Hürriyet

17 Ağustos 2011 Çarşamba

1999

17 ağustos, 03.02.

şanslıysanız o depremi hissetmediniz ya da görmediniz. şanslı değilseniz, ülkenin ondan önceki masumiyetini göremeden yaşıyorsunuz demektir. 16 ağustos gecesi stresli olmuştur hep benim için. son bir kaç yıl öncesine kadar, o kadar çok kutlamada bulunmak zorunda kalıyordum ki, gece sonunda fütursuzca uyuyordum. o geceyi hatırlıyorum. annemle ne konuştuğumu da. içimin o endişesini de. hayatım boyunca inanmasam da, bir yanım o güdülere/hislere sahip oldu hep. o gece huzursuzdu işte.

17 ağustos oldu, annemler izmir'e gittiler işleri güçleri halletmek için. o zamanlarda yazlıkta tek trt çekiyordu, o da karıncaların baskın olduğu şekilde... göçük falan diyordu istanbul'da. umursamamıştım. sonra depremden bahsedildi. dinar depremimi, erzincan depremini tv'de gördüğüm için koymadı. işin rengi sonra belli oldu işte. zaten her şey aradan 24 saat geçtikten sonra olayın ciddiyetini farketti. geç olmuştu çok.

bugün o geceden sağ kurtulan tanıdıklarım bir şekilde hala o geceyi kalplerinde tutuyor. biri cidden kafayı çizme eğiliminde. hala ağzından laf alamayız o geceyle ilgili. gerçi nispeten depresif bir insandır da. bir başkası, bu hayatta beni en çok eğlendiren kişilerden biridir kendisi, ignore eder o geceyi hala daha. ki kendisi sakarya'daydı o gece. mühürlenmiş bir kalp hediye etti onlara doğa. bir daha kolay kolay açılamayacak anılar, bir de sevdiklerinin ölümümü görmeyi öğretti.

12 sene geçti. ilk yılında yazlıkta kendi çapımızda anmıştık o karanlık geceyi, siyahlar giyerek. bugün, benim de taşındığım şehirde deprem beklenmekte. birimizden biri gidecek ilk büyük depremde. şayet biri ben olursam, anı olarak kalsın istiyorum bu düşüncelerim. bir çeşit vasiyet denemesi.

ben o arada bir deprem fırtınası yaşadım; oğuzla ciddiye almamıştık. hatta çok eğlenmiştik. tekrar o kadar şanslı olur muyuz bilmem.

ama bana sorarsanız o zamanlar güzeldi. 90lar hoş yıllardı. 80leri bile yer yer öperdi. çünkü bariz bir özgürlük söz konusuydu. darbenin yumruğu kalkmıştı ufaktan. türk televizyonlarında kırmızı noktalı yayınlar bile yapılabiliyordu. ya da ne bileyim, bugün efsane olan programların yayınlandığı zamanlardı tüm bunlar. sonra nispeten daha masumdu insanlar, 80lerde olduğu kadar olmasa da. kötü, bu kadar kötü değildi. bir polis memurunun, annesinin elinden tutup kütüphaneye yada tiyatroya giren bir küçük çocuğun başını sevebildiği zamanlardı dersem belki durumu özetlemiş olabilirim. sonra, o geceden sonra işler tersine döndü. biz kıyasıya nefret kusarken '7.4 yetmedi mi?' pankartına, insanlar çoktan depremin allah'tan geldiğine inanmışlardı.

sonrası piyasa oldu, din oldu, sömürü oldu. o güzel sosyal demokrat belediyeler çirkinliğe geçti. insanların kalpleri karardı. bugün buradayız. beğendiniz mi yaptığınızı?

17 ağustos 1999 türkiye tarihinin net dönüm noktasıdır. 29 ekim kadar, 23 nisan kadar net ve kesin. bir daha hiçbir şey güzel olmadı zaten.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder