Hürriyet

26 Aralık 2014 Cuma

'14

Son haftanın son mesai günündeyiz.

Karanlık, biraz da sessizlik var. Böyle zamanlarda sessizlik tam anlamıyla hissedilmiyor.

1 sene önceden bugüne bir tepe çıktık. Yeri geldiği zaman dimdik bir tepe.

Ama hala yaşıyoruz.

Ve vicdanımız rahat.

Önemli olan sonsuza dek yaşamak değil, kendinle barışık yaşamak.  


2014 zor bir yıldı. Daha zor olmayacak bundan sonrası.

4 Aralık 2014 Perşembe

Çok can yanacak

Ne zaman zor durumda kalsak, yanımızda olmasını beklediğimizi yanımızda göremiyoruz.

Bunun aksini iddia edecek olan varsa vursun kendini.

Ancak vicdanı rahat olanlar tüm dünyaya savaşa açabilir.

Zor günlerde ya bizlesindir, ya düşmansındır.

Bu böyle biline.

18 Kasım 2014 Salı

Kelime bulamıyoruz

Bu ciddi bir savaş ve kalbi bizimle olanlar teker teker ölüyor.

Konuyu çok kişiselleştirmeyeceğim.

2003 Eylül ayı… Hazırlık bitmiş, artık 9.sınıf olmuştuk. Kötü geçen bir dönemin ikinci yarısı başlıyordu. Ölümüne defans yapılan, topu kaptığım zaman “dan dun” ileri vurarak maçın bitişini beklediğim dönemlerdi. Yalan olmasın, Gürsel Aksel tesislerinde yaz sonunda pek mümkün olmayan bir şeyler yaşanıyordu. Çoğunluğu ortaokul ekibi bir araya gelmiş, bir akşam halı sahaya çıkmıştık. Yeni eğitim-öğrenim sezonunu bir eylül akşamı bol bol kum yutarak açıyorduk.

Artık görüşmediğim, ama o dönemler iyi zaman geçirdiğim bir arkadaşım o sene 10.sınıfa geçmişti. Her attığı gol sonunda sevincini malum hareketleri tekrarlayarak “bu da sana girsin K.” diyordu. “Kim lan o? soruma da “bu sene görürsün” cevabını veriyordu. Öğrendik ki kendisi bir edebiyat öğretmeniymiş.  K için yapılan “tezahüratlardan” daha azını ama aynı şiddette olanını A için de duyduğum olmuştu o gün. Ama K kesinlikle hak etmiş olmalıydı. O derece baskındı söylemler.
10 gün geçti, okullar açıldı. Ta taam… sınıf öğretmenimiz “A” çıktı. 9. Sınıf neden zordur biliyorsunuz. Müfredat bir sürü derse zorlar sizi. Benim ilgimi kimya, fizik ve henüz hiç işime yaramamış modlar, fonksiyonlar barındıran matematik dersleri hiç ama hiç çekmiyordu. Maalesef tarih, coğrafya ve edebiyat daha çok sevdiğim derslerdi ve bu derslerin “özgül ağırlıkları” sevmediklerime oranla çok daha düşüktü.

Her neyse, A ilk dersine girdi. Kendisini ve sınıf için görevini anlattı. Donuk, soğuk, sakin konuşan bir kadındı. Herkesin söylediği gibi gözlerinde güzel bir hüzün vardı. Normalde donuk kimselerle anlaşamam. Yapamam… Ama başkalığı vardı. Tanımını yapmak imkansız. Maalesef o kadar kötü bir seneydi ki, çoğu şeyi silip atmışım hafızamdan. Ama neyse ki onu pek iyi hatırlıyorum. İlk 45 dakikasında ne olduğunu hatırlamadığım bir soru sordu. Cevabını verenin sözlüsünü 70 ile başlatacağım dedi. Cevabı verdim. Aferini de aldım. İlk derslerinden birine eski öğrencileri gelmişti. Şiirlerinden bahsetmişti. Kendisi yazar mıydı bilmiyorum ama çok güzel şiir okuduğunu çok iyi hatırlıyorum. O sakin sesiyle neredeyse şiir okumada kusursuzluk konusunda evrensel bir organizasyon düzenlense her sene birinciliğin sahibi olabilirdi. Hatta eski ajandalardan bir şiir mezarlığı yarattım. 24 Eylül 2003 akşamıydı. Bu hayatta bir yerden tutmak gerekiyor. Annem geç gelmişti o gece, henüz terfi almıştı ya da alacaktı ve yığılmıştı işleri. O gece İzmir’de iyi yağmur vardı. Ben de ilk dandik şiirlerimi o gece yazmaya başlamıştım. Şiirler hep dandik kaldı. Şunu da söylemem gerekiyor, edebiyatla ilk yakınlığımın sebebi kendisi değil. Sekizinci sınıfta tarihin en büyük aşıklarından biri Türkçe öğretmenim olmuştu. Gerçekten aşıktı. Neyse… Hayat, bana onun için de yazı yazmayı nasip etmesin.

Sonra gerçek hayatla yüzleştik. Kışa girilirken yukarıda saydığım dandik derslerin ağırlığını tüm şiddetiyle hissediyordum. Yalnız o çoğu sikik sınıfın içinde kendisine saygı duyan bendim. Hocalar arasında saygı duyan da oydu. İlkokulda okuyunca bir sikim anlaşılmayan Küçük Prens’i, tekrar ve bu kez kalıcı olarak hayatıma sokan, sesimi daha iyi kullanmam için okunması gereken her şeyi bana bırakan, o senenin özgüvenini bir nebze toparlamam için yazdıklarımı “bunu Yiğit okumalı” diye diğerlerine anlatan, hayatımda ilk kez “sen her şeyin farkındasın, bundan dolayı çok iyi bir baba olacaksın” diyen Ayla Hanımdı.

Daha yüksek sınıflara girmedi. Ben onu ne zaman görsem yolumu değiştirdim, ona doğru. Hep konuştum. Hep anlaştım, hep mutlu oldu o sert, ulaşılmaz öğretmen beni gördüğü zaman. Bilmukabele.

2006 Haziranında mezun oldum, andacı aldım yanına gittim. İyi ki ama iyi ki o gün görebildim onu. Sonrasında yaşadığım günler, öncesinde yaşadığım günlerden çoğunlukla daha güzel geçti.
Her sene en az bir kez gitmeye gayret ettim okula. Sonra bir sene (2009 gibi geliyor) emeklilik haberini aldım. Hiç kimse bilmiyordu nerede olduğunu. En son geçen Cuma tam 5 dakika kaçamak yaptığım zaman aklımda ona ulaşma yolları vardı. Hayat… Bazen olmuyor işte. Olsaydı da olmazmış zaten.

Zaten o gün bitmiş hüzünlü hikayesi.

Kısa kısa yazmak isterdim. Aklıma gelen her şeyi değil ama bir kısmını yazdım sadece.
Hayal kırıklığına uğradığı zaman “Kediler, kedi gibi sindiniz” derdi o sert kadın, sakin sesiyle. Öyle oldu bu sefer.

Gittiği yer, geldiği yerden daha güzel olsun.


Anlatmak isterim, sonra K da ertesi sene sınıf öğretmenim oldu. Onu da kimse sevmezdi. Yine düzeni bozdum.  

3 Kasım 2014 Pazartesi

Geçmiş ekim ayı

Yazmadım. Biliyordum ters köşe olacağını. Yani bazı şeylerin olacağı varsa, bilsen bile ters köşeyi yiyorsun. Biz de yedik.

Ama son penaltıyı kurtardığımızda tekrar görüşeceğiz ve tribünlere "sus" işaretini yapacağız.

22 Eylül 2014 Pazartesi

Bu benim ekinoksum.

Yarın hayatımın son dönüm gününün birinci yılı. Yarın gecenin gündüzle eşitleneceği tek eylül günü. Yarın bu sene için herhangi bir Salı günü. Ve yarın önceki senenin yarınının herhangi bir pazartesi olmaktan çıkmasının da birinci yılı.

İnsan zevk olsun diye acı çektiği şeylere bakıyor dönem dönem. Bilhassa yıl dönümlerinde zıplıyor bakınma. Yarın olacak ve üzerinden 365 günü alacağız; o zaman yine bulunduğum yerde duruyor olacağım. Toplantı odasında, bir akli dengesi kayık kadının yaptığım işten sorumlu olmasının acısını yaşıyor olacağım. “Bana haber ver” dedikten sonra “ay her şeyi ben yapıyorum” tribinin neticelenmesine bakacağım. Merkür’ün geri gitmesinden daha büyük felaket varsa, o da benim geri gitmem. Ve en son 2013 yılının 8 ayında geri gittim. Böyle bir felaketi bir başka insan yaşamamıştır!

Ekinoks demek gece ve gündüzün eşitlenmesi. Bir sene önce ve sonraya baktığımız zaman eskiden var olanların artık olmaması, eskiden olanların artık olması ve hemen her şeyin dengelenmesi de demek. 2014 yılı için bu anlama geliyor en azından.



10 Eylül 2014 Çarşamba

Başkalarının ekinoksuna doğru

Bir Salı gecesi, çarşambaya bağlanan sarhoşların gülüşleriyle çınlıyor. Ağustos her zaman hızlı geçiyor ve gözlerimizi açtığımız zaman kendimizi ekimde buluyoruz. Bu durumda ister istemez havalar serinliyor ve yatarken çorap giymemiz gerektiğini hatırlıyoruz. Hatırlamazsak karın ağrılarıyla uyandığımız pazartesi sabahları oluyor ve bu bizim için zor saatlerin başlayacağını anlatıyor.

Her şey doğal seyrinde ilerliyor kısaca. Ve uzunca anlatılması imkansız bir biyografi haline geliyor. Otobiyografileri sevmiyorum. Hafta içi yoldan kahkaha atarak geçen sarhoşları da sevmiyorum. Zaten uykum gelmiyor. Uykumun gelmemesini de sevmiyorum. P ise Q yani.

Tek tek yeniyoruz düşmanlarımızı. Bazılarını uzaklaştırıyoruz, geri gelip yeniyoruz. Düşmanın en kötüsü eskiden en yakının olan oluyor. Bu biraz şapşallaştırıyor ama bu konuda profesyonelliğimiz de şafak ağartıcı. Bunların da altından kalkıyoruz. Her şey olması gerektiği gibi gidiyor.

Bu dünyayı sadece vicdanı rahat olanlar taşıyabilir.


Geri kalan sadece sürünür. 

1>1000

Önce çok yavaşladı, sonra çok hızlandı. Şimdi eylül ayını nasıl ortaladık bilemedim ben.

Bir musibet, öldürmediği sürece hep daha iyidir. 

19 Ağustos 2014 Salı

Kafamı hissetmiyorum



“cennetten arsa aldım, yirmi yedimde kafama sıktım.”

Geçen ay geldiği zaman Göksel İstanbul’a, abi demiştim, benim bir şansım var, hayat belki çekirdek ailemi aldı ama ananemle dedemi bana bıraktı demiştim. Bazı saadetlerim çok kısa sürüyor maalesef. Bizimkilerin aile olma süreci de doğumdan üç ay sonra sona ermişti. Sonra çekirdek aile olmadı, olamadı işte.
Ama şans skalamın kontrasında ne vardı biliyor musunuz çocuklar? O güzel Özbek yazları vardı. Annem uzun süreli toplantıya gittiği zamanlar ananemle uyumak vardı. Annem işteyken dedem tarafından lunaparka götürülmek vardı. Balçova’da Kipa var, eskiden orası öyle güzel, sakin bir lunaparktı. Sonra Tansaş oldu, sonra pek çok şey oldu. 

Diyorum ki bazı saadetleri o kadar hızlı kaybediyorum ki, “ha, ne?” diyemeden basılıp gidiliyor. Geriye kalmaktansa hiç olarak kalmayı belki, bir nebze daha çok istiyorum. 

Biz öyle hiç ayrı kalmadık. Annem çalışıyordu, ben anaokuluna gidiyordum, sabah dedem giydiriyordu, akşam ananemle yatıyordum. Işıklığa yağmur yağıyordu-evet eskiden yağmur yağardı- önce ananemden masal dinler, sonra ışıklığa vuran o yağmur damlalarını beraber dinlerdik. Gözler devrilir, ve yeni başlayacak güne dek kapanırdı. 

Bir keresinde Özbek’te- her Pazar Urla’dan İzmir’e yollardık annemi- o Pazar seremonisi sonunda “annemden bahsetmeyin” demiştim, hıçkırıkların elverdiği raddede. Bahsetmemişlerdi. Pazar geceleri sönük geçerdi ama hiç şüphesiz kalan günler çok güzel geçerdi. Neden biliyor musunuz? Nedenini verdim yukarıda.
Tanıdığım en kibar kadın kendisi. Bazen inceliğinden kırılacak raddeye geliyorsa da, yerleri ve gökleri yaratan şey “bir hanımefendi yaratayım da cümle alem görsün” demiş olacak ki 1933 yılının şubat ayının 10’unda kendisine ilk nefesi vermiş. Böylece sonunda benim de doğacağım süreç başlamış. Konsept olarak birbirlerinden farkı yok dedemle ama konu bu sefer ÇOK ACİL ananem. 

Henüz her şey bitmiş değil, belki başlamış da değil. Ama hikayemizin henüz düğüm kısmında çözülmenin yaşanmasını istemem. İstemem ki var olan saadet bozulsun. Elini kolunu salladığınızda mutsuz, çatışan aileler görüyorsunuzdur. İşte bu bizde yok. Başlıca sebeplerden biridir ananem. Böyle böyle, teker teker işlemiş bizi. Dayım, annem en sonunda da ben bizzat tornasından geçmişiz. Hayata aynı bakıyormuşuz. Ben belki onlara göre daha uçarıyım, daha radikal olabilirim ama temel böyleyken böyle. 

İki dileğim var; hepimiz mutlu olalım. Diğeri bana sır kalsın. 

Ben biliyorum ki bunca endişe, hava kararınca yaşanan bunca hayvan oturması göğsüme boşuna. Ama hakkım varsa benden alınan onlara yazılsın. Böylece bir başka mekanda daha kısa sürede buluşabiliriz. 

O şahin nerededir bilinmez. Satılmasının üzerinden 6.5 sene geçti. Her şey iyi olsun da… Olsun da…

Yani demem o ki, o kadar çok sevgi var ki arada, o kadar çok şey var ki, olmasına hiçbir meleğin vicdanı elvermez.

">  

18 Ağustos 2014 Pazartesi

And olsun...


29 Temmuz 2014 Salı

baylambos

eğer mc beni bu gece bırakırken Bailamos çalmasaydı capital radyoda, ben şu anda uyumuş olacaktım.

çok değil aslında yarım saat önceden bahsediyorum. Yine de arşivler açıldı, yaz ve kış olmak üzere çıkışımı ve inişimi bir kez daha test etme imkanı buldum.

sonra yıllar ama öyle değil, ışık yılları sonra Sabiha teyzeyi gördüğümde eski keyfini bulamadım. Olsundu, döndü kardeşine 'bunlar bizim ufaklıklardı' dedi.

ben de 'madem öyle' dedim, 'madem bailamos da çalmış, ne işimiz var 2014te' dedim.

sahi ne işimiz vardı?

bu mail lumia 625te yazılmıştır. Yazım hataları barındırabilir...

2002 yazında tüm kaybettiklerimize ve diğerlerine...

24 Temmuz 2014 Perşembe

daha bir şey yapmadık

Elimde iki Toblerone var. Sen de zaten sevmiyorsun. Benim de karnım şişti yemek sonrası.

Aslında kafa dinlemek de mümkün. Yani biliyorsun tek başına olmayı seviyorum. Yine de zaten yarısında yalnız kalacaktım. Ama bu sefer işler daha değişik.

İyilerin dostu, kötülerin düşmanı Teoman ve pek çok başka birileri bir başka birilerine “ne zaman düşünsem seni yaprak gibi titriyor kalbim” demiştir.

Şut çekmezsek gol atamayız.

Arayıp, bakmazsak bulamayız.


Bir küçücük kelebek, ince suratlı melek buralara konmazsa, hayat sıkıcı olur. 

15 Temmuz 2014 Salı

İyi mi?



Şef, bundan bir sene önce “ah biz kadınlar, yaparız ve karşımızdakinin bunun yasını tutmasını bekleriz” demişti. 

İster inanın, ister inanmayın (bana hep küçük gelse de) o zaman 19 yaşında olan Şef’in öngörüleri pek çok şeyden daha kuvvetli. Pek çok kadının zinhar kabul edemeyeceği ilgi hastalığının sonucu veya başı, ya da neresi olursa olsun bir yeri bu cümlenin içinde gizli. 

Tüm bunların üzerinden bir sene geçti. 365 gün diye andığımız zaman daha uzun gibi görünüyor değil mi? Kendimizi kandırmayalım bence. Çünkü ortada bir geyik de yok. Geçen sene ne olmuş sorusuna cevap aradığım zaman durum bundan daha trajik, ama konuları ele alışım daha fantastikmiş. Yani bazı şeyler bir yerden sonra sen oluyor-muş. Bunu nasıl mı anlıyoruz? Bir insanı tanımak için bir kez bir olayı yaşamak yeter. Mesela tamamen alakasız bir örnek üzerinden gidelim, bir insan kedi seviyorsa, her gün “kedi sever misin?” diye sormanın mantığı yoktur. IQ skalasında Avrupa’nın diplerinde halay çektiğimiz için maalesef bir önceki cümlenin mantığının sorgulanmaması da anlamsız gelmiyor bize.

Mesela geçen sene 15 Temmuz akşamında alelacele izin almıştım. İzin almak, bir pazartesi günü yapılabilecek en anlamlı şey bence. Bunun sorgulanması yasaklanmalı. 

***
Çok basit tanım yapacağım. Sanat ve blog belli ki benim için değil. 

Alınganlığı, tekrar tekrar sevdiğim/sevmediğim şeyleri anlatmayı, iletişimsizliği (evet yeteri kadar tanıdığın zaman karşında telepatik güçlerin oluyor, olmasa bile telepatik sanıyorsun bunu. Hem yeteri kadar vakit geçirdiğin biriyle neden böyle bir bağın olmasın ki? Salakça nereden baksan), lüzumsuz kaprisleri sevmiyorum. Tarık bin Ziyad derken çok samimiyimdir. Highlander’da da bir cümle vardı; “savaştan nefret ediyor olmam savaşamayacağım anlamına gelmez.” Sevmediğin şeyden sonsuza dek kaçamazsın. Bazen sevmediğin şeyi yapmak zorunda kalırsın. Bazen daha basit işler hayat, sevmediğin "şey" olursun.

Veya Rhett Butler’ı hatırlamalı hemen her kadın. 

Ve gereken her şey yapılacaktır.

Umarım bu tandansta ve bu saadetsizlikte son yazışımdır bu benim.

14 Temmuz 2014 Pazartesi

Gemiler alev alev

Bir de şu var;

Tek bir hayat var.

Kıskançlığa, tahammülsüzlüğe, düşmanlığa, asık surata, kine vs. zaman ayıracak değiliz.

İkincisinde de şu var;

tarık bin ziyad adını asla unutmamalıyız. Hain emeviler’e ait tek değerli olan.

Gemiler buraya gelmeyecek. Gemileri yakacağız.


Geri dönmek alternatifimiz olmasın diye.


Olacak, olacak

FM serisinde esas olan dengedir. Çünkü dengesini bozduğun şampiyonu, bir daha şampiyon yapamazsın. Ama dengesini sağladığın kadroyu potansiyelinin zirvesine çıkarabilirsin.

Çünkü hayat da böyledir. Dengeyi sağlamazsan şampiyon kadroyu orta sıralara mahkum oynatırsın. Baktığımız zaman hayatın böyle olduğunu anlamak zor değil zaten.

Onun için çok sıkı fıkı ilişkiler yumağı her daim erken final yapar.

Ben de şu anda yeni sezonun ilk bölümünü yaşıyormuşum gibi hissediyorum. Sanki haziran sonunda ara vermişiz de, ağustosta başlamışız gibi. Tabi bu konuda öğrenciyken daha fazla imkanımız vardı. Hepimizin daha fazla imkanı vardı. Haziranda sezona ara verirdin, eylüle kadar bol bol vaktin vardı. Şimdi öyle değil. Geri gelmemiz gerekiyor. Biz de uyuyoruz, geri geliyoruz.

Genelde akışına bırakılmalı hayat. Rezervlerimizi tutup, sağa sola müdahale etmeden yürümek gerekiyor. Gel gelelim bazı olağanüstü durumlarda müdahale de kaçınılmaz oluyor. Yeni dünya düzeni vardır ya, mikro bazda pekala değerlendirilebilir bu olay da. Yapılacak da.

Şimdi denge zamanı, çünkü haber bekleyen insanlar var ve biz bu insanları göz ardı edemeyiz. Ve önce kendini değiştirirsen, dünyanı değiştirebilirsin.


Ve hayatta her şey için önce sabra ihtiyaç vardır. 

3 Temmuz 2014 Perşembe

Çogacayip şeyler

Acayip şeyler oluyor hayatta.

Mesela az önce Özlem söyledi Erdem Bey’in acayip İslamcı olduğunu.

Bazı şeyleri kabullenmek zor oluyor tabi.

Yoksa kimsenin kimseye bir baskısı yok, olmamalı tabi. Mamafih biz de Cenk Beyiyle beraber büyüdük ettik. Kaldı ki SATEL zamanına yaş olarak değil de erişkinlik olarak yetişememek zaten üzüntü sebebiydi.

Her neyse gençler.

Hayat, biliyorsunuz değişken.

Neyi ve kimi ne zaman getireceğini bilemiyorsunuz.

Alkışların da kime patlayıp, kime söneceğini bilemeyiz.

Ki, yalnızlık o kadar kalabalık olabilir ki, alkış patlamaları buna da sebep olabilir.

Az önce telefon çaldı. Ya da çalmadı. Çalmaktan vazgeçti.


Yaa… yaa… 

19 Haziran 2014 Perşembe

Yazlar hep hızlı geçer

Az önce yaşanan bir Teoman dinletisinden sonra akla gelen bir çeşit şarkı bu. Herhalde en çok İnsanlık Halleri'ni dinledim, sevdim ona ait.

Elveda by Teoman on Grooveshark

16 Haziran 2014 Pazartesi

Müdür bu, buna konuş

Şu satırları yazmak benim adıma utanç verici. Kabus gibi. "Tanrım ben nereye düştüm?" cümlesini kuruyorum. Zira bunu yaşamak kadar, yaşattırmak da insanlık adına utanç verici. 21. yüzyılın ilk çeyreğinin yarısını geçtik. Gel gelelim sikik ilkel alışkanlıkları devam ettiriyoruz. Ne yapıyoruz mesela? Sahip olmaya çalışıyoruz. Karşımızdakinin gelmişi geçmişini sorgulayıp, adeta anasını sikiyoruz. Sonra buna ne mi kılıf buluyoruz?

"Aklımda soru işaretleri var"

Peki sebep ne? Sebep arkadaşım evlenmiş, hayatımızın yarısı kadar süre beraber olmuşuz bir ekiple. Birkaç anı yazmışım. Gelen ne?

"Bloğunu okudum, sanki birini unutamamışsın gibi yazmışsın"

Sana ne düşündürdü bunu?

"Fikrim"

Bakın apaçık bir şey var ki kıskançlığa, ısrarla yanlış anlamaya, olumsuz fikriyata müsamaha gösterilmez. Bunlar zararlı, düşmanca tavırların göstergesidir.

Bakın apaçık bir şey var kadınlar ve erkekler, bloglar kişiye aittir. İnsanlar buraya dilediklerini yazar, kimse de hesap soramaz. Neden? Çünkü burası kişiye aittir. Facebook'a yazarsa, Twitter'a yazarsa başka. Ama burası kişiye aittir. Bu bir.

Apaçık bir diğer şey de, sen sevgilinin gözündeki ışığa bakmayıp, okuduğun şeyi anlamadan sorgulamaya kalkarsan sevmeyi bilmiyorsun, sevilmeyi haketmiyorsun demektir. "Demek ki kimseyi kendinden çok sevmemem lazımmış" diyerek gereksiz ajitasyonlar samimiyetsizlik dozuna tahammülümüz de yokmuş.

Selam ve saygılarımla,

Haziran 2014, İzmir

Her yaz başında birlikte olurduk

1991: Sovyetler Birliği çöktü ve yine aynı yıl Özbek'te bir sitede yazlığa taşındık. Aynı yıl konuşmayı öğrendim yazlığa gelen bahçıvanlardan. Ve aynı yıl 3 yaşını tamamladım. Benimle birlikte bir çok insan gibi. Ve martın ilk 5 günü sonunda bir kısım minik insanlar doğdu.

1996: Artık evde kendi kendime yetmediğimi anladığım yıl. Yaz zamanı olay buhran haline gelmişti. Yaş olarak benden az büyük ve çok büyüklerin arasında yer almaya çalıştığım bir yaz sonu. Ve yanlış bilmiyorsam eylül başında ilk kez yazlıktan arkadaş edindiğim sene.

2001: Gittikçe büyüyen yazlık ekibiyle, site dışına ilk çıkış yılımız. Akkum'daki toprak alanda ilk maçımız. Akkum'daki diğer sitelerle ilk temaslarımız. Yaz sonunda kafamıza uyan çocuklarla ilk kez takılmaya başlamamız.

2005: Bizim yeni, daha evvelinde daha afilli sandığım bir yere taşınmamız. O sene son kez Özbek'e gitmemiz. Ve eşyaların taşınması. Falanı, filanı. İlk aşka değil, ona çok daha evvel veda etmiştik. Ama ilk aşka dair yerlere veda etmek, ilk arkadaşlara veda etmek, o güzel yaz günlerine veda etmek...
Aradan yıllar geçti. Gerek hafızam, gerekse 99-2005 yılları arasında devamlı günlük tutmuş olmamdan dolayı pek çok şeyi hatırlıyorum. Şunu da tabii ki; Biz çok geniş bir kadroyduk, kadınlara "pat" diye yaklaşamıyorduk ve her şeye rağmen herkes bize gıpta ediyordu.


Sonra biz diğerleri gibi olmadık. Maalesef ortak nokta Bornova olunca biraz hasar gördük ama genel bağlamda bu geceye bakmak gerekiyor.

Bu gece, 2001 yılında bahsettiğim kişilerden biri evlendi.

Biz ne yaparsak yapalım büyümüyoruz artık; yaşlanıyoruz.

Keremlere gittiğimiz günü hatırlıyorum; sene 2005'ti. Ağustosun 15-16sı olabilir. Biz gerçekten ilginç insanlar olduk hep. Gerçekten mutlu olmadık ama mutlu olmanın yolunu bulduk. Hiç olmadı mutsuzluğun yollarını bozduk.

Zamanında bir kız vardı, bizden biriyle beraber olmuştu. Daha afilli tiplerle beraber olabilirdi. Ama "onlar kendi kendilerine eğlenmeyi biliyor" diyerek o arkadaşımıza ve dolasıyla hepimize maruz kalmıştı. Maruz kalmak derken... Biz değil, o.

Bu gece "Lordz of the abazas"tan birileri evlendi. Darısı başımıza diyemem, istemem de. Yalnız olduğumdan değil; o ekipte en hızlı, en düzenli ilişkiler yaşayan bendim. Planlarımda da yok evlenmek falan. Kimseyi evlenmiş olmak için alıkoyamam. Daha sıcak konuşayım evliliğe, evlenmiş olmak için evlenmeyeceğim. Veyahut, önceki ilişkileri unutmak için hızlıca evlenmeyeceğim. Veyahut kalkan iki hilal kaş ile evlenirim belki. Bir diğer açıdan bakarsak şayet, evlenmek için evlenilmez güzelim. Bir şeyler paylaşırsın ve evlenirsin. Ve evlendiğin kadına ve evliliğine önceki ilişkilerinin yüklerini bidirmezsin.

Nişanlandığı zaman eylül 2011'di. Aradan 3 sene geçti. Çok şey değişti.

Yaşlanıyoruz.

Daha birbirimizi gömücez. Bunlar da olacak. Hazır olalım beyler. Hazır olalım...

11 Haziran 2014 Çarşamba

Summer is coming

Gücü birleştiriyoruz. Ya da ben yapıyorum. Birleşiyoruz. Summer is coming bir nevi.

Zaten bize 13 hazirandan sonrası her gün yaz olmasa da bahar.

Aslında bahar diye de konuyu daraltmayalım derim ben. Alerjim var, çok büyük sıkıntılar demek oluyor bu.
Güçleri birleştiriyoruz derken baya, mesela finaller bir ayak, tatiller bir ayak, eğlence bir ayak. Çok ayaklıyız.


Karanlık elbet biter, sabır gerekiyor. Karanlığın süresi var, sonsuza kalmaz. 

10 Haziran 2014 Salı

Çok sayıda Alexsin

Haziran ayının 10’u. Hava birkaç gündür açık İstanbul’da. Daha önce yağmur yağıyordu. Geçen kış 1-2 gün haricinde kar yağmadı mesela. Bunlar hepimizin sorunu.

Aradan bir deprem ve bir yıl boyunca terör yaşadık. Geri kalanın adına konuşmayacağım. Ama beni bunlar öldürmeyecek.

Gülmüyorlar, yapacak bir şeyleri yok. Ölümden geri sayıyorlar. Eğlenmiyorlar. Mesela geçenlerde bir tık daha fazla eğlenmek için yeni bir şey denemeye karar verdik. İcap halinde linkler de buradan paylaşılır.

Sonunda eğlenebilmek esas… Kendinle barışıksan eğlenebilirsin de. Vicdan temizliği çok önemli hayatta. Karşındakinin yüzüne bakabilmek, evet matah bir şey. Önemli olan çünkü, kaç yaşında öldüğün değil; kendinle barışık olup olmadığın. Haziran 2014’te düşüncelerim bu yönde en azından.

365 gün ve 6 saat önce bugünde olmamak vardı. Çok da güzel zamanlar değildi. Bugünün yarını da var. Dünün de bugünü. Her şey iyi gitmek zorunda değil. Bazı şeyler kötü gidiyor olabilir. Ders almak lügatımızda yok neyse ki. Yani aynı şeyleri sürprizmiş gibi tekrarlayabiliriz. Ama aynı acıyı yaşamayabiliriz belki.

Ha bir de bazı seremoniler hayırlı olsun. Benim düşüncem önemli değil. 

Demet'in mini kızı dolaşıyor koridorlarda. İlginç bir çalışma prensibimiz var. 

Birkaç gün var, sonrasında özgürlük. Sınırsız acayip bir özgürlük var. Yeteri kadar huzursuz bir kış geçirdik. Özsaygı da önemli. Bu hadiseler çözülmezse zaten barışamam kendimle.


Ve ince yüzlü bir kız var bir de. Yan çevirince arkasını görebildiğim. 

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Aslında bir konu var

Üzerinden 19 saat geçti…
Hak etmedik belki. Ama en şanslısı bizdik.
“Küçük bir çocukken uçmayı isterdim,
Ben hayal kurdukça biri bozuyor sanki hala” saçmalamasını yaşadık akşam.
Ne ben, ne sen, ne bir başkası daha önemli iki renkten…


28 Nisan 2014 Pazartesi

Gündüz değil gEcemdesin

Temizlik zamanı evde.
-Arada bir şampiyon oldukları için çok mutlular...
+Ya bırak, kıskanıyorsun.
-Öyle değil, (bir sürü şey)
+Ya şaka yaptım zaten anlamıyorum.

onu bir görseniz sanırsınız, o bir deniz; yanılırsınız o benim güneş sistemim.

ölü denizciler, kayıp galaksiler buldum. gözlerindeler.

senden tek istediğim
geçmişin,
geleceğin,
benim olsun

22 Şubat 2014 Cumartesi

Whatsapp patlamış oolum



Hasta olduk, geberdik geri geldik. Hemşirem çok güzeldi, saçlarının tepesinde yol var. Yolumuz bir olsun. 

Gerçi iyileştiremedi. Sebebi de belliydi, immun sisteminin çökmüş olması. 

Badireli bir sürü hafta geçirdim. Ne yemek, ne su ne de uyuyacak bir düzgün gece… 

Sonra çare geldi İzmir’den. Yeni doktorlar, yeni ilaçlar falan. 1.5 gün önce başlandı tedaviye. 24 saattir de iyiyim. 

İşte böyle başarı söz konusu. 

Bir sonrakinde lansman yapacağım. 

Ve akla düşünce sırıttığınızla olun. 

"Yiğit Abi" öyle dedi.

15 Şubat 2014 Cumartesi

yaa yaaa

Birlikte kalıp savaşmaya hep inandım.

Bu sefer inancım kazındı.

Moleküller kalmadı elimde.

20 Ocak 2014 Pazartesi

balıklar ölmesin

yine de balıkları beslemeye devam; mor, pembe ve yeşiller hiç büyümese de...

belki büyürler.

umutsuz olmuyor hayat.

13 Ocak 2014 Pazartesi

Embed Code

Az sonra uyanmam lazımdı, eğer uyumayı başarabilseydim. 

Bir önceye saygısızlık gibi geliyor hareketlerimdeki değişiklikler. 

Anlatacak aman aman şeylerim yok. Kuşların uçup, vapurların öttüğü ve hayatın garip olduğu bir çevremiz var. 

6 Ocak 2014 Pazartesi

Yapıla... Edile...

Kapılar gıcırdayacak ve ben yine cinnetlere koşturacağım.
Sonra yine temizlik yapacağız, evlerimiz tertemiz kokacak.
Sonra yine sarılıp uyuyacağız.

Bu böyle biline. 

2 Ocak 2014 Perşembe

Sabah 5'ten sonra evden çıktım, geri dönemedim

Aslında şöyle oldu her şey.

2013 normal seyrinde başladı, daha ilk ayı tamamlanmadan tüm şımarıklığımla silkeledi beni. Sonra ayılmam çok uzun zamanımı aldı. Sonra haziran- temmuz gibi bir kere daha silkeledi. O zaman her şey daha bile kötü oldu.

Sonra ben biliyordum ki bu sene öğretici olacaktı ve öğretici her şey, bir şeyler alırken yerine başka şeyler koyar.

Eylül geldi sonra, ben veda ettim bir önceki hayatıma. Hatta aklımı bulandırmasın diye, önceki hayatımın bana müdahale hakkını elinden aldım.

Sonra ekim geldi, biraz kaos yaşandı ama hemen akabinde kasım geldi. Kasım gelince ben de geri geldim diyebildim. H yoktu, E yoktu ama olsundu. Diğer H ve G de yoktu esasında artık. Daha da acısı Ps yoktu ama bir şekilde yaşamayı başarıyordum.

Sonra aralık geldi ve bu senenin son vuruşunu yaptı.

Mesela ben hep yazın aşık olmuştum. Mesela ben hiç aralık aşklarına inanmamıştım.

Hayat, şanstan ibaret.