Hürriyet

3 Eylül 2013 Salı

Kelimeler, Sokaklar ve Evler

İstisnasız her yolumuzun sonu çatallanıyor, asgari 2 farklı yola çıkıyor. Bu durum şaşırtıcı olmuyor, sürprizlerin sonunun dramatik olması öngörülemeyecek bir şey değil. İlkleri yaşamıyorum ama Jamais vu sendromundan mustaribim; her şeyi baştan yaşamadığımı biliyorum ama nasıl başarıyorsam ilk anda yaşıyormuşum gibi hissediyorum. Üstesinden geleceğimi de biliyorum ama mesela banyoda kayıp düşenlerin yanlarında olamayacak olmak burnumun direğine helikopter çarpmış hissiyatı veriyor bana. Üzülüyorum, çok üzülüyorum da ses çıkarmıyor olmam üzüntümün bir galaksiden daha az olduğunun kanıtlamıyor.
Geceleri, öyle kapatıyorum her şeyi sadece L&M kalıyor geriye. Neticede Leyla ile Mecnun’u ben bir araya getirsem bile, kader bir araya getirmiyor. Getirmiyorsa da yapacak bir şey yok deyip, her şeyi atmak mı lazım bir kenara, yoksa üzerine gidip iyice rezil olmak mı lazım bilemiyorum. Oysa yakın zamana dek her şeyin rotası belliydi kabaca. Önümüz kapandı, Mustafa Topaloğlu nezdinde Bülent Ersoy gibi önümüz kesildi. Maalesef kader, bilhassa bazı insanların hayatının belirli yörüngede dolaşmasından hazzetmiyor. Bunu biliyoruz. Ama ne yazık ki bazı insanlar da sahiden bazı insanlar. Mimlenmiş gibi hissediyorum kendimi. Hani lacivertlilerin belirlediği kişiler vardır ya, ne zaman olay çıksa onları alırlar evlerinden sabahın bi vakti. Hah, aynı durum kader için geçerli. Ne zaman dengeler bozulmaya başlasa al başına belayı sonra.
Durumlar böyleyken böyle. Attan düştük, uzay gemimizin yakıtı bitti, dünyanın son bor damarı da boşaldı, havada kaldık. Jules Verne’nin Aya Seyahat’inin sonunu yaşıyoruz bir nevi. Ne geri dönebiliyoruz eski hayata, ne de bir adım ileri gidebiliyoruz. Sadece “yeteneklerin var diyor” ve geçiyoruz.
Böyleyken böyle.
Son Japon Prensesi Kaoru Nakamuru değil, bunu biliyorum. Gerçeği Anadolu’da bir yerde. Ve muhtemelen de bozkırda.

Biz onların kültürünü alalım, uzaktan hep saygı kalsın. (en kötü ihtimalde)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder