Hürriyet

29 Temmuz 2014 Salı

baylambos

eğer mc beni bu gece bırakırken Bailamos çalmasaydı capital radyoda, ben şu anda uyumuş olacaktım.

çok değil aslında yarım saat önceden bahsediyorum. Yine de arşivler açıldı, yaz ve kış olmak üzere çıkışımı ve inişimi bir kez daha test etme imkanı buldum.

sonra yıllar ama öyle değil, ışık yılları sonra Sabiha teyzeyi gördüğümde eski keyfini bulamadım. Olsundu, döndü kardeşine 'bunlar bizim ufaklıklardı' dedi.

ben de 'madem öyle' dedim, 'madem bailamos da çalmış, ne işimiz var 2014te' dedim.

sahi ne işimiz vardı?

bu mail lumia 625te yazılmıştır. Yazım hataları barındırabilir...

2002 yazında tüm kaybettiklerimize ve diğerlerine...

24 Temmuz 2014 Perşembe

daha bir şey yapmadık

Elimde iki Toblerone var. Sen de zaten sevmiyorsun. Benim de karnım şişti yemek sonrası.

Aslında kafa dinlemek de mümkün. Yani biliyorsun tek başına olmayı seviyorum. Yine de zaten yarısında yalnız kalacaktım. Ama bu sefer işler daha değişik.

İyilerin dostu, kötülerin düşmanı Teoman ve pek çok başka birileri bir başka birilerine “ne zaman düşünsem seni yaprak gibi titriyor kalbim” demiştir.

Şut çekmezsek gol atamayız.

Arayıp, bakmazsak bulamayız.


Bir küçücük kelebek, ince suratlı melek buralara konmazsa, hayat sıkıcı olur. 

15 Temmuz 2014 Salı

İyi mi?



Şef, bundan bir sene önce “ah biz kadınlar, yaparız ve karşımızdakinin bunun yasını tutmasını bekleriz” demişti. 

İster inanın, ister inanmayın (bana hep küçük gelse de) o zaman 19 yaşında olan Şef’in öngörüleri pek çok şeyden daha kuvvetli. Pek çok kadının zinhar kabul edemeyeceği ilgi hastalığının sonucu veya başı, ya da neresi olursa olsun bir yeri bu cümlenin içinde gizli. 

Tüm bunların üzerinden bir sene geçti. 365 gün diye andığımız zaman daha uzun gibi görünüyor değil mi? Kendimizi kandırmayalım bence. Çünkü ortada bir geyik de yok. Geçen sene ne olmuş sorusuna cevap aradığım zaman durum bundan daha trajik, ama konuları ele alışım daha fantastikmiş. Yani bazı şeyler bir yerden sonra sen oluyor-muş. Bunu nasıl mı anlıyoruz? Bir insanı tanımak için bir kez bir olayı yaşamak yeter. Mesela tamamen alakasız bir örnek üzerinden gidelim, bir insan kedi seviyorsa, her gün “kedi sever misin?” diye sormanın mantığı yoktur. IQ skalasında Avrupa’nın diplerinde halay çektiğimiz için maalesef bir önceki cümlenin mantığının sorgulanmaması da anlamsız gelmiyor bize.

Mesela geçen sene 15 Temmuz akşamında alelacele izin almıştım. İzin almak, bir pazartesi günü yapılabilecek en anlamlı şey bence. Bunun sorgulanması yasaklanmalı. 

***
Çok basit tanım yapacağım. Sanat ve blog belli ki benim için değil. 

Alınganlığı, tekrar tekrar sevdiğim/sevmediğim şeyleri anlatmayı, iletişimsizliği (evet yeteri kadar tanıdığın zaman karşında telepatik güçlerin oluyor, olmasa bile telepatik sanıyorsun bunu. Hem yeteri kadar vakit geçirdiğin biriyle neden böyle bir bağın olmasın ki? Salakça nereden baksan), lüzumsuz kaprisleri sevmiyorum. Tarık bin Ziyad derken çok samimiyimdir. Highlander’da da bir cümle vardı; “savaştan nefret ediyor olmam savaşamayacağım anlamına gelmez.” Sevmediğin şeyden sonsuza dek kaçamazsın. Bazen sevmediğin şeyi yapmak zorunda kalırsın. Bazen daha basit işler hayat, sevmediğin "şey" olursun.

Veya Rhett Butler’ı hatırlamalı hemen her kadın. 

Ve gereken her şey yapılacaktır.

Umarım bu tandansta ve bu saadetsizlikte son yazışımdır bu benim.

14 Temmuz 2014 Pazartesi

Gemiler alev alev

Bir de şu var;

Tek bir hayat var.

Kıskançlığa, tahammülsüzlüğe, düşmanlığa, asık surata, kine vs. zaman ayıracak değiliz.

İkincisinde de şu var;

tarık bin ziyad adını asla unutmamalıyız. Hain emeviler’e ait tek değerli olan.

Gemiler buraya gelmeyecek. Gemileri yakacağız.


Geri dönmek alternatifimiz olmasın diye.


Olacak, olacak

FM serisinde esas olan dengedir. Çünkü dengesini bozduğun şampiyonu, bir daha şampiyon yapamazsın. Ama dengesini sağladığın kadroyu potansiyelinin zirvesine çıkarabilirsin.

Çünkü hayat da böyledir. Dengeyi sağlamazsan şampiyon kadroyu orta sıralara mahkum oynatırsın. Baktığımız zaman hayatın böyle olduğunu anlamak zor değil zaten.

Onun için çok sıkı fıkı ilişkiler yumağı her daim erken final yapar.

Ben de şu anda yeni sezonun ilk bölümünü yaşıyormuşum gibi hissediyorum. Sanki haziran sonunda ara vermişiz de, ağustosta başlamışız gibi. Tabi bu konuda öğrenciyken daha fazla imkanımız vardı. Hepimizin daha fazla imkanı vardı. Haziranda sezona ara verirdin, eylüle kadar bol bol vaktin vardı. Şimdi öyle değil. Geri gelmemiz gerekiyor. Biz de uyuyoruz, geri geliyoruz.

Genelde akışına bırakılmalı hayat. Rezervlerimizi tutup, sağa sola müdahale etmeden yürümek gerekiyor. Gel gelelim bazı olağanüstü durumlarda müdahale de kaçınılmaz oluyor. Yeni dünya düzeni vardır ya, mikro bazda pekala değerlendirilebilir bu olay da. Yapılacak da.

Şimdi denge zamanı, çünkü haber bekleyen insanlar var ve biz bu insanları göz ardı edemeyiz. Ve önce kendini değiştirirsen, dünyanı değiştirebilirsin.


Ve hayatta her şey için önce sabra ihtiyaç vardır. 

3 Temmuz 2014 Perşembe

Çogacayip şeyler

Acayip şeyler oluyor hayatta.

Mesela az önce Özlem söyledi Erdem Bey’in acayip İslamcı olduğunu.

Bazı şeyleri kabullenmek zor oluyor tabi.

Yoksa kimsenin kimseye bir baskısı yok, olmamalı tabi. Mamafih biz de Cenk Beyiyle beraber büyüdük ettik. Kaldı ki SATEL zamanına yaş olarak değil de erişkinlik olarak yetişememek zaten üzüntü sebebiydi.

Her neyse gençler.

Hayat, biliyorsunuz değişken.

Neyi ve kimi ne zaman getireceğini bilemiyorsunuz.

Alkışların da kime patlayıp, kime söneceğini bilemeyiz.

Ki, yalnızlık o kadar kalabalık olabilir ki, alkış patlamaları buna da sebep olabilir.

Az önce telefon çaldı. Ya da çalmadı. Çalmaktan vazgeçti.


Yaa… yaa…