Hürriyet

26 Mayıs 2011 Perşembe

82

Ales'e girdiğimi yazmadım ama 82 aldığımı yazabilirim buraya. Tabi şu ana kadar üzerinde durmadığım yabancı dil sınavlarından da geçersem, istediğim yere girebiliyorum. Elbette ki, 2000lerde her iletişimcinin gözünde Bilgi Üniversitesi var. Şu anda adını hatırlayamadığım biriyle görüşmem gerekiyor Bilgi, İzmir temsilcisi olarak. Eminim ki, onunla görüştükten sonra kafam netleşecek.

Bir de bugün korkunç bir yanma vardı midemde. Çözemedim sebebini. Sonra boyun tutulması da vardı. Bunun sebebi yok. Korkudandır diye düşünüyorum. Uzun zaman sonra ilk kez bu kadar realist bir rüya/kabus gördüm. Zor oluyor alışmak tabi bu kadar gerçekçi olanına.

Son çarşamba günü de sona erdi işte. Bir daha Almanca dersi yok, bir daha... bu okul için bir daha yok en azından.

Son perşembe gününün ilk saatlerinden sevgiler.

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Göç Yolları

Göç yollar bir gün döner tersine diyor şarkı. Yeni Türkü’den dinlemek de candır, canandır ama Cem Karaca’dan ötesi yoktur bu şarkı için. 220 km hızla Bursa etrafından İstanbul’a gitmeye çabalıyorduk ortaokul arkadaşımla. O günlerin üzerinden 1 sene geçti neredeyse. Şimdi, ne bir eski dost, ne bir heves kaldı İstanbul için. Ama bir yerlerden yaşama tutunmak gerekli.

Ben 2. yazım için geliyordum stajla geçecek olan. Zor bir yaz bekliyordu beni. Portfolio ile staj benim haftada 6 günümü yiyordu. Yesindi, bedel ödüyordum neticesinde, daha iyi bir gelecek amacıyla. Üzülecek, yalnız hissedecek zamanım bile yoktu. Arkadaşımsa uzatmaları okuyordu artık. Yaz okulunda tabi. Bazen Kadıköy’den Beşiktaş’a geçerken, bazen de sadece eve dönerken, köprü üzerinde olmak şartıyla dinledim, dinledik. Takip edelim. Geri gelebiliriz, artık deplasman öncesindeyiz. Evimizden çıkıyoruz. Başkalarının evinde, başkalarından kötü koşullarda ekmek derdine düşüyoruz. Sığınacağımız bir yuvamız olmayacak orada. Muhtemelen ev sıcaklığımız da olmayacak. Ama bunu başaracağız. Başarmak zorundayız.

" söyleyin dağlara rüzgara
yurdundan sürgün çocuklara
düşmesin kimse yılgınlığa
geçit vardır yarınlara

göç yolları
göründü bize
görünür elbet
göç yolları
bir gün gelir
döner tersine
dönülür elbet

en büyük silah umut etmek
yadigar kalsın size

yolverin kanatlı atlara
sürgünden dönen çocuklara
ateşler yakın doruklarda
geçit vardır yarınlara

dağılsak da göç yollarında
yarın bizim bütün dünya "

16 Mayıs 2011 Pazartesi

17 Mayıs / yanıyor tüm gençliğim

Benim için 17 mayıs bir milat olacak. Belki de olmayacak, ama yine de o güne 25 dakika kala öyle hissediyorum ben. Yoğun, yorucu ve yer yer acı verecek olacak bu. Sabahın erken saatlerinde başlayacak maceramı ne zaman, ne ruh hali içerisinde bitiririm bilemiyorum. Meşhur sakinliğime güveniyorum. Hiç kolay değil mesela bunca yıl sonra ortaya çıkan insanları tanımak. Ve işin acayip kısmı çok yakınlarım bunlar benim. Ben bedel ödedim. Bana ait olmayan bedelleri ödedim. Herkesin acısı kendine, benden daha kötü durumda olanlar var, farkında olamayacak kadar kör değilim. Yine de işte farklı. Bana kalırsa karakterimin bir kısmının yaratıcı kimseler. Yine de tek birini beklerdim. Işte o zamanı merak ediyorum. Denge kurmak istemiyorum. Kendi tarafımdayım. Kendi haklarım var, almak istediğim. Boşluklar dolmuyor. Dolmayacak da. Ben yine de insanlara karşı dolmuş gibi davranacağım. Rol yapmaktan başka çarem yok. Umrumda değil insanların neyi bilip bilmediği. Bir yara var ki kanıyor. Her yerinden akıyor oluk oluk. Yardım edebilecek kimse de yok işin saçması. Yardım edecek kimsenin olmadığını farkettiğimde çok küçüktüm. Büyüdüm, bu gerçeği bilmek iyi oldu.

Diğerine bakarsak, son sunumumuz olacak. Büyük ikilemi yaşıyorum. Benle beraber çoğu kişi de hissediyor aynı şeyi. Bitiyor öğrencilik.

Bitiyor deyince, aklıma ne geliyor; bir arkadaşım var. arkadaştan da ötedir çoğu zaman. Çok farklı yönlere gitsek de, farklı hayatları yaşadığımızı sanmıyorum. Aynı insanlar buluyor birbirlerini. Onun Cenk Taner’le iletişimini anlatacaktım. Siktir et. Böyle de bir şey var işte;

ben mutlu bir çocuktum yıllar önce
sanma şimdi büyüdüm, sanma keyfim yerinde
giden topun peşinden işlerin peşine
büyümek yoktu dostum verilen tüm sözlerde
mesai bitti şimdi paydos baba
hava soğuk, hergün pazartesi bana
yabancı yüzler dolu tüm caddeler
olmuyor baba, gitmiyor birşeyler

yanıyor tüm gençliğim yanıyor tüm geçmişim
nerdeydin söyle sen nerdeydin
bak çocuk büyüdü bak çocuk ölüyor
nerdeydin söyle sen nerdeydin

aşık oldum yıkılmadım ayaktayım
taşıdım hep yanımda cebimdeki düşleri
biraz yardım yardım yollayın
batıyor bu gemi
kaptan çoktan gitti

mesai bitti şimdi paydos baba
hava soğuk, hergün pazartesi bana
yabancı yüzler dolu tüm caddeler
olmuyor baba, gitmiyor birşeyler

yanıyor tüm gençliğim yanıyor tüm geçmişim
nerdeydin söyle sen nerdeydin
bak çocuk büyüdü bak çocuk ölüyor
nerdeydin söyle sen nerdeydin
nerdeydin?????

İçimde Ölen Biri

Sen bunu yine okuyacaksın. Ben de bu yazımı senden kaçıramayacağım yine. Her yerden te ne zaman takip etmeseydin beni, zamanında bıraksaydım peşimi, ben de belki rahat nefes alırdım. Alamıyorum vbak görüyor musun? Öyle susuyoruz karşılıklı. Daha doğrusu ben susuyorum. Bunca yıllık tecrübem, bana bir kadın karşısında her zaman susmam gerektiğini söylüyor. Altında kalacağımdan değil. Tanıyorsun beni, herhangi bir lafın altında kalma ihtimalim düşük. Ya saygı duyuyorumdur, ya olay çıkması işime gelmiyordur ya da karşımda bir kadın vardır, biri bikbik ederken susuyorsa.

Her neyse, yerin dibine sokmak değil derdim tabi ki. Her zaman yaptığım gibi değil mi? içinden git diyorken, ağzından çıkamıyorsa… ve bunu bana söyleyecek cesaretin de yoksa aksine… ve tüm bunlara rağmen ben susarken, yine haksız duruma düşüyorsam ben… ben hiçbir şey anlamamışım bu iletişimden. Sen de bir şey anlamamışsın. Senin için başkalarının ceset torbasıyken, sen bundan biraz daha önemli bir şeydin benim için. Kocaman yıllar boyunca ses beklerken benden, sen sadece aksesuar olarak düşünmüşsün beni demek.

Beni tanıyamazsın. Ne şimdiden önce tanıdın, ne şimdiden sonra yapabilirsin bunu. Sen, ‘o nefret ettiğin kişi olamazsın’ derken, ben içimdeki ‘karanlık tarafı’ keşfediyordum. Istesem de, istemesem de kaderim var. Ve yaşayacağım kaderimi. ‘Sana her şeye rağmen dur yanımda istersen’ dedim. Durmadın. Yani önce durdun da, sonra vazgeçtin yer yer. Ben de buna dayanamadım zaten. Beni tanıman için, en başa, nefret ettiğim kişiyi tanıman gerekirdi. Sen sadece şirin Pollyannacılık oynadın, ben nefretimi keskinleştirirken.

Hiç şüphesiz gül güzeli tılsımını kaybetti.

14 Mayıs 2011 Cumartesi

13. mayıs

13 Mayıs 2011, son haftadan iki hafta öncesinin bittiğini gösteriyor. Sonrası finaller, derslere vedalar şeklinde olacak. Sonra kep atılacak haziran sonunda. Sonrasında belki balo. Ama baloya niyetim yok. Balo adamı değilim ben sonuçta. Bir ihtimal Aydın Doğan Genç İletişimciler’e birden fazla proje yollanacak. Ben onun tadını biliyorum, daha önce de yollamıştım. Sonra ses seda çıkmamıştı. Ama neticede o dönem çok yakın olan arkadaşların, birbiriyle nasıl çatıştığını gördüm. Şimdi belki daha az duygusal insanla çalışacağım için, ‘eh katlanırım’ diyebiliyorum. Hayat her şeyi gösterecek.

Mezun olmanın en kötü yanı, öğrencilik hayatında yaptığın/ yapamadığın hiçbir şeyin telafisi yok. Bunu kabul ediyorum. Bir şekilde kazasız belasız bitiyor okul. Bugünden bakınca geçmişe, 2006 yılının eylül ayına, az korku yaşamamışım okula girerken. Liseden çıkar çıkmaz, 59 puanla kalındığını görmek büyük travma yaşatıyor. Bir de tabi, İngilizce eğitim hadisesi var. ne korkardık o zamanlar ama. Sonra bir de okulda yediğim ilk yemek var; pizza. Bok gibiydi. o ilk gün kaosunda, hem de küçücük olmasına rağmen çok kalabalık olan o kantinde adını telaffuz edebildiğim tek şeydi. Bir de tabi kaosun dik alası şuydu bence; para ver, fiş al. Fişli alışverişe geçiş süreci. Son zamanlarda bunları düşünüyorum. Sonra aradaki zamanları düşünüyorum. Hazırlıktan bugüne neler geçmiş, ben ne kadar değişmişim, çevremde neler dönmüş izliyorum. Zamanında günlük tutmamışım boşa. Artık bir günlüğe ihtiyacım olduğunu sanmıyorum, ki 1. sınıfın sonundan beri gün gün tuttuğum hiçbir şey yok.

Selin geldi salı günü İzmir’e. Başvuru yapıp yapmadığımı sordu. Ben de ona ’istiyorum ama bir şey engelliyor’ beni dedim. Saçma bir cevap, farkındayım. Ama gerçeği bu. Iyi, hatta bence olabilecek en iyi şekilde geçirdim yazlarımı. 2007 yazından beri adam akıllı tatil yapamadığımın farkındayım. Özlemiyorum da esasen. Geçen sene staj ve Portfolio’yu beraber götürürken şunu farkettim ki, iş odaklı bir insanım. Tatilsiz, uzun bir süre geçirdim ki, İstanbul’da pazar günlerinde boştum sadece. Önceki yaz da, ve hatta ondan önce ki yaz da yoğun ve yorgundum. Ama değmese, değmeyeceğini bilsem yapmazdım bunları. Şimdi ise, sadece günlerin geçişini izliyorum. Bir bahanem var hep. Bu olmamalıydı. Şimdi de okulda dahil olduğum işlerin belgelerini falan bekliyorum. Şapka Takımı’nın ne gibi belgesi olacak bilmiyorum. En kötü, mülakatta sorsalar çatır çatır anlatırım neler yaptığımızı. Yine de eksik bir şeyler.

İzmir’den ayrılıyorum. Herkesin, ama en çok benim, kullandığı cümle ’görüşelim bir gün’. Bir gün görüşemeyeceğiz üzgünüm. Ben burada olmayacağım bir süre sonra. 23 yıl sonra tanıştığım halamın da dediği üzere, son trenin son vagonu bu. Gidince hayatımda Latin Amerika devrimleri olmayacak elbette. Ama benim güdülenmem başka şeylere el vermeyecek.

13 mayıs. Sondan biraz önce.