Hürriyet

28 Haziran 2011 Salı

Amerika

Bunu yazmam gerekiyor, durum daha da fantastik hale geldi. Günde 1-2 kez tamam ama Amerika'dan 7 takipçimin olması normal mi? Saat farkına rağmen teşekkür ediyorum.

27 Haziran 2011 Pazartesi

Vamos River

Bizim gibi hiçbir şeyi olmayıp, her şeyi futbol olanların ülkesi Arjantin. Kim bilir, belki bundan dolayı onların da 2001 yılında yaşadıkları ekonomik kriz bir nebze olsun rahat atlatıldı. Ne de olsa futbol da kitlelerin afyonu değil mi? Yine de oradaki heyecanı, Türkiye’de bir takım destekliyorsanız anlamak kolay. Hele bir de dünyanın en büyük derbisinin taraflarından birini tutuyorsanız…

Ve artık taraflardan biri alt lige düşmüşse…

Varsın düşsün River Plate bir alt lige. O beyaz üzerine kırmızı çapraz şeridiyle, omuzlardan aşağı inen kırmızı şeritleriyle ve siyah şortuyla insin inebildiği kadar. Dünyanın her yerinde, tüm pisliklerinde Boca’lı birileri var. River pes etmez. Çok uzaklardan yine çıkartırız şampiyonumuzu.

Vamos River!

11 Haziran 2011 Cumartesi

10 haziran

Cuma gününü bitirdik. Bir takım sefillerin ! son final günüydü aynı zamanda. Kabaca 2011 bahar dönemi sona erdi. Bir bahar dönemim daha olmayacak.

Neyse, bayadır da iç huzurumu sağlamamıştım bu derece. Aldığım haber mutlu etti fazlasıyla. Kuş kadar hafifim şu anda. Umarım olacak da. Fazla dillendirmiyorum gerçi. Aylar sonra İstanbul’a gitme ihtimalim de mutlu etti beni.

Aylar sonra spor yaptık Gökselle. Gerçi sporcu ahlakı olabilir ama ciddiyeti falan yok bizde. Kesin ilk ve son aktivitemiz olur bu da bizim.

Haziran 10 bitti.

güç benimle olsun bu aralar.

10 Haziran 2011 Cuma

teşekkür

Şu bloğun açılmasından beri geçen 15 ayda bıkmadan usanmadan, saat farkı demeden burayı takip eden Amerika'da ikamet eden kişi ya da kişilere teşekkür ediyorum. Ben bu kadar azimli, bu kadar vefakar olamazdım.

İzmir/Türkiye

10 haziran 2011

yerel saat; 02,41

Verilmiş Sadakası Olmak

Deyimin Anlamı:
Bir belayı,kazayı zarar görmeden atlatmak

http://www.dersimiz.com/deyimler_sozlugu.asp?islem=bilgigoster&id=37

9 Haziran 2011 Perşembe

9 haziran '11

son finalimle boğuşacağım birazdan. bitince, evet her şey bitmiş olacak. taa ki 30 haziran akşamı kepi atana kadar. sonra daha da boş.

bir de altına yatamayacağın şeyi yapma. dur arkasında.

8 Haziran 2011 Çarşamba

Summer 68

Her yaz piyano solosuyla açılır, kışın yorgunluğunun üzerine. Haziran başı, serin ve sıcak günler birbirini takip eder, hava daha da ısınana dek. Sonrasında ise sıcak her daimdir ağustos sonuna kadar.

Ama mesela bazı şeyler vardır, yazları biraz daha mutlu olunduysa, ve artık hiçbir yaz mutluluk getirmiyorsa, o eski yazları geri getiren. Sonra insane devrik cümle kurduran bir takım şeyler.

Son 10 yıl çok çabuk geçti. Ben hala dehşet içerisindeyim 91 ve sonrası hangi ara büyüdü diye. Benim için ısrarla çocuk onlar.

Herneyse, ‘Summer 68’ diye bir şey var. Pink Floyd’a ait; Rick Wright tarafından bestesi yapılmış.

Hiçbir güzel yaz geri gelmeyecek. Sıcak temmuz güneşi altında, bir Ege kıyısında maç yapamayacağım bir daha. Bir daha akşamüstü denize girmek için anneannemden izin alamayacağım. Sonra mesela ormanda evimiz olmayacak, hiçbir zaman sahip olamamıştık zaten. Ama birkaç yazımızı sadece ormanda belirli bölgeyi çapalayarak geçirmiştik. Bazen de kozalak sallardık birbirimize. Ama hiç de kıyamazdık birbirimize. Işte sonra büyüdük falan.

‘my friends are lying in the sun
i wish that i was there’

Bir daha haziran olmayabilir, bir sonraki haziranı kimin göremeyeceği meçhul. Sıra bizde olur belki. Kimbilir.

8 Haziranın ilk beş saati bir şekilde geçti. Tekrarı olmayabilir bu anın.

Ölmüş yazlarıma selam olsun.

http://fizy.com/#s/1jy0ow

7 Haziran 2011 Salı

Dünya

‘telefonda ağlıyorsun gözyaşların umrumda değil
hoşçakal derim
yani birazcık anla derim, kül olsan da umrumda değil
hoşçakal derim’


Dünyanın, güneş etrafında ve insanların ayaklarının altında dönebileceğinin kanıtıdır. Yalnızca büyük kararlar verebilen insanlar yönetir zira dünyayı da.

Onun için kül olsan da umrumda değil.

1 Haziran 2011 Çarşamba

Ortaya Karışık -son-

Aralık ayında başladık biz bu programa. Bir gün Hasan Şeker geldi dedi ki, 'ya ben tek başına yapamıyorum, bi el atsana.' ben de kıyamadım konuk oldum. Ondan sonra olaylar gelişti...

böyle olmasa da, hemen hemen buna benzer oldu bu programın yapımı;

Hasan davet etti, gittim. Çok eğlendik. Sonra Hasan'a ayak yapmaya başladım. Sonra bir baktım programa dahil olmuşum.

Giderayak iyi eğlence oldu ama bana. Sonra dinleyenler bile eğlenmiştir yer yer. Hiç şüphesiz Hasanla benim kadar değil ama.

Benim mikrofonla sandalyem bi sorunluydu. Onca programda bu ikisiyle güreşmemin nedeni bunlardı. Yoksa deli değilim dans edeyim :)

Hasan 9 program yaptık diyor. Çok bile olmuş. Bana daha çok geliyor çünkü. Bir ara aralıksız program yapmaya kalkmıştık. Nereden baksan 20-25 olmalıydı.

Fikir son anda geldi, şansımızı kaybettik; ilk hafta bir de son hafta yapıp programı keyfimize bakardık.

Reytinglerde neden birinci olduğumuzu anlamadım uzun süre. Sonra şehir dışından ki özellikle İstanbul'dan çılgıncasına dinlediğimizi öğrendim. Daha yeni.

Bizi her programda dinleyen iki manyak vardı; yarenim ve Deniz. Bir de Peluş vardı, birebir maruz kalan. O kadar cheesecake yap sen, o kadar ev sahipliği yap benim gibi adama yeri geldiğinde, sonra bir de birebir maruz kal 'Ortaya Karışık'a.

Bizi yalnız bırakmayıp, her programda taciz eden Sarphan, Halil ve Eren'e teşekkür ediyorum. O camlarla daha az oynasınlar, pis o camlar.

Ya tekrar düşününce, mikrofonsuz kalmak ne garip şey yahu?

İçimde ukde kalan her şeyi yaptım programda. Şarkı bile söyledim ki oy oy oy.

İsim veremesem de yanımızda olan, hemen hemen her programda bizi dinleyen, ratinglerde herkesi şaşırtan herkese teşekkürler.

Biz kapattık ortaya karışık'ı.

Belli bir ücrete seneye kalırım İzmir'de. Parayı şimdiden toplayın devam etmesi için.

12 haziran- 1

Finallere çalışamamaktan bunalan bir iletişim öğrencisi olarak şu değerlendirmeyi yapmamın tam zamanıydı aslında. Siyaset her daim gündemimde olmuştu, ancak ikinci sınıfta aldığım iletişim teorileri dersiyle, o dönem yapılan 29 mart yerel seçimlerini hemen hemen başarılı yorumlamıştım. Şimdi ise, o zamanki bilgilerim uçtu gitti. Ama en azından gözlemlerim var. Bu sefer vereceğim oranların yanılacağından eminim. Yine de benim gözümden ortalık nasıl görünüyor bir bakmakta fayda var;

12 haziran 2011 genel seçimleri öncesinde tabloyu değerlendirdiğimizde, mecliste var olan dört partiyi ve bağımsızları görüyoruz mecliste. Her durumunu tek tek değerlendirilmesinde ise şu gerçekler çıkıyor ortaya;

Akp; 8.5 yıldır tek başına ülkeyi yönetmekte. Özlerinden kopmasa da, görüntüde ılımlı olmayı başarmakta. Bunun en başarılı kanıtı da, 'milli görüş gömleğine' oy vermeyecek insanlardan oy almaları. Ve bunu tek bir seçimde değil, neredeyse girdikleri her seçimde başarmaları. Bunun haricinde, beklenmedik bir şekilde kitle partisi oldular girdikleri ilk seçimden sonra. Kuruldukları tarih olan ağustos 2001 ile katıldıkları ilk seçim olan kasım 2002 arasında yaşanan siyasi durumu incelemek, ayrı bir tez konusu olmalıdır. Zira, Türkiye gibi, siyasi eğilimleri babadan oğula geçen ülkelerde pek de tutulmayan milli görüş çizgisinden uzaklaştığını iddia edip, 14 ay gibi kısa sürede tek başına iktidar olabilmek kolay bir iş değildir. Bu da Adalet ve Kalkınma Partisi'nin büyük başarısıdır.

Gelgelelim, 2002 ve 2007 genel seçimlerinde tek başına iktidar olan, 2004 ve 2009 yerel seçimlerinde de ezici üstünlük sağlayan parti, özellikle 2009 yerel seçimlerine kadar durmadan arttırmıştır oylarını. Ancak 2008 yılının sonlarında patlayan küresel ekonomik kriz, Türkiye'yi de vurmuş; mart ayında yapılan yerel seçimlerde, Recep Tayyip Erdoğan'ın belirttiği alt sınır olan %37'nin hemen üzerinde, %38 oranında oy alarak birinci parti kalmıştır.

İktidarının 9. yılına girerken, yaptığı demokratik ve antidemokratik eylemlerle Türkiye siyasi tarihine geçecek olan partinin oy oranları da son anketler %45- %50 civarında görülmektedir. Bu da, bunca yıllık iktidarın yıpranmasına rağmen hala ayakta durabildiğinin iyi bir örneğidir. Elbette seçmen sayısının son 2 senede anlamsız ve desteksiz bir şekilde arttığını göz önünde bulundurmak gerekir. Zira uzun zaman sonra en normal atmosferde yapılacak genel seçimdir neredeyse 12 haziran. Yapay gündemleri düşünmezsek elbet. Zira 2002 genel seçimleri, üçlü koalisyondan bunalan, o dönem mecliste bulunan muhaliflerden de bıkmış olan seçmenin uyarısıydı. Akp'nin tek başına iktidara gelebilmesinin nedenlerinden biri de budur zaten. Öte yandan, 2007 genel seçimleri, 27 nisan muhtırası ve cumhurbaşkanlığı tartışmaları altında yaşanmıştı. Vatandaşların 2 ayrı kampa bölündüğü ve nefret tohumlarının atıldığı zamanlar yaşanmış, demokratlar ve darbeciler olarak tarihe kara leke olarak geçmiştir o dönem. Şu ana kadar olmasa bile, yakın gelecekte, 2007 seçimlerinin etkileri yavaş yavaş geçtikçe en azından bu şekilde olacaktır.

8.5 yıllık ana muhalefet partisi ise şu anda hala bu noktada bulunmasını yine 2002 seçimlerine borçludur. Akp'nin Atatürk düşmanı olduğunu düşünen çevrelerce 'laiklik elden gidiyor' düşüncesiyle meclise soktuğu bir gerçektir. Bilindiği üzere parti 99 seçimlerinde baraj altında kalmıştır. Bunun da sebebi aslında oldukça açıktır; Deniz Baykal seçmenlere güven verememiş, geçmişini Türk merkez solunun bitirilmesine harcamış ve laiklik haricinde bir şey vaadetmemiştir. Kuru söze karnı tok olan seçmen de kendisini ve partisini cezalandırmış, iktidar olma şansı vermemişlerdir. Baykal dönemi Chp'nin başarısız olamamasının en büyük sebebi budur. 2010 referandumundan hemen önce yaşanan kaset skandalı ise, Chp'nin karşısındaki rüzgarı arkasına almasını sağlamıştır. Yine de kimler tarafından yapıldığı belirlenemeyen bu komplunun, kimin işine yaradığı da meçhuldür aslında... devam edeceğim.