Hürriyet

8 Nisan 2018 Pazar

Anma

Okumadım... Belki kendim yazdım ama okumadım geçen gün yazdığımı. Dolayısıyla tekrara düşebilirim. Tekrara düşme endişesi taşımıyorum gerçi...

5 Nisan 2017 sabahı beni Schiphol'e götüren uçağı beklerken fıtığımı da yanımda dolaştırıyorum diye düşünüyordum. Buna benzer bir hissi, ertesi gün Roosendal'dan döndüğümde üstümü başımı değiştirirken de düşünüyordum. Arkada Cenk&Erdem'in Youtube kanalı da açıktı. Böylece "lükse bak" diye iki fantastik maddeyi sayabiliyordum.

Bir bar vardı sevdiğim tarzda. İki gece orada takıldım. Muhtemelen kuzey Avrupalı iki barmen kadın vardı ve asla anlaşamıyorduk. Muhtemelen benim dil ailemin İngilizce'ye bir miktar uzak olmasından kaynaklıydı. Muhtemelen demek bir yüzde ailesine ait olmak anlamına gelmez. Ancak yaklaşık miktar olarak çoğunluğu işaret eder. Muhtemelen dediğimizde bu netlik de ifade etmez. Sadece diğer olasıklardan daha fazlasını işaret ediyoruz anlamına gelir. Başarısız iletişim olasılıklarından daha az muhtemel olanı da kendilerinin, kendilerine daha çok benzeyen beyaz tenli-sarışın (bana göre tüm nüfus sarışın sayılabilir) kitleye hizmet etmeyi tercih etmelerinden kaynaklanıyordu. Her neyse, benim de zaten ertesi gün gecikme lüksüm olmayan trenlerim vardı. Güzel zamanlardı.

Bir şey dilediğinizde, bir şeyi çok fazla dilediğinizde ve bu dilek gerçekleştiğinde ne yaşarsınız hepiniz bilirsiniz. Mutluluk, su götürmez bir gerçek ama gurur, şansın arkada olduğunu bilmenin getirisi şapşal saadet vs. Ben kaldığım süre boyunca bir şey diledim. Dilediğim şey son gece, Schiphol'de gerçekleşti. Hayatımın en romantik anıydı diyebilirim. Bunun yıl dönümü bugün. Hatta, zaman olarak da yaklaşık bu dakikalardı.

Demem o ki, bunu anmak için muhatabına ve buraya yazıyorum bunları. Ve 1 sene hayatı nereye savuruyor, bu da bana ibret olsun. Bakayım da daha çok hatırlayayım. 4 ay sonrası da bambaşka olacak. 4 sene sonrası da... En nihayetinde hayatın olağan akışında bunlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder