Hürriyet

2 Ağustos 2016 Salı

#28

Bugün değil, yarın bu tabi. Genelde her sene 3 Ağustos'u kutluyoruz biz. Gerçi bizin sayısı çok değişken oluyor her sene. Ama bir şekilde biz olunabiliyor sanırım. Bizim nesil biraz böyle; sirkülasyonu müthiş fazla. 

Aslında 2 haftadır apaçık kötü bir süreç öncesindeyim. Dolayısıyla çok net, kesin düşündüğümü/davrandığımı söylemem mümkün değil. Oysa dün akşam bambaşka bir yere giderek ilk neşteri vurabilecektim. Hayatın rasyonel kısımlarını yoluna koyabiliyorum. Sonuçta mantık çok önemli. Dibine kadar önemli. Zaten o olmasa baya rezalet çıkmıştı hayatımda bence. Ama işin ruhani falan kısımları var, o biraz sekerek ilerliyor bu aralar. Çok fazla boş zamanım olduğunu hissetmiyorum. Üstelik uzak kalmışlık var hayatıma. Sosyal çevreme. Ha, o sosyal çevreye dokunduğum zaman keyif alıyorum doğru, ama uzaklık... ama mesafeler... 

Her neyse, kendime vuracağım ilk ruhani neşter planımın sabahını bir adet Nejat Biyediç belgeseli, bir adet L'pool- Roma maçı izlemiş halde çıkardım. Tabi arada envai çeşit manzarasal faaliyetler. Sonuç itibariyle uyumadım ve oldukça ama oldukça yorgun bir insan olarak yeni güne evriliyorum. 

Tabi, 27. yaşımın son gününü henüz devirmemişken çok büyük konuşmak istemiyorum. Sonuçta herkes bilir ki bu yaş son derece riskli bir yaştır ve bu yaşı atlatanlar -bi şekilde- efsane olamaz. 

En büyük hayalim, bir sene yılbaşına yalnız başına girmekti. O iş bundan sonra yaş herhalde. Belli de olmaz tabi. Kalıcı yalnızlık tercih ettiğim bir şey değil; tercih edilmiş yalnızlık kalıcı bi şey benim nezdimde. Ama doğumgünü yalnızlığı bence bambaşka sıkıcı bir durum. Belki fazla anlam yüklüyorumdur. Bu da olabilir ama hatırlanmak güzel bu hayatta. 

En son buna benzer bir çılgın sendromu 10 yıl önce yaşamıştım; reşit olacağım gün. Sonra Eylül ve bir ablası Alsancak'a çağırmıştı. Zor günlerdi mirim. Çok zor günlerdi. Neyse ki o günler bitti. Bakalım, göreceğiz. Kutlu, mutlu olsun. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder