Hürriyet

1 Haziran 2011 Çarşamba

12 haziran- 1

Finallere çalışamamaktan bunalan bir iletişim öğrencisi olarak şu değerlendirmeyi yapmamın tam zamanıydı aslında. Siyaset her daim gündemimde olmuştu, ancak ikinci sınıfta aldığım iletişim teorileri dersiyle, o dönem yapılan 29 mart yerel seçimlerini hemen hemen başarılı yorumlamıştım. Şimdi ise, o zamanki bilgilerim uçtu gitti. Ama en azından gözlemlerim var. Bu sefer vereceğim oranların yanılacağından eminim. Yine de benim gözümden ortalık nasıl görünüyor bir bakmakta fayda var;

12 haziran 2011 genel seçimleri öncesinde tabloyu değerlendirdiğimizde, mecliste var olan dört partiyi ve bağımsızları görüyoruz mecliste. Her durumunu tek tek değerlendirilmesinde ise şu gerçekler çıkıyor ortaya;

Akp; 8.5 yıldır tek başına ülkeyi yönetmekte. Özlerinden kopmasa da, görüntüde ılımlı olmayı başarmakta. Bunun en başarılı kanıtı da, 'milli görüş gömleğine' oy vermeyecek insanlardan oy almaları. Ve bunu tek bir seçimde değil, neredeyse girdikleri her seçimde başarmaları. Bunun haricinde, beklenmedik bir şekilde kitle partisi oldular girdikleri ilk seçimden sonra. Kuruldukları tarih olan ağustos 2001 ile katıldıkları ilk seçim olan kasım 2002 arasında yaşanan siyasi durumu incelemek, ayrı bir tez konusu olmalıdır. Zira, Türkiye gibi, siyasi eğilimleri babadan oğula geçen ülkelerde pek de tutulmayan milli görüş çizgisinden uzaklaştığını iddia edip, 14 ay gibi kısa sürede tek başına iktidar olabilmek kolay bir iş değildir. Bu da Adalet ve Kalkınma Partisi'nin büyük başarısıdır.

Gelgelelim, 2002 ve 2007 genel seçimlerinde tek başına iktidar olan, 2004 ve 2009 yerel seçimlerinde de ezici üstünlük sağlayan parti, özellikle 2009 yerel seçimlerine kadar durmadan arttırmıştır oylarını. Ancak 2008 yılının sonlarında patlayan küresel ekonomik kriz, Türkiye'yi de vurmuş; mart ayında yapılan yerel seçimlerde, Recep Tayyip Erdoğan'ın belirttiği alt sınır olan %37'nin hemen üzerinde, %38 oranında oy alarak birinci parti kalmıştır.

İktidarının 9. yılına girerken, yaptığı demokratik ve antidemokratik eylemlerle Türkiye siyasi tarihine geçecek olan partinin oy oranları da son anketler %45- %50 civarında görülmektedir. Bu da, bunca yıllık iktidarın yıpranmasına rağmen hala ayakta durabildiğinin iyi bir örneğidir. Elbette seçmen sayısının son 2 senede anlamsız ve desteksiz bir şekilde arttığını göz önünde bulundurmak gerekir. Zira uzun zaman sonra en normal atmosferde yapılacak genel seçimdir neredeyse 12 haziran. Yapay gündemleri düşünmezsek elbet. Zira 2002 genel seçimleri, üçlü koalisyondan bunalan, o dönem mecliste bulunan muhaliflerden de bıkmış olan seçmenin uyarısıydı. Akp'nin tek başına iktidara gelebilmesinin nedenlerinden biri de budur zaten. Öte yandan, 2007 genel seçimleri, 27 nisan muhtırası ve cumhurbaşkanlığı tartışmaları altında yaşanmıştı. Vatandaşların 2 ayrı kampa bölündüğü ve nefret tohumlarının atıldığı zamanlar yaşanmış, demokratlar ve darbeciler olarak tarihe kara leke olarak geçmiştir o dönem. Şu ana kadar olmasa bile, yakın gelecekte, 2007 seçimlerinin etkileri yavaş yavaş geçtikçe en azından bu şekilde olacaktır.

8.5 yıllık ana muhalefet partisi ise şu anda hala bu noktada bulunmasını yine 2002 seçimlerine borçludur. Akp'nin Atatürk düşmanı olduğunu düşünen çevrelerce 'laiklik elden gidiyor' düşüncesiyle meclise soktuğu bir gerçektir. Bilindiği üzere parti 99 seçimlerinde baraj altında kalmıştır. Bunun da sebebi aslında oldukça açıktır; Deniz Baykal seçmenlere güven verememiş, geçmişini Türk merkez solunun bitirilmesine harcamış ve laiklik haricinde bir şey vaadetmemiştir. Kuru söze karnı tok olan seçmen de kendisini ve partisini cezalandırmış, iktidar olma şansı vermemişlerdir. Baykal dönemi Chp'nin başarısız olamamasının en büyük sebebi budur. 2010 referandumundan hemen önce yaşanan kaset skandalı ise, Chp'nin karşısındaki rüzgarı arkasına almasını sağlamıştır. Yine de kimler tarafından yapıldığı belirlenemeyen bu komplunun, kimin işine yaradığı da meçhuldür aslında... devam edeceğim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder