Hürriyet

20 Aralık 2011 Salı

30=2.5

bak kaç ay, kaç yıl geçmiş görüyorsun değil mi? her şey ne kadar yolunda, her şey ne kadar harika seninle. bir sözüm vardı kendime verdiğim, 10 yıldan fazla olmuştur verdiğim.

o olay olduğu zaman kiminle olursam hayatımı ona adayacaktım. o sensin. seninle olmak, sana ait ve sahip olmak. mutlu yıllar sevdiğim, beraber.

not: yan 8 :)

17 Aralık 2011 Cumartesi

gemileri yakmak

'endülüs yalnızca gemileri yakana aittir.'

tarık bin ziyad gemilerini yakarken, kendisinden 1000 sene sonra yaşayacak insanların ne derece hayatını değiştireceğini kestiremiyordu herhalde. ya da birilerinin hayalleri için çocukluğuna dair her şeyi öldürmesini beklemezdi. ama oluyor. hayat bu, böyle yani.

çocukluğunu, kocaman adamlığını yaşadığın evde 48 saat bile bıraktırmaz sana gerçek dünya. ben ne zaman benim bilinçaltıma insem, bir şeyler tutup tekrar vuruyor gerçekleri suratıma. mutluyum evimde, işimde, beraber bütün haftayı geçirdiğim insanlardan çok mutluyum. ama... işte aması var. insan her sevdiği şeyi getiremiyor yanında. biraz ordan, biraz burdan toplayınca hayatında sevdiklerini parça parça kalıyor. ne gidiyor, ne kalıyor. 24 saat sonra tekrar istanbul'dayım. daha görmek istediğim çok kişi vardı burada. daha bu evde kalıp çok şey yapmak isterdim. tek tek her milimetresini çok özlüyorum. evden ayrılmak istemiyorum. daha yaşanacak çok şey var gibi geliyor. ama hayır. sonra işte olmuyor.

rüzgarsız uçuyordum kanatlarım yorulmuştu
küçük gözlerimle ne güzel düşler kurmuştum
ben büyürken sanki dünya küçülüyordu
renklendikçe hayat gözlerimi yoruyordu
gürültüler içinde sesimi duyan yoktu
beni bekliyordu gerçekler ellerinde boş kafeslerle

küçük bir çocukken uçmayı isterdim
ben hayal kurdukça biri bozuyor sanki hala

yüksek gökdelenler yapraksız ağaçlardı
bir aşkın gölgesinde hayal kuran var mı?
beni bekliyordu gerçekler ellerinde boş kafesler
kalmadı mevsimler, göçecek başka şehirler
havada süzülüyordum yoktu konacak bir kader
beni bekliyordu gerçekler ellerinde boş tüfeklerle

küçük bir çocukken uçmayı isterdim
ben hayal kurdukça biri bozuyor sanki hala

insan nasıl yaşar bu kadar dalgınlıkla, ikilemle, parçalanmayla bilemiyorum. nereye kadar dayanır ya da bilemiyorum. ama ama işte... keşke kimse hatırlamasa beni, kimse özlemese. kimseyi hatırlamasam, kimseyi özlemesem. daha kolay bir çözümü var mı bunun bilmiyorum. hayat kariyerim hep bir şeyleri özlemekle geçti. ben bunaldım, krizlerime çare bir şey bulamıyorum. çok sıkıldım. keşke alsam sizi yanıma, götürsem. olmuyor. maalesef.

vasiyetimdir:
dalgınlığınıza gelmek istiyorum
ve kaybolmak o dalgınlıkta"

~ didem madak

14 Aralık 2011 Çarşamba

düşünmek

ya iyi güzel şey seni düşünmek. çok eğlenceli. ama o eğlence bana pahalıya patlayabilir.

şöyle ki, bakışını hatırlıyorum gülüyorum. bir olaya tepkini aklıma getiriyorum gülüyorum. planlarını hatırlıyorum gülüyorum. sonracığıma krizanteme verdiğin tepkiyi hatırlıyorum daha çok gülüyorum. küçük bir şey görüyorum 'bak sen diyorum' diyorum içimden, dışımdan sadece gülüyorum. bazen mesela bindiğim bir toplu taşıma aracını, yada yürüdüğüm bir yolu, o yolun üzerinde neler var detayına kadar anlatıyorum içimden. ama şair burada bayrağa seslenerek anlatıyor tabi. öyle gülüyorum işte. anlamsız. yani insanlara göre. mesela aklıma benim için yaptığın güzel bir şey geliyor, ki sen hep güzel bir şeyler yapıyorsun zaten, ben yine gülüyorum.

işte sıkıntı şu ki hep topluluk içerisinde geliyor bu gülümseme durumu. bazen gülerken kendimi buluyorum. karşıdaki insanların gözleri karardığını fark ediyorum o zaman. kendimi deli gibi hissediyorum. zaten delirmeden de olmaz bazı şeyler farkındayım. ama işte düşünmek seni güzel bir şey. 15 milyonluk bir şehre anlatamam durumu. sanırım böyle kabul etmek zorundayım kendimi.

13 Aralık 2011 Salı

motivasyon bitmez

sahiden bitmez. her gün masasını silen, laptobunun üzerindeki parmak izlerini silen biriyim. masamı falan seviyorum herhalde.

Çok Pisliksiniz

vay rakıya mı gidiliyormuş, vay efendim anasonmuş. taşak mı geçiyorsunuz acaba? son 5 yılın rakı ortalamasını bu kadar düşürmüşken acaba insan mısınız?

bu arada rakısızlıktan çok acı çekiyorum. gerçekten çok acı çekiyorum anason kokusunu duymamak için. hayatımın uzun olması ve daha uzun yıllar içebilmem için ödemem gereken bedel bu.

7 Aralık 2011 Çarşamba

Teşekkür ederim

ezdik. yok ettik. parçaladık. mahvettik.

teşekkür ederim çocuklar.

iki dilek

o kadar nefret ettirdiler ki kendilerinden, o kadar iğrendirdiler ki varlıklarından. ve o kadar şanslılar ki bu hayatta. o dillere destan bala göte şansları olmasaydı kim kurtarırdı onları bilemem. şikeleri mi? onlar hep oldu, o kirli elleriyle kaç kupamızı gasp ettiler. ama gel gör ki, çekirdek kadrosuyla 93 akdeniz olimpiyatlarını kazanan, ingiltere 96'ya giden, dört sene üst üste şampiyon olup, avrupa'nın kralı olan takıma 'haluk ulusoy ama yea!' diyebilecek kadar düşman oldular. manchester gibi bir devi elerken bayrağımız mı yırtılmadı, rakipler mi desteklenmedi? metris'te yatan başkanları gibi biz tek, siz hepiniz gibi tamamen vasıfsızlıktan kaynaklı bir özgüven yaratırken, mevzu bahis bala göte, evet mk bala ve göte, nasıl iyi işliyor o bal görün, hatırlayın, unutmayın diye diyorum, 6 kasımı yaşarken, 'êzikler, sizin paranız yok!' dedikleri sene, kupayı ellerinden alırken siz çok şanslıydınız. aramızda hangimiz eylül 2003'te oynanan o maçı unuttu acaba? ya da mayıs 2001'de elimizden alınan beşinci kupamızı? şikeden içeride yatanlarınıza acıyorsam namerdim. 'ama haluk ulusoy yea' diye ağlarken, hakkımız olanları elimizden alanlara zerre acıyorsam namerdim.

ondan bu gece tüm sakinliğimi, nezaketimi bozacağım. 5-1 kazanılan finalden sonra bile rakibi tahrik etmemeye dikkat etmiştim.

şimdi durum başka. şimdi şikeyle hak gasp eden takıma had bildirme zamanı. şimdi kendisini dev aynasında görenin camlarını, çerçevelerini indirme zamanı.

ezin onları, yok edin onları.

http://inciswf.com/fenerananinami.swf

'iki dileğim var cimbom,
ikisi de fenere koymak'

6 Aralık 2011 Salı

kartvizit

hala günlük elbiselerimle kartvizitimin elime almanın sevincini yaşıyorum.