Hürriyet

18 Kasım 2014 Salı

Kelime bulamıyoruz

Bu ciddi bir savaş ve kalbi bizimle olanlar teker teker ölüyor.

Konuyu çok kişiselleştirmeyeceğim.

2003 Eylül ayı… Hazırlık bitmiş, artık 9.sınıf olmuştuk. Kötü geçen bir dönemin ikinci yarısı başlıyordu. Ölümüne defans yapılan, topu kaptığım zaman “dan dun” ileri vurarak maçın bitişini beklediğim dönemlerdi. Yalan olmasın, Gürsel Aksel tesislerinde yaz sonunda pek mümkün olmayan bir şeyler yaşanıyordu. Çoğunluğu ortaokul ekibi bir araya gelmiş, bir akşam halı sahaya çıkmıştık. Yeni eğitim-öğrenim sezonunu bir eylül akşamı bol bol kum yutarak açıyorduk.

Artık görüşmediğim, ama o dönemler iyi zaman geçirdiğim bir arkadaşım o sene 10.sınıfa geçmişti. Her attığı gol sonunda sevincini malum hareketleri tekrarlayarak “bu da sana girsin K.” diyordu. “Kim lan o? soruma da “bu sene görürsün” cevabını veriyordu. Öğrendik ki kendisi bir edebiyat öğretmeniymiş.  K için yapılan “tezahüratlardan” daha azını ama aynı şiddette olanını A için de duyduğum olmuştu o gün. Ama K kesinlikle hak etmiş olmalıydı. O derece baskındı söylemler.
10 gün geçti, okullar açıldı. Ta taam… sınıf öğretmenimiz “A” çıktı. 9. Sınıf neden zordur biliyorsunuz. Müfredat bir sürü derse zorlar sizi. Benim ilgimi kimya, fizik ve henüz hiç işime yaramamış modlar, fonksiyonlar barındıran matematik dersleri hiç ama hiç çekmiyordu. Maalesef tarih, coğrafya ve edebiyat daha çok sevdiğim derslerdi ve bu derslerin “özgül ağırlıkları” sevmediklerime oranla çok daha düşüktü.

Her neyse, A ilk dersine girdi. Kendisini ve sınıf için görevini anlattı. Donuk, soğuk, sakin konuşan bir kadındı. Herkesin söylediği gibi gözlerinde güzel bir hüzün vardı. Normalde donuk kimselerle anlaşamam. Yapamam… Ama başkalığı vardı. Tanımını yapmak imkansız. Maalesef o kadar kötü bir seneydi ki, çoğu şeyi silip atmışım hafızamdan. Ama neyse ki onu pek iyi hatırlıyorum. İlk 45 dakikasında ne olduğunu hatırlamadığım bir soru sordu. Cevabını verenin sözlüsünü 70 ile başlatacağım dedi. Cevabı verdim. Aferini de aldım. İlk derslerinden birine eski öğrencileri gelmişti. Şiirlerinden bahsetmişti. Kendisi yazar mıydı bilmiyorum ama çok güzel şiir okuduğunu çok iyi hatırlıyorum. O sakin sesiyle neredeyse şiir okumada kusursuzluk konusunda evrensel bir organizasyon düzenlense her sene birinciliğin sahibi olabilirdi. Hatta eski ajandalardan bir şiir mezarlığı yarattım. 24 Eylül 2003 akşamıydı. Bu hayatta bir yerden tutmak gerekiyor. Annem geç gelmişti o gece, henüz terfi almıştı ya da alacaktı ve yığılmıştı işleri. O gece İzmir’de iyi yağmur vardı. Ben de ilk dandik şiirlerimi o gece yazmaya başlamıştım. Şiirler hep dandik kaldı. Şunu da söylemem gerekiyor, edebiyatla ilk yakınlığımın sebebi kendisi değil. Sekizinci sınıfta tarihin en büyük aşıklarından biri Türkçe öğretmenim olmuştu. Gerçekten aşıktı. Neyse… Hayat, bana onun için de yazı yazmayı nasip etmesin.

Sonra gerçek hayatla yüzleştik. Kışa girilirken yukarıda saydığım dandik derslerin ağırlığını tüm şiddetiyle hissediyordum. Yalnız o çoğu sikik sınıfın içinde kendisine saygı duyan bendim. Hocalar arasında saygı duyan da oydu. İlkokulda okuyunca bir sikim anlaşılmayan Küçük Prens’i, tekrar ve bu kez kalıcı olarak hayatıma sokan, sesimi daha iyi kullanmam için okunması gereken her şeyi bana bırakan, o senenin özgüvenini bir nebze toparlamam için yazdıklarımı “bunu Yiğit okumalı” diye diğerlerine anlatan, hayatımda ilk kez “sen her şeyin farkındasın, bundan dolayı çok iyi bir baba olacaksın” diyen Ayla Hanımdı.

Daha yüksek sınıflara girmedi. Ben onu ne zaman görsem yolumu değiştirdim, ona doğru. Hep konuştum. Hep anlaştım, hep mutlu oldu o sert, ulaşılmaz öğretmen beni gördüğü zaman. Bilmukabele.

2006 Haziranında mezun oldum, andacı aldım yanına gittim. İyi ki ama iyi ki o gün görebildim onu. Sonrasında yaşadığım günler, öncesinde yaşadığım günlerden çoğunlukla daha güzel geçti.
Her sene en az bir kez gitmeye gayret ettim okula. Sonra bir sene (2009 gibi geliyor) emeklilik haberini aldım. Hiç kimse bilmiyordu nerede olduğunu. En son geçen Cuma tam 5 dakika kaçamak yaptığım zaman aklımda ona ulaşma yolları vardı. Hayat… Bazen olmuyor işte. Olsaydı da olmazmış zaten.

Zaten o gün bitmiş hüzünlü hikayesi.

Kısa kısa yazmak isterdim. Aklıma gelen her şeyi değil ama bir kısmını yazdım sadece.
Hayal kırıklığına uğradığı zaman “Kediler, kedi gibi sindiniz” derdi o sert kadın, sakin sesiyle. Öyle oldu bu sefer.

Gittiği yer, geldiği yerden daha güzel olsun.


Anlatmak isterim, sonra K da ertesi sene sınıf öğretmenim oldu. Onu da kimse sevmezdi. Yine düzeni bozdum.  

3 Kasım 2014 Pazartesi

Geçmiş ekim ayı

Yazmadım. Biliyordum ters köşe olacağını. Yani bazı şeylerin olacağı varsa, bilsen bile ters köşeyi yiyorsun. Biz de yedik.

Ama son penaltıyı kurtardığımızda tekrar görüşeceğiz ve tribünlere "sus" işaretini yapacağız.