Hürriyet

21 Eylül 2013 Cumartesi

Güzellemeler

Bir cuma gecesini daha yalnız geçiriyoruz dersek çok da yanlış konuşmuş olmayız. Azcık yanlış konuşmuş olabilirim ama. Zira önceki hafta, daha önceki hafta, çok daha önceki hafta cumaları gayet ev haricindeydik. Tabi üst üste birkaç gün boyunca evde durunca, şehir hala eylülü yaşarken ve saatler akşamı erken getirmeye başlamışken (henüz yeni) evde durmak aykırı bir hareketmiş gibi geliyor. Güzel havalara ihanet etmemeliyiz. Kış çok soğuk geçecek zira.

Ancak, her kış kendi mucizesiyle beraber gelir tabi. Bunu bilen liseli değildir. Şaka. Yazın salınan, gevşetilen her ne varsa daha sıkı tutunca bakalım neler olacak. Onun için kış güzide bir mevsimimizdir. Ve tabii ki mevsimleri saymak gerekir. Sonbahar, kış, ilkbahar, yaz. İşte bunlar hep şairlere özgü minik ezberler olsa gerek. Yıl tablosuna baktığımız vakit ocak ayının çoğunlukla aralık ayından sonra ve şubat ayından önce geldiğini görmek çoğumuzu şaşırtmaz. Bence kasıtlı bir muhalefet söz konusu olmadığı halde, kimseyi şaşırtmaz diye düşünüyorum.

Peki Noel Baba kültürünün getirisi olan kar neden yok? Güney yarım küre sakinleri çakma Noel Babalardan sıkılmamış mıdır acaba? Örneğin, Canberra gettolarında yaşayan genç bir delikanlı (şaka lan çocuk işte) karla beraber o geyiklerin (Noel Baba geyiği) gelmesini beklemez mi? Bilemiyorum, madem hayvan kadar kıta keşfettin, ortak kültür geliştirirken de optimum yolları seçmek mantıksız mı? Bana kalırsa değil. Ama birçoğu tarih sahnesinden silinmiş (vefat) pek çok kişinin bunu düşünmemiş olması absürt geliyor bana.
Ortalama 70-75 yıl civarında dolaşan insan ömründe birilerinin başka birilerini düşünmesi gerekliliğine dair inancım tam. Ancak, bu inancı kolektif bilince yayıp, kolej takımı ruhu yakalamak kısmında sıkıntılar yaşıyoruz insanlığın bugünkü temsilcileri olarak. Bencil olmak, domine etmeye çalışmak, müzik faşizmi bunların örneği değil midir ey okur?

Son dört satırda adımı da geçirirsem belki modern zaman koşması yazmış olabilirim. Evet, bazen şiir mi kaldı? Yok, halk edebiyatı mı kaldı, vay efendim edebiyat mı kalmış, biz onu parçalayıp kırmamış mıydık demeden edemiyorum. Edemesem de bazı şeyler kendini sık tekrarlıyor.

Ve sanırım yazmak istediğim uyduruklu bir şey yazmayı başarabildim. Öyle değil mi? Bunu benden başka her kim okusa muhtemelen “en yakın kitabın 56.sayfasının son satırından bir cümle” arakladığıma inanacak. Her neyse, Pilli bebek çalıyor bir taraftan. Ciddi bir şeyler de yazmak istiyorum ama uykuya yüzyıllardır hasretim. Ve hasretim yazarken genelde sol yüzük parmağım "ssss" diye ilerliyor. Pek çok şeyin özeti olan hasss… ‘ın ileride Türkçe’nin yerini alacağına inancım tam.


Tam olarak söylemek istediğim şey şu. Azıcık gülümseyin. Gülümseyince gözleri kaybolan insanları kaybediyor olsak bile artık, siz yine de gülün. Belki çıkık alınla geri dönerler bir sabah. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder