 2011, ben hala bir inat uğruna yaşıyorsam, istemesem de ondan başlamak lazım ‘introduction to Yiğit’ dersine.

Sevgilim, benim doğumumu sana anlattım mı bilmiyorum. Pek çok şeyi, hatta dışını bile anlatmamış olabilirim ki şaşırmam bu yaptığıma ben. Hatta bana öyle geliyor ki, ben artık hepsini anlatsam da, o hisleri yaşayarak anlatamam.

Ben: -
S: +

-aslında sapıtıksın…
+ayıp ediosun bak kar diyorum, gizli buzlanma diyorumya ölürsem diyorum, son sözlerin bunlar mı olacak?
-kalbi acımayan insana neler anlatıyorsun sen? =)
+aman iyi al onu sakatat diye sat o zaman belki işe yarar.
-belki, sandığa koyarım.

Bu, bana aşkı vereceğini sandığım bir hatunla aramızda geçen diyalogtu birkaç saat önce.

Hissizlik kötü, yalnızlık en büyük özgürlük. Yalnızlığın seçilmiş olanı ise yaratıcıya aşık atmaya bedel.

Yarım, eksik ve vesair kaldı. Sabah iyi uyumam lazım, yarın gece Alsancak gece hayatına hızlı dönmek gerek. Sözüm var.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder