Hürriyet

30 Temmuz 2011 Cumartesi

Bir Şehri Tam Kalbinden, Beyninden Vurup Gitmek

30 Temmuz 2011,

evime veda ediyorum.

Yarını daha iyi kurabilmek için, dünümden vazgeçiyorum.

Yine de bir şansım olsaydı, gitmez kalırdım. Yarın demek, yaşam demek. Geçmiş, acısı fazla da tutulmaması gereken bir şey. Evin her santimetrekaresini kurcalardım, daha iyi bakardım, daha iyi ezberlerdim biraz daha vaktim olsaydı.

Güneş batmak üzere. ‘İzmir’de yaşıyorum’ deyip diyebileceğim son gün batımına hazırlanıyorum. Sonrası da yok zaten.

Kendi uyduruk hayatımın sitcomu da yarın başlıyor, elde bir bavul, sırtta çanta ve nihayet diğer elde bir dizüstü bilgisayarı çantası. Kapıdan içeri girince efekt olarak ıslık, çığlık veya alkış gelmeyecek. Bunun bilincindeyim. Aksine daha çok gözyaşı, daha çok başı öte yana çevirme, veda sözcüğü duyacağım.

Sonrasında gözüm arkada kalacak. Burada bıraktığım bir ailem var ki yeri geldiğinde önlerinde durup onları koruyabildim bugüne kadar. Bundan sonrasını ben de bilemiyorum. Zaten belirsizlik de daha bir korumacı yapıyor.

Haricinde bugüne kadar ihtiyaç duyup da sonrasında tüm yavşaklığını esirgememiş insanlar için de Rorschach bir takım şeyler gevelemiş;

‘the accumulated filth of all their sex and murder will foam up about their waists and all the whores and politicians will look up and shout 'save us' ...and i'll look down, and whisper, "no"

Özetle ben yokum artık demek. Son trenin son vagonu da hareket etti. Küçük, uçan renkli balonlarımın olmayacağı bir yere gidiyorum.

‘gurbete kaçacağım
o lacivert ülkeye

o üzünç denizine
uzayan iskeleye

ansızın zamansızın
neler kalır geriye

gurbete kaçacağım
o kimsesiz ülkeye

o geri dönülmeze
bağlanan ilk köprüye

umarsız durmaksızın
acılar tüketmeye

gurbete çıkacağım
o duvaksız tepeye

o yolunda gözyaşı
çeşmesi kuru köye

kopup yalnızlığımdan
kopup sonsuzluğumdan

gurbete kaçacağım
gurbete tükenmeye’

http://fizy.com/#s/1aixwi
planlarım bu kadar kolaydı aslında. Ortaya Karışık’ın son programının kapanış müziği olarak seçtiğimde bunu her şeyin bu kadar komplike olacağına ihtimal vermemiştim. Aslında 5 küsur dakika boyunca dinlerken, Hasanla dizlerimizi masaya koyduğumuzda ve derin derin bakarken yere de bu kadar zor olacağını kestirmemiştim. Hatta mayıs sonunda birbirimize veda ederken de bu derece zor geçmemişti. Ama şimdi aradan zaman geçti ve zorlandık bir miktar. Şehir terkedilir gider mi bilemiyorum, daha önce sağlam göçebelik yaptı kalbim. Ama fiziken bu kadar uzağa göçmemiştim. Bakalım bu kadarına ne kadar dayanabileceğiz?

Ama öte yandan şöyle de bir şey var, son zamanlarda saçımdaki beyazların fazlalığıyla doğru orantılı Urla geceleri geliyor aklıma, 90lara ait olan gecelerden. Ya da sabaha karşıları, balıkçı teknelerinin motor seslerine has huzur sarıyor benliğimi. O kadar kolay mı kopabilmek?
‘yeni bir ülke bulamazsın
başka bir deniz bulamazsın
bu şehir ardından gelecektir
sen yine aynı sokakta dolaşacaksın
aynı mahallede kocayacaksın
yeni bir ülke bulamazsın
başka bir deniz bulamazsın
bu şehir arkandan gelecektir
aynı evde kır düşecek saçlarına
dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin
geleceksin bu şehre sonunda
başka bir şey umma
başka şey umma ! ! ! "

http://fizy.com/#s/1aj9on

hava kararıyor…

bir gün bu kadar uzak olabileceğimi düşünmemiştim bu şehre. Bir gün ‘bana her yer deplasman’ diyeceğimi ummazdım. Öncülerimizi yolladık o şehre biz, sonra biz geldik. O kadar yalnızız ki, bunu bizim durumumuzda olmayan bir kimsenin anlaması zor olur. Gerçi yıl olmuş 2011, bunun bahsi bile komik olur. Neticede insanlar yatılı okullardan geliyor. Ama zaten sorun da hem aileden, hem şehirden, hem de hayatından ayrılmak.
O kadar şehir peşinden koşmuşum ki bugüne kadar, sonunda giden ben olmuşum. Bir de şu var; İzmir terkediyorsa beni? O zaman korkunç olmaz mı? Olabilir.
Son vagon kalktı. Gitti, bitti.

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Annemle İlgili Şeyler...

sevgili anneciğim
binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda
kocaman bir dağ lalesi gibi
ve kapkara göbeğini dünyaya fırlatacakmış gibi duran.

şimdi mucizevi bir yerdeyim
muc'un ucuz evinde
sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem
duvarlara hep senin resmini çiziyor
dili geçmiş zamanda birçok resim,
hep gülümsüyorsun
aklının ortasında mavi bir yıldız varmış gibi
ve o yıldız karanlık bir şubat akşamında
durmadan soluyormuş gibi.hatırlar mısın?

mavi saçlı bir tanrı gibi severdim burdur gölünü
o göl şimdi içimde kocaman bir anne ölüsü
vişne bahçeleriyle dolu,
neşeli bir şehre benzerdi senin sesin.
bazen ölmek istiyorum.
beni yeniden doğurman için
iri, ekşi bir vişne tanesi gibi

kışbaşında bir ton kömür yığarlardı kapıya
bazen görülen rüyalar gibi kapkara
bir ton rüya çıtırdarken
sen kar yağmadan önce başkaydın,
kar yağdıktan sonra bambaşka.
sanki hep buluğ çağındaydın.
kuşlar zaptederdi sonra her yeri, sabahları
binlerce kez söylerlerdi, söyleyeceklerini.
bizim hiç anlamayacağımız bir şeyi.

senin şarkıların aç kuşlara buğday saçardı.
kediler yusyuvarlak dururdu karın ortasında
kar manzaralı bir resmin ortasında durur gibi
gri kediler sarmıştı etrafımızı, gri dağlar...
bir tek senin çocuklar üşüyecek rengi saçların vardı.

ben bu eve muc'un ucuz evi diyorum.yokluğunda böyle oldum.
mucize öldükten sonra, buraya taşındım.
ve inanmuc bu evi bana ucuza verdi.
yaşasaydın, hayatının ortasına
güller yığan bir adam olsun isterdim babam.
sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim.
ölü mısır tarlaları hışırdıyordu
ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri
diye başlayan bir çocuk romanında...
şalına sarınırdın, toprağa sarınır gibi
erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için,
bu acımasız ölü anne sesini.

şimdi mucizevi bir yerdeyim
zaman bir salyangozun vücudunda yaşıyor burda
ve çok ağır ilerliyor.
yüzümdeki çillerden başka
isyan eden biri yok hayatımda.

not: ölen her kadın için bir şiir yazdım.
onları muc'a evin karşılığında verdim
çok ucuza.
artık bütün üzgün oluşlarımın adı:
anne.

didem madak

sikmişim gerisinin gelmişini geçmişini. nokta.

24 Temmuz 2011 Pazar

Superhero

the accumulated filth of all their sex and murder will foam up about their waists and all the whores and politicians will look up and shout 'save us'

...and i'll look down,

and whisper, "no".

6 Temmuz 2011 Çarşamba

hayatta hiçbir şeyden zevk alamamak

Boş insanın yaşadığı histir bu. Şu ömrü hayatımda son yıllarda pek az bu salak hissi yaşayacak fırsatım olsa da, yıl olmuş 2011 hala daha bunalımlarımın tepesine çıkabiliyorum.

Ders çalışmadım pek 17 senelik öğrencilik hayatımda. Ama şunu gördüm ki, insan kaynakları dersinden aklımda kalan 'job oriented' sınıflandırmasına giren biriyim. 1.sınıfın sonundan beri her yaz aksiyona bulaşıp da, şimdi mezuniyetti, yarışmaydı derken -ki o da hayal kırıklığı oldu- bir aydır boş oturmam bana bu depresyonu getirdi. Küçük bir sefil olduğum için de 9 kriterden 6 tanesine sahip olarak kendime major depresyon tanısı koydum. Belki sahiden öyleyimdir.

Bu dönemde kavgacı, öfkeli, vahşi oldum, olmuşumdur ama insanın kendini frenlemesi ne kadar zor bilirsiniz. He diyip geçmek varken, üzerine varmak zor, kırıcı ve yıpratıcı oluyor. Hele bazen hayattan zevk alamayan adamın karşısına geçip, sorun iki kişi arasındaymış gibi ortalığı germek, zarar ziyan bana göre.

Bazen sevildiğini insan he diyip geçiştirildiğinde anlıyor.

2 Temmuz 2011 Cumartesi

İnat

Okula ilk adım atışımı ve son attığım adımı unutamam herhalde. Zaten ne olduysa o ikisi arasında oldu. Ben büyüdüm. Ve kirlendi dünya. Sadece çevremdekiler kendilerini en sanmaya devam ediyor. İzliyoruz. Büyük bir sakinlikle bakıyoruz.

Mezun oldum, inadım inat bir şekilde. Daha da engel varsa ezmeye hazırım.