Hürriyet

31 Ağustos 2011 Çarşamba

Bir Yaz Daha Bitiyor...

Bu şarkı benim için 99 yazının, ya da yaz sonunun resmi şarkısıdır. O zamanlar için kötü, şimdilerdeyse pek bir güzel gelen günlerin hatırası. 12 sene geçmiş üzerinden. Ben o yazı net hatırlıyorum. Öncesini de, sonrasını da… Herhalde 2000, 2001, 2004, 2006 ve nihayet 2007 yazları kadar önemli, bugünkü beni yaratan bir yazdı.

Derdim o yazı anlatmak değil. Dediğim gibi, siz bunları okumaya değer değilsiniz. Belki bir gün her şey henüz daha bitmemişken ve ben iyileşmişken, içinizden birileri de o kadar dökülmeyi kaldırabilecek durumdayken konuşurum. Katalizör rakı olacak tabi. Ben yine de eskilerden birini isterdim. Çünkü mevzubahis yazın 27 ağustosunda inşaat çatılarında koştururken bizi yakalayan Nurettin Amca ellerimize ‘pat pat’ vururken siz gülmüyordunuz. Yıllar sonra bile az buçuk zorlayınca orada bulunanların her biri o anı hatırlıyorsa önemli bir andır denebilir bu değil mi? Sonra hatta o gün çekilmişti Şampiyonlar Ligi kuraları. Hertha Berlin, Milan, Chelsea ve Galatasaray’ın bulunduğu H grubu o gün belirlenmişti. Hanginiz söyleyebilirsiniz o günün anlamsız olduğunu şimdi?
Her yaz sonu eserdi benim sevdiğim topraklar. Belki o zamanlar sevdiğim, şimdiyse sadece özlediğim topraklar demek daha doğru. Bence, artık biten her güzel şey gibi tekrar yüzüne bakmak anlamsız… Ama hatırlamanın getirisi sonsuz tabi.

Her yaz sonu fırtına olurdu. Kalın kalın giyinirdik, ayaklarda terlikler de olurdu. Değişik bir stilimiz vardı o zamanlar. Şimdiki bıcırıklar nasıl giyiniyordur kim bilir? Ama ben genelde Aliş’ten ödünç alırdım üstümü. He he, neden bilmiyorum ama hep ona kilitlerdim gündüzlerimi. Geceleri kendi havama bakıyordum tabi. Gündüz serinliği anlamsız oluyor tabi.

Le vent nous portera

http://fizy.com/#s/17ks2k

Sallıyor olabilirim, ama eğer bu şarkının da içinde bulunduğu albüm 2001 yılında patladıysa, ben de tam 10 yıldır neden bunu bu kadar sevdiğimi düşünüyorum demektir. Sonunda buldum. Şimdi buldum, çünkü her güzel şey gibi o yazları da alıp götüren rüzgârlardı. Yollarda top peşinde koştuğumuz arkadaşların gitmesine sebep olan, dayımları çekip Ankara’ya götüren, annemin senelik iznini bitiren, sahili/geceleri/müzikleri sessizleştiren rüzgârdı. Bundan daha makul bir açıklama bulamıyorum.

‘je n'ai pas peur de la route
faudrait voir, faut qu'on y goûte’

Yollardan hiç vazgeçmedim. Tadını da aldım aslında. Denedim, kendi yolumu buldum. Ama buldum sonunda çok yalpalasam da. Tamam, belki harika bir yol değil, ama en azından benim yolum.

Son Pazar günü dönerdik tatilden. O kadar çok eşya olurdu ki, anneannem son haftadan başlardı toparlanmaya. Annem Cuma günü son kez geldiğinde toparlanmaya yardımcı olurdu. Dedemle arabayı yıkardık. Mavi, gök mavisi Şahin’imizi… Şimdi ne o kaldı, ne dedem artık şoför. Sonra ne bir ev kaldı orada. Ne de orası. Orası çok uzak değil mi? Şimdi içimden ne engelleyebilir beni arabayı kaçırıp oraya gitmemek için? Ama doğru değil mi, artık orada başımı sokacağım bir ev, bir dost evi bile kalmadı. Oysa eskiden öyle miydi? En son iki yaz önce oradaydım. Biri satıyordu, biri artık gelmeyecekti, biri zaten yıllardan beri gelmiyordu. Diğeri askere gidiyordu, ama herhalde gelmezdi. Derken ilk ben gitmişim bundan altı sene önce.

90lar yazları bambaşkaydı. Nedenini yaşamayana anlatamam tabi. Ama anlamsız güzeldi. Ben mesela en çok o çocuk muhabbetlerine tapardım. Power Rangers’çılık, sonra Fransa 98 oynamak, Hırvatistan ya da Almanya olup kolasına iddiaya girmek. Ve istisnasız her seferinde kolayı almak… Sonra çıkartma kitaplarını almak, onları biriktirip adamların tipleri, takımları, attığı golleriyle dalga geçmek, her sezon öncesinde Galatasaraylı olmakla övünüp, sezon başında Fenerle kapışıp ligde yenilip, TSYD’de ellerine vermemiz… Ben ilk –klasman dışı tuttum bunu hep- aşkımı pencereyi açıp bangır bangır Gündoğarken dinleyip pleybek yaparak haykırırdım. Belki en önemlisi de bu o grupla alakalı. Evet, bu da 99 yazı oluyor. Sonrasında hayatımın sillesini yiyeceğimi bilmeden yaptığım gereksiz aksiyon. Ama güzeldi işte.

Her yaz biterdi rüzgârla. Okul zımbırtıları alınırdı, onları salakça bir heyecanla beklerdim o zamanlar. İlk gün bile heyecan olurdu. O zamanlar bak ne güzelmiş her şey.

‘elimde olsaydı o günlere dönmek
takvimlerin yapraklarını yırtardım tek tek
elimde olsaydı o günlere dönmek
takvimlerin yapraklarını yırtardım tek tek’

http://fizy.com/#s/1ahbsn

Takvimlerin sayfalarının azaldığı zamanlardı, o zamanlar cep telefonu hak getire tabi. Ben günlük tutardım o zamanlar. Hayatın o günlüğe değecek kadar güzel olduğunu sanırdım belki de. Bu odanın içinde bir yerlerde o günlükler. Ama hiçbirini, hele artık misafir gelmişken odama, kurcalamak sadece bana eziyet verecek, farkındayım.

bir yaz daha bitiyor
gökyüzü bulutlandı
dalgalar yorgun agir
kiyida soluklanirlar gibi

cadirlar sokulduler
pansiyonlar bo$aldi
agirla$ti yurekler
ayriliklar bir oyun gibi

bir yaz daha,
umutlar, umutsuzluklar gizlice
biraz daha doyumsuz,
biraz daha a$klar umitsizce

tatli sozler vefakar
adresler telefonlar
verilip alindilar
sanki aranacaklar gibi

bir yaz daha,
umutlar, umutsuzluklar gizlice
biraz daha doyumsuz
biraz daha a$klar umitsizce

bir yaz daha bitiyor

http://fizy.com/#s/1ah6f8

Umutlar umutsuzluklar gizlice…

Derken bitti işte hayatımdan geçen 23. yazım. Tercihen tam ortadan böldüğümde hayatımı, ilk yarısındaki yazları tekrar yaşamak isterdim. Kısmet. Hani anlatılır ya ölüm öncesi film şeridi geyiği olarak. İşte ben de ona bel bağladım. Kısmet tabi bütün bunlar, ben görebileceğime inanmıyorum. Gafsa’da diyor ya;

ارجع يا حب
مالي في دنيا نصيب
انت حبي لكن مش ممكن تكوني هلالي

Bunu ben çevirmeyeceğim. Orijinali güzel her şeyin…

Bir de tabi şu var; belki yarın sevinçle uyanırız bir ihtimal. Hani olmaz ya, yine de merak. Bu kadar da gizem vermişken olaya; http://fizy.com/#s/1ah6fq

‘bir çocuğun saçını okşayarak gülümse
küçük bir pırıltıyla yolunu o göstersin
yeniden başlamak istersen bu bile ‘

Yani ben inanmıyorum tekrar bir şeylerin olacağına. Olacak iş mi yani haziran 1997’den hayata başlamak? Ben de inanmıyorum, o kadar çıldırmadım en azından. Ama olsa… olmaz ki. Yine de özledim amına koyayım. Çok net küfür geliyor buraya.

‘seninle birlikte hayallerimiz yok
geleceğe dair küçük planlar
üzülmeyelim diye masum yalanlar

ama hiç kimse bana senin gibi bakmadı
sözlerimi böyle anlamadı.
ama hiç kimse bana senin gibi bakmadı
sözlerimi böyle anlamadı.

sahile inip bir şarkı tuttursak
eski bir banka usulca otursak
bu koca şehrin haline inat
telefonları sessize alsak.’

http://fizy.com/#s/1ahbst

Olur ya bir gün tekrar bir araya gelirsek denizine işemem. O çocukluk hatasıydı, hata olduğunu kabul ediyorum.

Denize, yaza, sevdiğim pek çok şeye yıllardır ulaşamıyorum nasıl olsa. Bu kadar yazmak da yeter. Anlamı yok. Nasıl olsa bir şey anlatma derdinde değildim.

Ama madem 99 yazına ağırlık vermişim, hele bir de Gündoğarken ile başlamışız yazıya. Kapanışı da öyle yapalım. Yakışır.

‘ben kendime yeter oldum
başka bir ben istemem
çünkü çoksun çoksun çoksun artık sen...’

http://fizy.com/#s/1ksuk0

Çok şey yazıp, hiçbir şey anlatmadığım bir yazının sonuna daha geldik. Sonuna kadar okuyan varsa akıl fikir dilerim. Ben okumadım çünkü.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder