Hürriyet

3 Mart 2011 Perşembe

Avrupa Eşiğinde Kalmak

Bir ay önceden Güzelyalı sahilinde yer alan, kıraathane denebilecek kıvamda, lakin son 4-5 senede adeta bir kapalı tribune edası yakaladığımız mekana rezervasyonumuzu yapmıştık. Şaka şaka, maçın olduğunu sabah arkadaştan gelen mesajla öğrendim. Klişe olmakla birlikte, aniden lig bitse aylar sonra haberimiz olacak taraftar olarak. E bayadır da hafta içi maçı yapmadığımız için bilememiş olmak doğal fikstürü.

Her neyse, az önce de belirtmeye ve betimlemeye çabaladığım mekanda önce Buca-Gençler maçının son dakikalarını izledim. Bir şey yoktu orada da. İzmirli olarak Buca geçse de gönüllerden, Gençler’İn yeri hep başka olmuştur. Sevindik gençlerin tur atlamasına, çok belli etmemeye çalışarak.

Trt HD iyi çalışıyormuş yahu. Baya başarılı. Adeta bir PES, bir Fifa oynarcasına, capcanlı izledik müsabakayı. Trt cemaate bağlandı söylemlerine katılmıyorum, kameraman gayet Arena’daki hatunlara kaptırdı kendini.

Neyse efendim, saat 8de başladı maçımız. Insan bekliyor ki, tutunacak son dala tüm gücümüzle saldıralım. ilk yarıda akılda kalınacak hareketler olmadı değil tabi; Baros’un hırsı, kaçırdığı pozisyon, Servet’in bir ara üç Antep’li arkadaşı ipe dizmesi falan... hoş şeyler tüm bunlar. Servet bugün çok teknikti kesinlikle. Yine de Baros + Neill’in –olabilir, kornerde Antep kalecisinin kaplan kesildiği pozisyon- kaçırdıkları zıplattı taraftarları. Bunun haricinde Sabri’nin o sağ dizine ne olduysa, içim parçalandı. Severim ben kendisini. ’Yürek’ kavramı vardır ya hani, işte onun karşılığı kendisi. Cemaatçiğili umrumda değil, sanırsın adam beni zorluyor zikir için. Banane, neci olursa olsun, severiz işte. Bizim çocuk sonuçta. Sözlükte başta olmak üzere, klişe esprilerin hedefi olsa da, iyi çocuk işte. Gidin Barış’la, Mustafayla eğlenin. Yerine Serkan girdi. Serkan’ı yıllar önce Skippe zamanında oynanan Bellinzona maçındaki paniğiyle hatırlıyorum. Bir de Fm’de falan fena iş çıkarmıyor. Yüzümü kara çıkarmadı en azından. Bir de sezon başında, özellikle İBB maçında o ışığı aldığımı sanmıştım. Iyi bir şey söylemeye gelmiyor. Ufuk da aynı şekilde. Tam ’bu çocuk olacak, biraz sabır diyorsun’ pat yumurtlamış bir tane. Takımda saatli bomba çok olunca ya deli gibi uykun geliyor, ya da küfür dağarcığın genişliyor. Sağ kanadımız adeta Avrupa otobanları gibiydi bu maçta da. Uykum da geldi ilk yarı.

Arada uğur denedik arkadaşla; yerlerimizi değiştirdik. Muhtemelen sorun yerde değil, bizdeydi. Seyircinin ateşlemesiyle biraz daha baskın oynadık ikinci yarı. Bu yarıya taraftarın Ayhan’a tepkisi ve Ayhan’ın taraftara yanıtı damgasını vurdu. Bir de penaltı iddiaları ve son dakikada direkten seken Servet’in fantastik kafası.

Olmadı, 2005’ten beri yaşadığımız kupa hasreti bitmedi. O önemli değil de, artık Avrupa’ya gitmek için kupa peşinde koşuyoruz ya, ona dayanmak zor bu hayatta. Saman alevi gibi ataklar boşa gitti. Baros iyiydi, her zaman olduğu gibi. Servet bu sefer iyiydi. Culio’nun fiziği güzel, tank gibi insan evladı seni. Arena’da oynanan dördüncü resmi maçtan gol atamadan ayrıldık.

Belki, bir umut oyun içerisinde bütünlük sağlanırsa iyi olur gelecekte. Mustafa Sarp yedeklerde de yoktu mesela, güzel haber bu elbette.

Yarına bakmak lazımdı şimdi... ışık görseydik bakardık biz de.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder