Hürriyet

6 Ekim 2013 Pazar

Kombileri Yakma Enstitüsü

Tüm bu işler ne zaman başladı, ne zaman bitti çok bi’ fikrim yok. Her şey çok hızlı ilerledi. Ve ben sözümü yine tuttum. Hem de bu kez “the one” olarak dönme şansım da oldu. Oldu ama, gidenler de oldu. Yine de bunlar için üzülmeyeceğim. Üzülmek için sebep aramamıza lüzum yok. Aslında üzülmeye de lüzum yok. Böyle böyle insanlar akli dengelerini yitiriyorlar işte hep. Yani temelde olması gereken şey üzülmemek olmalı. Tamam, cümle biçimce olumsuz olmamalı: temelde olması gereken şey üzüntüye karşı direnmek olmalı. Bak, mutlu olmaktan bahsetmiyorum. O ayrı bir safha, ama mutsuz olmamaya çalışmak da bir çözüm olabilir.

Her neyse, ilk yağmurlar başladı. Bir süredir havalar soğuk. Şimdi sen yine bir dağın başındasın minik şeftaliciğim ve ayakların da çok üşüyordur. Bunu da biliyorum. Çıkık alnınla, saçlarını da geriye falan attıysan (kıvır) alabildiğine estetik duruyor olabilirsin. Ne yazık, bunları asla bilemeyeceksin. Bilmemen gerekecek. Ama yine de güzel gelişmeleri paylaşacak birilerini arıyor insan hayatta. Herkese de her şeyi anlatamıyorsun işte. Sorun anlatamamak olabilir belki de. Konuşmanın gerekliliğine inanıyorum. Karşı tarafın da bunu algılamasını istiyorum. Bu da benim en doğal hakkım elbette.

Mesela görüşmek istemediğimi “ayan beyan” belirttiğim bir insanın “bir şekilde” bana ulaşma hakkını kırma hakkım söz konusu. Yine de ben bekliyorum ki, o kişi/kişiler bana ulaşmayı kessin. Bak son derece primitif bir konudan bahsediyoruz. Yani ergen erkek çocukları gibi “hayır=belki” düşüncesi anlamlı değil sosyal hayatta. Hayır= her zaman hayır oluyor günlük hayatta. En nihayetinde alaycı olabiliriz belki bi nebze ama taşak geçmiyoruz birbirimize karşı. Prensiplerimiz var yaşantımızı sürdürebilmek için. Bu prensiplerimizi bazı noktalarda esnetebilsek bile, bağzı konularda esnetmemeyi uygun görüyoruz. Ve ben de en nihayetinde sabır sahibiyim. Ve ben de konuşabilirim, ve ben de ulaşabilirim bağzı insanlara, ve hatta çoğu insana ulaşabilme kabiliyetim de var. Üzücü olayların yaşanmaması için had bilmeli, karşı tarafa saygı duymamız gerekiyor. Ki gördüğümüz saygıya uygun davranabilelim. Çünkü, tek yolumuz da insanlara ulaşmak falan değildir.

Mesela sen bir gün manyak gibi “bir gün seninle aynı yerde çalışacağım” dersen, ben de bunun karşılığında ümüğünü sıkma garantisi veririm. Şahitsin sözlerimi tuttuğuma. Bir ömür ve reenkarnasyon dahil, birkaç ömür boyunca bu sözlerimi tutacağımı en iyi sen biliyorsun. Ve hala benimle inatlaşıyorsan, başına gelecek felaketleri çay&çekirdek eşliğinde izlememde herhangi bir sakınca olmayacaktır umarım.

Her neyse, çok naif başlamıştım bu yazıya. Hangi ara delirdim onu bilmiyorum. Ama sanıldığından inatçı olabilirim ve güzel insanlardan ve güzel yanaklardan asla vazgeçmeyebilirim. Aradığım şey, ikinci paragrafta zaten belirtilmiş, ama o yoksa sırtını dayayabileceğin, en güzel sesiyle seni kahvaltıya çağırabilen insanların ellerinden, kollarından, yanaklarından tutmak gerekir.

Bence böyle. Ve zaten evrensel olarak da böyle.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder