Hürriyet

27 Şubat 2018 Salı

Bağlı bulunduğum sene

Bu tür şeyler batı medeniyetinden çıkmayacağına göre, orijinin bilemediğim bir doğu inancına göre bireyin kaderi her 7 senede bir update alır, önceki 7 yılın bugları giderilir -veya giderilmez- taptaze bir yeni dönem kişiye teslim edilir. Taa ki bir "şimden geri" 7 yıl sonraya kadar. 7 rakamını da bu kadar çok kullandığımıza göre, eh biz de Susam Sokağı'nda kendimize iş bakabiliriz. En nihayetinde formata hakimiz, ama Kermit'i sevmiyorum. Beni bir araya getirmeyin o suratsızla. Kermit'i sevmemek bir yana korkardım da. Lügatımda o yaşlarda olsaydı, "amına koduğumun kurbağası" olarak kendisini spesifikleştirirdim. O gün yapmıyorum ama bugün yapıyorum. Çünkü yapabiliyorum. Ve beni bunu yapmaktan ne alıkoyabilir ki?!

Bağlı bulunduğum sene derken sanki o seneye aşırı bir bağlanmışlık duygusu geliştirmişim gibi bir algı oluşabilir. Böyle düşünenler kısmen haklı da olabilirler. Peki tüm bu düşünceler nereden çıktı? Çünkü asıl saçmalık burada başlıyor. Annem geldiğinden beri, malum evde duruyorum gündüzleri, tıpkı geceleri olduğu gibi. Evde ses olsun diye zaplanan kanalların programları düdük kıvamında olduğu için annem de Seksenler TV'yi keşfetmiş. Neyse, kabaca sabah akşam onu izliyor ve ucuz yollu sosyal mesaj zehirlenmesi yaşıyorum evde. Zehir demişken... Neyse...

Malum, en azından benim malumum, bu dizi 2012 kışında başladı ki, o mevsim benim İstanbul'da yaşadığım ilk kış oluyordu. 3 gün önce evden bir daha geri gelmemecesine çıkan televizyonumda izlediğim ilk bölümünü hatırlıyorum kabaca. Nerden nereye...

Bakınız bu kısım çok ilginç. Şu anda tam olarak bulunduğum konumu göz önüne getirdiğim zaman doya doya "nereden nereye" diyebiliyorum ve geçen zamana hakkıyla şaşırabiliyorum.

Hızlı hızlı geç geç yaparsak az önce banyodan çıktım, içerde annem şu Susmuş kod adlı zatın sesini ilk kez duyduğumuz bölümün sonunu izliyordu. Sonra ben, bir günlük tarih sevdalısı biri olarak ufak bir Google çalışması sonucu ilgili programın 2013 Martında yayınlandığını buldum. O günlerin karanlığı da bambaşkaydı,; şirketlerin ayrılması, benim ekiplerden uzaklaşmam, araya giren mesafeler ve o dönem için yeni ortamımın travmalarca yaşatmaya and içmesi bana... Hatta Esentepe'de mahsur kalmak, sonra bir şekilde Kozyatağı'na geçmek ve hayatta hiçbir şeyin olumlu gitmemesi... Olumlu gitmemesi diyorum ama daha dün Gökselle şu Mayıs 2013'ü konuşuyorduk. Kıbrıs'a gidişim, o tarihlerde bir şeyler olması (hatırlamıyorum) ve aynı anda "iyi günlerdi bea" demiş olmamız... Evet buradan bakınca iyi günlerdi. Heyecanlı günlerdir ya da. Bir şeyleri tanımlamak zorunda olduğumu düşünmedim hiç, dolayısıyla bir şey iyi, kötü ya da nötr olarak belirlense bana yeter. Enough! Uzatmanın falan anlamı yok. Ama benim Kıbrıs günlerim aşırı doz efsaneydi. Mamafih bu sadece iki kişinin hayatı için önemli. Zaten Kıbrıs'tan döndüğümde her şey inanılmaz ışık hızına bağladı hayatımda. Kişisel hayatımda bir takım tatsızlıklar ve sonrasında Gezi Direnişi, daha sonra yine bir şeylerin olması, benim kimbilir hangi dönemi tamamlamak için Eskişehir'e gitmem, sonra geri döndüğümde "ahah" yine bir şeylerin olması falan filan. Tüm bu falan filanlar, beni bugüne getirdi, bundan şüphe yok. Falan filanlar deyince de durup bir olayları birbirinden ayırma ihtiyacı duyuyorum zira "falan filan" şu anda yazdığım başka bir şeyin de ana kalıbı. Ya da ben dün öyle olduğunu sanıyordum. Meğerse hayatımın tamamının ana kalıbı olma yolunda sinsice ilerliyormuş. Sinsice ilerlemek...

Sen buraları okuyorsun, konu nereye varacak diye sahiden düşünüyorsun ama konu canım tek bir yere varıyor. Bunu sen anlamıyor, ya da anlamak istemiyorsun. Artık hangisiyse. Ama elf kulaklardan sen sorumlusun ve tüm o yıllar, yollar beni sana çıkardı. Umarım birini birine çıkaran o yollar gider kaderleri de bağlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder