Hürriyet

16 Mayıs 2011 Pazartesi

İçimde Ölen Biri

Sen bunu yine okuyacaksın. Ben de bu yazımı senden kaçıramayacağım yine. Her yerden te ne zaman takip etmeseydin beni, zamanında bıraksaydım peşimi, ben de belki rahat nefes alırdım. Alamıyorum vbak görüyor musun? Öyle susuyoruz karşılıklı. Daha doğrusu ben susuyorum. Bunca yıllık tecrübem, bana bir kadın karşısında her zaman susmam gerektiğini söylüyor. Altında kalacağımdan değil. Tanıyorsun beni, herhangi bir lafın altında kalma ihtimalim düşük. Ya saygı duyuyorumdur, ya olay çıkması işime gelmiyordur ya da karşımda bir kadın vardır, biri bikbik ederken susuyorsa.

Her neyse, yerin dibine sokmak değil derdim tabi ki. Her zaman yaptığım gibi değil mi? içinden git diyorken, ağzından çıkamıyorsa… ve bunu bana söyleyecek cesaretin de yoksa aksine… ve tüm bunlara rağmen ben susarken, yine haksız duruma düşüyorsam ben… ben hiçbir şey anlamamışım bu iletişimden. Sen de bir şey anlamamışsın. Senin için başkalarının ceset torbasıyken, sen bundan biraz daha önemli bir şeydin benim için. Kocaman yıllar boyunca ses beklerken benden, sen sadece aksesuar olarak düşünmüşsün beni demek.

Beni tanıyamazsın. Ne şimdiden önce tanıdın, ne şimdiden sonra yapabilirsin bunu. Sen, ‘o nefret ettiğin kişi olamazsın’ derken, ben içimdeki ‘karanlık tarafı’ keşfediyordum. Istesem de, istemesem de kaderim var. Ve yaşayacağım kaderimi. ‘Sana her şeye rağmen dur yanımda istersen’ dedim. Durmadın. Yani önce durdun da, sonra vazgeçtin yer yer. Ben de buna dayanamadım zaten. Beni tanıman için, en başa, nefret ettiğim kişiyi tanıman gerekirdi. Sen sadece şirin Pollyannacılık oynadın, ben nefretimi keskinleştirirken.

Hiç şüphesiz gül güzeli tılsımını kaybetti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder