Hürriyet

13 Eylül 2011 Salı

14 eylülden önce, 12 eylülden sonra

Şimdi isim ve başka bir şey veremem ama tanıdığım bir eski çift jeneriklik yaşamış birkaç ay içerisinde. Onu anlatmadan önce bu yazıyı yazma sebebimi anlatmaya çalışacağım. Umarım başarılı olabilirim. Bu, yıllar sonra yazacağım ilk ve en cinsiyetçi yazı olabilir. Kadınlardan özellikle özür dilerim. Ya da dilememe gerek yok, neden alınıyorsunuz ki içinizde var olan bir zavallı yüzünden? Onun için sıkı bağlayın kemerlerinizi ve dudaklarınızı kemirmeye başlayın.

Öncelikle en sevmediğim özelliğim dürüstlüğüm… Değil elbette. Klişeye dokunarak girişeyim istedim. Ama en sevmediğim salaklarımdan biri de yakın arkadaşlarımdan daha fazla insani özelliklere sahibim. Örnek olarak, üzerime vazife olmayan bir işe girerim birine yardım etmek için. Sonra da elimde patlar. Mesela bu hayatta yeniden doğma sürecimde en sevdiğim, en severek yaptığım şey birilerinin elinden tutup, onları oraya taşımaktı. Haddim olmadan yardım ettiğim çok kişi oldu. Karşılıksız iş mi yapılır, yaptım lan. Hepsinde de başarılı oldum ama. Bu girişin giriş kısmıydı. Yine böyle bir durumda kaldım ben geçen sene. Olayın hemen öncesine bakarsak bir erkek ve bir kadın var elimizde. Erkeğin ne olduğu belli değil, ama ne olmadığı çok net. Kız da, erkeğin o olmadığı şeydi aslında. Ve kız bunun farkındaydı. Ne hikmetse ilişkinin ikinci ayı içerisinde kız tekrar fark etti, adamın öyle olmadığını. Oysa adam yalan söyleyerek gelmemişti ona. Bangır bangır da öyle biri olmadığını anlatıyordu herkese. Hatta bundan dolayı pek çok düşmanı da vardı. Hatta aramızda kalsın, yer yer adamın başına iş gelmesin diye götümüz çıkıyordu. *bu arada Office 2010 ‘götümüz’ kelimesini yeşilledi. Ne oldu aslanım?* evet, devam edersek eğer benim de önceden tanıdığım bir kadındı. Ve adamın çevresinde olan, konuşabileceği tek insan da yine bendim. Neden ben olduğuma dair kısmı az önce anlatmaya çalıştım.

Her neyse ne yaptı etti, adamın gönlünü almayı başardı. Kocaman bir es var burada, zira en ufak ilgimi çekmedi o aralık. Sonra ayrıldılar, adam şehir değiştirdi. Kız sabit kaldı o şehirde. Bir ara ‘hesabını sorucam’ diye dolaşıyordu kız. Aradan yine zaman geçti, arada arkadaşlarla aklımıza geldikçe kızın hallerini eğlenceye sarıyorduk.
Ta ki bugüne kadar… Random gülmek istiyorum burada ama gel gör ki, blog yazıyoruz, biraz resmiyet gerekiyor. Gülmemeyi deneyeceğim en azından. Hesabını sormaktan kastı şu şekilde olmuş; aralarında olan biten, iki kişinin bilmesi gereken Allah ne verdiyse, gitmiş adamın annesine açıklamış. Annesini az buçuk tanıyorsam, telefonu kapatmış günlük hayatına devam etmiştir.

Sorularım şunlar; be kızım şimdi sen –ya hadi söylemeden edemem- kaybettiğini düşündüğün şeyin hesabını başkasının annesine mi soruyorsun? Zorla mı oldu olanlar peki? Peki, bu adam seni evlilik vaadiyle mi kandırdı? Nasıl oluyor da anneden hesap soruyorsun? Şimdi daha da çirkinleşirsek eğer, yahu 23 sene iyi gitmişsin, bırak da ne olmuşsa olmuş. Bu mu geriyor seni bu saatten sonra. Biliyordun ama adam parasıyla oraya buraya gitmeyi. Garanti sürenden mi önce başına geldi? Nedir bu ikiyüzlülük? Hem utanıyorsun, hem de durumunu başkasının annesine söylemeye çekinmiyorsun.
Burada kesiyorum zira mizojiniyi arttırmanın âlemi yok. Ama yıllar sonra durduk yerde bu yanımı kabarttı hadise. Daha da zorlamanın alemi yok. Kızdım, yazdım.

Bu kadar anlattım ya, şunu demeden kapatırsam mevzuyu ölürüm; ‘kız mıdır kadın mıdır bilemem!’

2 yorum:

  1. olabiliyo öyle şeyler. ama eğer doğru anladıysam kızın anneye anlattığı şeyleri sizin de bilmeniz aynı kapıya çıkıyor. özel özeldir.

    YanıtlaSil
  2. muhakkak, özel özeldir. Ama arada fark var, mesela ilk söylemek ve anonimleştirmek gibi.

    YanıtlaSil