Hürriyet

15 Mart 2011 Salı

Gırgır Cafe -şubat 2009-

Eskiden yazdıklarıma bakıyorum. Evrimimi gözlemliyorum. Gece itibariyle hayatıma soktuğum Ales’in de etkisi var bunda. Uyumak lazım, uyuyamıyorum. Sabah kalkmam lazım oysa erkenden. Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak böyle bir şey. Gırgır Café entrysini gördüm, bundan 2 sene önce yazdığım. Anlık gittim geldim şubat 2009’a.

Durumumuz şu; Ozanla beraberiz. H ve S adlı iki arkadaşla beraber olmuşuz önceki yaz. Ve ben 2008 yazından bahsedip şuracıkta kendimi kesmek istemiyorum. Ondan dolayı, belki daha sonra o yazı anlatabilirim. Ama netice itibariyle H ve S ne tesadüf ki eşzamanlı olarak Ozanla terketti beni. Sonra ikisi de itin götüne girdiğinde pişman olmuş olmaları çok güzel. Hayat bazen güzel olabilir. Zaten H’ye kin tutmadım. S’y tuttum sağlam, beni ilgilendirendi o sonuçta. Uzun uzun kavgalardan sonra, bir araya gelme şansımızın olduğu tek ocak gecesinde ki, beni bulmuştu... sanırım bir daha kimse bulamaz beni o kadar, başka bir adamla uyanmayı seçmişti. Soğuk duşu da oldu bu, geri dönüşü olmadı uykusundan. Ne sikimse. Kısa süre sonra bir sömestr, bir de İstanbul yolculuğu yaşadım. Ama neden? Fobilere karşı fobim var. Eğer ben gelemeseydim İstanbul’a o sömestrde, bir daha belki de asla gelemeyecektim. S ile yürüdüğüm yollarda kah tek başına, kah Ozanla yürümemiş olsaydım, bugün hala aklımı parmaklıyor olabilirdim. Ama yapmadım. Yanımda benim kadar inatçı bir dostun da olması bu konuda beni gazladı. Ozan daha çalışmıyordu, hatta mezun olmamıştı sanırım. Allak bullak iki adamın, İstiklal’de öylesine yürüyüşlerine tanık oldu insanlar. Bunlardan biri ağır hastaydı. Şubat soğuğunda ve Ataşehir’den gelmeyi göze alarak yürüdüğü o yollarda muhtemelen ilacını arıyordu. Tam olarak nerede olmasa da aynı sözler döküldü Ozanla ağzımızdan; ideal kadın tarifleri. Burada anlatıp da, ayağa düşürmeye niyetim yok ideal kadını.

Gırgır Cafe de sığınılacak tek yerdi belki de. Benetton’un karşısından girilen 7. kattaki fantastik mekan. Izmir’de gökdelen limitlerinde pek cafe bulunmuyor. Ama iyiydi o zaman orası. Orada bir karar aldık. Ozan hayata döndü, ben... ben hayatımı yaşadım bu sırada sanırım. Birkaç gün üstüste gittik, yekpare müşteri bizdik. Sonra piyasadan silindi orası. Hafızası zayıf Ozan’ın bile unutmadığı bir mekan olarak kaldı. Hayatın değiştiği, hayatın yolunun çizildiği ve hiçbir şeyin öncesi kadar karanlık olmadığı.

Ara sıra düşsem de biliyorum, görmediğim insanlar var kimsenin bilemediği. Anka kuşu havam bundan olabilir. Üzerinden geçip de geri dönme lüksümün olmadığı her şeye selam ederim. Pişman olacak şeyler yapmasaydınız mutlu olabilirdik. Şimdi ben mutluyum sadece, sevdiklerimle.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder