Hürriyet

24 Temmuz 2013 Çarşamba

DM

Siz, genç ve ölü kadın bir 24 Temmuz sabahında gözleri dolu uyanma sebebisiniz.
Siz, genç ve ölü kadın her 24 Temmuz sabahında gözleri dolu uyanma sebebisiniz.
Temmuzlar eskiden güzeldi. Oysa bir süredir ölüm ve ayrılık konseptleri birlikte yürüyor.
Çok güzel annelerin öldüğünü görmek zorunda değiliz herhalde değil mi? Görmüyorsak da gerçeği değiştiremiyoruz zaten.
“Şimdi mucizevi bir yerdeyim”
Şiirin sonundaki bitiş havasını seziyorduk da, bu kadar kolayını beklemiyorduk işte.
Ölen her kadın için yazdığın şiirleri Muc’a verdin, bizi de nıt, sincap ve pek çok şey terk etti.
Temmuz ayından bir sen geçtin, geri gelmedin.
Kalsaydın, temmuz eskiden güzeldi.

Didem Madak

14 Temmuz 2013 Pazar

Tek İhtimali Olan İnsanlar

Çok anlatılacak bir numara yok. Bazı insanların hikayesi tek ihtimallidir: Yaşamak.
Kendiyle konuşamayan, günlüklerini bile gönül rahatlığıyla yazamayan insanlar var hayatta. Bugünden 10 sene önceye baktığında “keşke yazsaymışım” derler. Ama olmamış işte. Huzursuzluk, güvensizlik vesairelerin yakasını bırakmadığı zavallılar var hayatta.

Kabuslarla uyandığım geceler olurdu küçükken. Bazı koşullar kabusları büyütüyor. “Keşke” bir hayat tarzı oluyor. Geç kalmalar var. Çoğu insan için geç kalmak somuttur. Bazıları için ziyadesiyle soyut. Öyle bir şey geç kalmak. Bunun alt yapısını biliyorum. Ama anlatamam, yazıya dökemem. İyi bir rakı gecesinin akabinde dökülebilir bazı cümleler. Ve şu an sadece işlerimi tamamlayıp uyumayı planlıyorum.
Amaç şu; başka çocuklar unutulmasın. Güzel büyüsünler. Onun için şu yaptığımız şeye ne kadar bağlı olduğumu anlatamam. Evet, iyi bir büyük nasıl olunur bilmiyorum. Bilemedim bunu. Ama çabalıyorum. Günün birinde ortalamanın çok üzerinde baba olacağım en baştan beri söyleniyor. Ben bu kalıba nasıl sığacağımı bilmiyorum.

Hükmen mağlubiyetle hayata gelişimi eşitlemeye çabalıyorum. Sonrası da gelecek. Ama nefret edilen çok şey var. Bunun bedeli apaçi dili edebiyatında yoklukla sınanmak olsa gerek. Ya da ona benzer bir şeyler işte. O dile hakim değilim. Olmayayım da zaten.

Aslında durumu “anneannemin son ölümü”nde Emrah Serbes anlatmıştı. Buraya motamot yazsam birileri bulur, sonra uğraş dur. Ama şu var ki, yıkılmasını istiyorum bazı şeylerin. Çünkü her şey olduğu zaman acıma göstermedi yetkililer, kurumlar ve kuruluşlar. Yok olup gidebilir her şey. Yeni düzen kurulabilir. Kurulmayabilir de. Nasıl olsa adaptasyonum kolay, bağlanmam zor çoğu şeye. Ve bunca şer odağına hiç bağlanmadım. Görüyorum ki direnebilceğimiz insanlar da yok hayatımızda artık. Anlıyorum ve görüyorum yani işte. Keşke olsalardı. Olsaydı. Olmadı işte.

Tek çözümün tahliye olması çok acı. Ama, kabul edilmesi gereken bir gerçek. Gerçekler hayatı gölgeliyor işte. Görünür gerçekleri de insanlar kabul etmedikleri, kendilerini kandırmayı türlü bahanelerle seçtikleri için, ona da yapabileceğim bir şey yok. Aşk, mantık, hurafe vesair. Her şey karşı şu anda. Ama onların da altından kalkılabilir. Yeter ki gitmek olsun sonunda. Hayatımı gitmeye bu kadar şartlamışken ne kadar zor olur burada kalmak? Kalmayayım da zaten. Cezbetmiyor burada hiçbir şey. Hemen hemen diyelim.
Her neyse.  Çok anlamsız yerlere geldi. Kriptolu konuştum farkındayım.

“Bütün aşklar küllenir, bütün babalar ölür, bütün hikayeler biter. Birinin yıkıntıların nöbetini tutması gerekir; işte o yüzden, biri hariç tüm çocuklar büyür.”


Karanfil kızın hikayesi çok değerli. Dünyayı omuzlarında tutmak… Falan ve de filan. Konuşulacak şeyler var. Dökülmesi gereken çok şey… Ama doğal değiliz artık. 

Ve biliyorsunuz ki mutlu hikayeler için vakit çok geç.

Ve tüm olanları dehşet içinde izliyorum. 

7 Temmuz 2013 Pazar

Denizin Çağrısı

"O lazer bakışlı kızı düşündüm... Ona telefon açıp yarım saat kadar konuşmak istedim. Sonradan gördüğüm acayip rüyaları anlatmak istedim. Kimseye anlatamadığım şeyleri sanki yüz sefer anlatmışım kadar rahat, anlatmak istedim."

E.S

"Laboratuardan Kaçan Virüs"

"... Kozmos frene basış. Güneş uçuş. Dünya duruş.
Taş kesilmiş yumruklarla, ben içinde yaşadığım bulaşık akvaryumu kırış." (Müntekim Gıcırbey, Korkma Ben Varım)

"Allah'ım, bunu dilediğim için ayıp etmiş olur muyum?" (Nuh Tufan, Dublörün Dilemması)

Rhett Butler

‘Kırılmış bir vazoyu yapıştırıp hep çatlaklarını göreceğime ona dokunmayıp eski haliyle anmayı tercih ederim Scarlett. Bu ilişki burada bitmeli...' 

6 Temmuz 2013 Cumartesi

Ya?



“Rüyanda başrolde değilsen, kabus görüyorsun demektir.”

Vicdanımı temizlemeye çalışıyorum. Olanlardan değil, olmayanlardan kaçmaya çalışıyorum. Seslerden de, sessizlikten de kaçmaya çalışıyorum. “Karanlıkta kelimelerin ağırlığı kat kat artıyor”(Elias Canetti, Marakeş’te Keşmekeş)

Fırsatçılık yapmamaya özen gösteriyorum. Gece erken yattım, güneşin parlak doğmasını umarak. Kabusla uyanmayı hiç beklemiyordum. Oldu. 

Çocuklar var, sokaklar var. Sevgi çok değerli, onların gözlerindeki ışık da değerli… Bana kısmet olmayan o ışıkların onlardan gitmesine izin vermeyeceğim. 

Bir şeyler yapamayacağımı görüyorum artık, şansımı kaybediyorum. 

“Sana baktıkça tatlım, Rus ruletinde kaybetmenin acısı gibi bir acı duyuyorum” (Dodo Conor, Can Çekişmenin İcapları) 

“İçimden Şehirler Geçiyor…” (Feridun Düzağaç)

2 Temmuz 2013 Salı

2 Temmuz/ Finish Him!

“Esas olan uzun yaşamak değil; kendinle barışık yaşamaktır evlat” Kaptan Teague

Çok fazla insan üzülüyor çevremde son kararların ardından. Oysa hayat her şeye rağmen devam ediyor.

24 Ağustos 79, Pompei’nin üzerine lavlar akmaya başlıyor. Önce küller var tabi. Her şeyin başında ise şehrin tepesinde dev bulutlar… Geri geliyoruz, Pompei artık yok. 1700 yıl boyunca unutuldu. Unutulması, hiç olmadığı anlamına gelir miydi? 1860 yılında Giuseppe Fiorelli kazı ekibinin başına getirilmeseydi kimin umrunda olurdu lav altındaki bir şehir?

22 Mayıs 1960 Şili Depremi, modern uygarlığın tanık Richter ölçeği ile 9,5 büyüklüğündeki bu deprem ile oluşan tsunami dalgaları Pasifik'i geçerek Japonya'yı ve Hawaii'i bile etkilemiş ve toplamda 6 bine yakın insanın ölümüne sebep oldu. Şili de, okyanus da, okyanusa kıyısı ülkeler de hala ayakta.

Temmuz-Kasım 1931 Huang He’nin öfkesi. Moğolistan'da bu nehrin donan su kalıplarıyla tıkanması ve nehre ismini veren sarılığın sebebi olan kil yoğunluğu sebebiyle bu bölge genelde su altında kalır. 1931’de yaşanan selde ise bambaşka bir durum söz konusu: toplamda 87 bin kilometrekarelik bir alanı yok etmiş ve inanılması güç bir şekilde tam 3,7 milyon insanın ölümüne ve 80 milyon insanın evsiz kalmasına sebep olmuş. Kaçımız haberdardık? Yine de hayat devam ediyor.

2004 yılında Hint Okyanusu'nda Sumatra Adası açıklarında meydana gelen 9,0'lık deprem, en sonunda 230.000 kişinin ölümüne yol açacak dev dalgalar oluşturmuştu. Tarihin gördüğü bu en ölümcül tsunami, en çok Endonezya olmak üzere 15 farklı ülkeyi etkilemiş ve 30 metrelik dalgalar ile, 2 milyona yakın insanı da evsiz bırakmıştır. Hepimiz net hatırlarız değil mi bunu?

Dünyada oluşan hortumların yarısına yakınının boy gösterdiği Bangladeş, 26 Nisan 1989'da kayıtlara Daulatpur-Saturia Hortumu olarak geçen olayla sarsılmıştı. Ağaçlar ve evler de dahil olmak üzere önüne çıkan her şeyi yerle bir etmiş olan bu hortum, tarihe en çok kişinin ölümüne sebebiyet veren hortum olarak geçti. Sona erdiğinde geride 1300'e yakın ölü, 12 binden fazla yaralı ve 80 bine yakın evsiz bırakmıştı.

Velhasıl, her şeyin sonunda ölüm var. Soru işaretleriyle olmaz o iş.

Yola çıkmanın nedeni soru işaretlerini boğmak olmalı.


“Rorschach's Journal. October 12th, 1985: Dog carcass in alley this morning, tire tread on burst stomach. This city is afraid of me. I have seen its true face. The streets are extended gutters and the gutters are full of blood and when the drains finally scab over, all the vermin will drown. The accumulated filth of all their sex and murder will foam up about their waists and all the whores and politicians will look up and shout "Save us!"... and I'll whisper "no." (Walter Kovacs, March 21, 1940 - 2 November, 1985)

1 Temmuz 2013 Pazartesi

hatt-ı hayat yoktur sath-ı hayat vardır

...ve o sath bütün hayattır.

Olduramadığımız zamanlardan geçiyoruz.

Birlik ve beraberliğe ihtiyacımız olduğu günlerde birbirimizden kopuyoruz.

Bireysel teşebbüslere meylediyorum.

Çok canım sıkılıyor, kuş vurabileceğim kimse yok.

Ve hatta kuşlar felaketimin başlangıcı ama o konu bende gizli. Konu kilit.

Burada olduramıyorsak, olduracak başka yerler bulacağız.

Niyet etmek önemli.