Hürriyet

16 Mayıs 2016 Pazartesi

Gece, yağmur ve soğuk

Bugün ilk gittiğim maçın üzerinden 17 sene geçti.

O zamanlar liglerin adı yoktu, ikinci lig diyordu herkes. Semtimizin takımı Göztepe 18 yıl sonunda ilk kez Birinci Lig'e çıkmaya bu kadar yaklaşmıştı. Play off'larda son haftaya üçüncü ya da dördüncü sırada giriyorduk. Ama gelin önce size o dönemki lige çıkış kurallarını anlatayım. Neden? Çünkü anlatabiliyorum.

İkinci lig'de her biri 10'ar takımdan oluşan 5 grup vardı. 1. grupta çoğunlukla Marmara takımları, 2. grupta Ege, 3. grupta İç Anadolu, 4. grupta Doğu Anadolu ve son grupta Güneydoğu Anadolu takımları yer alırdı. Tabi, bir takım şiddet dozu yüksek rekabetlerden veya coğrafi uzaklıklardan dolayı örneğin Eskişehirspor 1.grupta yer alırken, Göztepe de 3. grupta yer alabiliyordu.

Her gruptaki 10'ar takım birbirleriyle 18 hafta boyunca mücadele ettikten sonra grupları ilk 2 sırada bitiren takımlar play-off maçlarına katılmaya hak kazanırdı. 10'arlı grupların ilk ikideki takımının oluşturduğu yeni bir 10 takımlı grup oluşuyordu böylece. Bu yeni grubu da ilk ikide bitiren takımlar doğrudan Birinci Lig'e çıkma imkanı buluyordu.

İkişer takımını play-off'lara yollayan 5 grubun 8 takımı da birbirleriyle mücadele eder ve mayıs ortasında biten müsabakalar sonunda 5 grubun liderleri, az önce anlattığım play-offlarda 3,4 ve 5. sıraları yer alan takımlarla random kuralı tek eleminasyon sistemli (Konya, Ankara vs olurdu genelde) extra playoff maçları oynarlardı.

Ve evet, Göztepe son maçlarına girerken extra playofflara katılma hakkını elde etmişti. Tabi ligin ikincisi Denizlispor'un da puan kaybetmesi gerekiyordu. Göztepe ise saatlerden kimbilir hangi saatte (gündüz maçıydı) Birinci Lig'e bir kez daha çıkmayı garantileyen Vanspor'u ağırlayacaktı.

O dönemler Göztepe'nin üzerinde Sabah Grubu'nun ve dolayısıyla Yeni Asır'ın etkisi bulunuyordu. Ne büyük şans ki, bu durum dolaylı olarak bizi de olumlu anlamda etkiliyordu. Haftalar öncesinden dedemi darlayarak bu maça bilet bulmasını sağlamıştım.

Artık cenazesine bile saygı duyulmayan Alsancak Stadı'nın balkonuna girerken yaşadığım heyecanı henüz, hala betimleyemiyorum. Duygularımı anlatamıyor olmama rağmen gördüklerimi pekala hatırlıyorum. Karşı çaprazda Vanspor taraftarları vardı, hakemlerin ıslıklanması ve "caddelerde rüzgar..." melodisinin Göztepe'ye uyarlanmış halini net hatırlıyorum. Maç saatini hatırlamasam bile hakemlere pek güvenmediğimden olsa gerek saatimin kronometresini açtığımı da hatırlıyorum.

Maçı Ceyhun Eriş'in ve Hasan Çelik'in golleriyle 2-0 kazandığımızı da hatırlıyorum.

Maç dönüşünde annemin "bir daha dedenle gitmeyin istersen, yaşlandı artık. Yorgun geldi çok, beraber gidelim maçlara" dediğini de hatırlıyorum.

Ertesi gün okulda büyük sükse yaptığımı da... 

Bu kadar şeyi neden aklımda tutuyorum bilmiyorum. İçinde sevdiklerime dair bir sürü şey var diyedir belki de. Çünkü pek çok anıyı bir araya getirmekten başka bir zaman yolculuğu imkanı yok elimde. En azından şimdilik tüm isaretler bunu gösteriyor.

Peki nereden geldi tüm bunlar? Geçen gece Ecemle eve dönerken gitarda caddelerde rüzgarı çalmayı öğrendiğini söylemişti. Koku, bir ses, bir cümle, bir an zaman yolculuğunun kapılarını aralıyor. Ama gidemiyorsun, çünkü çok uzak. Sadece hatırlıyorsun.

"Caddelerde rüzgar
Aklımda maç var
Gece yarısında eski taraftar
Şarap içiyorlar sessiz usulca
Özlediğim Gözgöz çok uzaklarda..."

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Biz Kazanacağız

Ben çok yoruldum son yıllarda. Öğrencilik-iş periyoduyla başlayan bir dönem oldu beni yoran. Yaklaşık olarak 2 yıldır bu böyle.

Ocak 2014'te, Nefaset'te Emek ve bir başka birine "ben okula dönüş yapacağım" demiştim. Dediğimi yaptım. Part time öğrenci, full time çalışan. Ya da bazen tam tersi oldu.

Sonra bürokrasiyle uğraştım. Hem okulun, hem devletin bürokrasisiyle. Onları da geçtim.

Biliyorsunuz, mezun oldum.

Ama hep çift hayat yaşadım bunlar gerçekleşirken.

Bir korkum vardı, o gerçekleşti. Mukadderat tabi.

Şimdi,  şubattan beri, valla ne yalan söyleyeyim "hayatta böyle güzel insanlar da varmış" diyebildiğim bir hayatı yaşıyordum. Elbette hainler her yerde. Elbette yalancılar, iki yüzlüler her yerde.

Biri görmeliydi, biri bilmeliydi. Gördüler, ama elden öyle bir şey gelmedi ki...

Üzücü oldu.

Ekip çok önemli. Sırtını dayayacak insanlar çok önemli. Eskiden sırtımızda hançerli hain vardı. Sonra sırt geldi. Şimdi boşta kaldı.

Ben insanları motive etmek haricinde gazlamayı sevmem. Örnek insanımdır hatta bu konuda. O derece iddialıyım. Çok dillendirmedim ama şu cümleyi kurduğum günü hatırladım. "Kimse dostumuz, arkadaşımız değil." Özellikle iş yerinde. Bunu ben teoride elbette biliyordum. Ama geçen son haftada bazı şeyler kafama mıhlandı. Eğer son hadise olmasaydı ben biliyorum ki, daha agresif olacaktık kendi işimiz gücümüzde. Maalesef olmadı. Herkes üzüldü belki ama olanı değiştirmek için bir şey yapmadılar. Kaybetmeyi haketmek bambaşka bir tercih olsa gerek sanırım. Onlar kaybetti. Ama biz kazanacağız.