Hürriyet

14 Mayıs 2011 Cumartesi

13. mayıs

13 Mayıs 2011, son haftadan iki hafta öncesinin bittiğini gösteriyor. Sonrası finaller, derslere vedalar şeklinde olacak. Sonra kep atılacak haziran sonunda. Sonrasında belki balo. Ama baloya niyetim yok. Balo adamı değilim ben sonuçta. Bir ihtimal Aydın Doğan Genç İletişimciler’e birden fazla proje yollanacak. Ben onun tadını biliyorum, daha önce de yollamıştım. Sonra ses seda çıkmamıştı. Ama neticede o dönem çok yakın olan arkadaşların, birbiriyle nasıl çatıştığını gördüm. Şimdi belki daha az duygusal insanla çalışacağım için, ‘eh katlanırım’ diyebiliyorum. Hayat her şeyi gösterecek.

Mezun olmanın en kötü yanı, öğrencilik hayatında yaptığın/ yapamadığın hiçbir şeyin telafisi yok. Bunu kabul ediyorum. Bir şekilde kazasız belasız bitiyor okul. Bugünden bakınca geçmişe, 2006 yılının eylül ayına, az korku yaşamamışım okula girerken. Liseden çıkar çıkmaz, 59 puanla kalındığını görmek büyük travma yaşatıyor. Bir de tabi, İngilizce eğitim hadisesi var. ne korkardık o zamanlar ama. Sonra bir de okulda yediğim ilk yemek var; pizza. Bok gibiydi. o ilk gün kaosunda, hem de küçücük olmasına rağmen çok kalabalık olan o kantinde adını telaffuz edebildiğim tek şeydi. Bir de tabi kaosun dik alası şuydu bence; para ver, fiş al. Fişli alışverişe geçiş süreci. Son zamanlarda bunları düşünüyorum. Sonra aradaki zamanları düşünüyorum. Hazırlıktan bugüne neler geçmiş, ben ne kadar değişmişim, çevremde neler dönmüş izliyorum. Zamanında günlük tutmamışım boşa. Artık bir günlüğe ihtiyacım olduğunu sanmıyorum, ki 1. sınıfın sonundan beri gün gün tuttuğum hiçbir şey yok.

Selin geldi salı günü İzmir’e. Başvuru yapıp yapmadığımı sordu. Ben de ona ’istiyorum ama bir şey engelliyor’ beni dedim. Saçma bir cevap, farkındayım. Ama gerçeği bu. Iyi, hatta bence olabilecek en iyi şekilde geçirdim yazlarımı. 2007 yazından beri adam akıllı tatil yapamadığımın farkındayım. Özlemiyorum da esasen. Geçen sene staj ve Portfolio’yu beraber götürürken şunu farkettim ki, iş odaklı bir insanım. Tatilsiz, uzun bir süre geçirdim ki, İstanbul’da pazar günlerinde boştum sadece. Önceki yaz da, ve hatta ondan önce ki yaz da yoğun ve yorgundum. Ama değmese, değmeyeceğini bilsem yapmazdım bunları. Şimdi ise, sadece günlerin geçişini izliyorum. Bir bahanem var hep. Bu olmamalıydı. Şimdi de okulda dahil olduğum işlerin belgelerini falan bekliyorum. Şapka Takımı’nın ne gibi belgesi olacak bilmiyorum. En kötü, mülakatta sorsalar çatır çatır anlatırım neler yaptığımızı. Yine de eksik bir şeyler.

İzmir’den ayrılıyorum. Herkesin, ama en çok benim, kullandığı cümle ’görüşelim bir gün’. Bir gün görüşemeyeceğiz üzgünüm. Ben burada olmayacağım bir süre sonra. 23 yıl sonra tanıştığım halamın da dediği üzere, son trenin son vagonu bu. Gidince hayatımda Latin Amerika devrimleri olmayacak elbette. Ama benim güdülenmem başka şeylere el vermeyecek.

13 mayıs. Sondan biraz önce.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder