Kayıtlar

2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Pişmanlık

Bütün bir akşam boyunca uyuyunca ister istemez gecenin dördünde ayakta olabiliyor insan. Yeni yıl öncesinde hissedilen tüm telaş ve pişmanmlıklarla birlikte, kafayı allak bullak buluyor insan. Bende bu sefer daha fantastik bir kafa oldu. Anlatınca gülebilirsiniz, belki de yazılı edebiyatım o kadar başarılı olmadığından sadece '...Eee?' der geçer gidersiniz. Yine de deneyeceğim. 2002 yılında bu liselere girilen sınavlardan birien girmiştim. Alabildiğine anlamsız bir sınavdı ama. Hani sınav esnasında şu da yaşandı; yıl itibariyle 48 yıl sonra dünya kupasına katılmışız ve hepimiz neye güveniyoruz belirsiz bir şekilde kupayı bekliyoruz. İlk maçta da Brezilya'ya şanssız yenilmişiz, tam da sınav günü Kosta Rika ile hayati maça çıkıyoruz. Sınavın hangi saatine denk geliyor emin değilim ama, kafada kurgusunu yaptım, okul-ev arasındaki muhtemel mesafeyi dakikasına ve dahi saniyesine kadar hesapladım sınavda. Uygun zamanda eve gittim. Evet, o güne dair hatırladıklarım çok kabaca bunl...

Blog'da Yenilik Var

Bir şeyleri değiştirdik, takip ediyorsanız farkedersiniz yakında.

Bu Sefer Başlık Yok

Dün akşamdan itibaren haber sayfalarına düşmeye başladı ‘Emniyet müdürü göstericilerin arasında kaldı’ başlıklı haberler. Heberler de olabilir bu belki, ama onun kadar komik değil yaşananlar. Trajik kelimesi daha doğru olacaktır tanımlarken. Neyden bahsedildiğini anlamak için, hadi biraz dün ne oldu bakalım; Başbakan RTE, üniversite rektörleriyle Dolmabahçe’de toplantı yapacaktı. Önemli olan kısım bu değil tabi, şu anda en azından. Dün Gebze’de, Çamlıca gişelerinde ve Beşiktaş’ta onlarca genç dövüldü, yerlerde sürüklendi ve ağız burunlarına biber gazı dolduruldu. 40 tanesi de gözaltına alındı. Sonra bunlardan 37 tanesi serbest bırakıldı. Kim yaptı peki bunu? Cahil halk mı? Yoksa bu ülkeden olmayan birileri mi? Cevap basit; ’Lacivert Ordu’. Daha önce pek çok kez orantı kuramadığını bildiğimiz ordu yani. Herneyse, bunun hakkında zaten benim değil, sesini daha yüksek perdeden duyurabileceklerin konuşması gerekir. Gerekirdi, lakin Kemal Kılıçdaroğlu bile bir iki cümle ile geçiştirdi bunca ...

Sabaha Karşı İdil'ê yardım ettim

Aslında her şey benim aşırı meraklı olmamla başladı, benim açımdan. İdil içinse günlerdir sürüyormuş. Msne girdim, hişt yaptım. Borçlı çıktım. İyiki de çıktım. Önce bir blog yazısı, sonra da daha da zorunu yaptım sanırım. En azından içime sindi dedi. Saat 05,35 ve uyku zamanımız gelmiş çoktan. 'Kardelenin belli bir hikayesi yok aslında bilinen aşk öykülerinden başka. Doğaya karşı direnişi başlı bir sembol olan bu minicik çiçek, beyaz örtüler içinde doğar, büyür ,serpilir ve kahraman olur ama asla ölmez. Çünkü direniş hayatın ta kendisidir. O kar tanelerinin içindedir...' Tabi bir de ne için yazdık bunu diye soran olur, benim de aklıma uykudan önce geldi bu soru. Sürpriz olsun yarışmanın adı da. Karşılığı rakı-balık olacakmış, İdil öyle diyor.

Tatil Başı

Genç Kırmızı'ya gidiyorum. Yani aslında bavullar toplandı, şimdi acaba tren kalkacak mı, yoksa benden önce mi hareket edecek diye bekliyorum. Şöyle ki, okuldan kalabalık bir güruh talip oldu GK'ye. Haliyle eleme usulü olacak her şey. Açıkçası korkum yok benim okul içindeki elemeden. Gel gör ki, benim o ödüle ihtiyacım var. Kendime güvenimi tekrardan yakalamam için. Belli bir şey bu; stajlarım ve Portfolio bittiğinden beri bir duraklama dönemindeyim. Şimdi ben, son demlerimde bir şeyler daha yapmalıyım. 1 yada 0. Bunun için giriyorum yarışmaya. Umarım iyi de olacak.

Wtf?

Pazar sabahı yaşadığım ilk hadise ekran kartının nalları dikmiş olması. İyi bir pazar günü olabilirdi, olamayacak sanırım artık. Neyse, birazdan Göksel buralarda olacak. O haliyle evden çıkartmayı başardım. Yıllar sonra ilk kez geliyor evime. İlk gelişleri gibi olacak tıpkı, bilgisayarda çözemediğim işler bakanı olarak. Dün, önceki günlere göre sakin bir cumartesi geçirdim. Sarphan'ı alıp, The Social Network'e gittik. 2 saat boyunca merak etmediğim insanların hayatını izledim, sırf bir iletişimci olduğum için. Belki yazılımcılar ve iktisatçılar da ilgilenebilirdi filmle. Blog yazmayı günlük hale getirmem konusunda verdi gazı bana. Göreceğiz neler olacak?

Durum Güncellemesi

Yepyeni belalarım var şu sıralar. Daha önce nasıl atladıysam diğerlerinin üzerinden, bunların da üzerinden geçeceğim hiç şüphesiz. Tarihe not düşüyorum.

12 Eylül İçin Bir de Ben Yazdım

Her bir madde için teker teker açıklama yapacak birikimim yok. Yaz dönemine ve özellikle referendum öncesi son virajda tatil yapabildiğim zamanlara denk geldiği için kamuoyu yoklamaları da ilgimi çekmedi. Şunu biliyorum ki, çevremde en marjinal insanlar bile ‘olm 12 eylülde oy verip n’apıcaksın, nasıl olsa evet çıkacak’ diyorlar. Belirli bir umutsuzluk var yani muhalefet cephesinde. Konuşabileceğim, az da olsa fikir sahibi olduğum noktalar pek az. Hem öyle bir noktaya gelindi ki, referandum hakkında herkes doğru-yanlış bir şeyler sallama derdinde. Kimi sınırsız özgürlüğün geleceğini, kimileri de maaşların düşeceğini, insanların hem sosyal hayatlarında, hem de ekonomik yönden zarar göreceklerini iddia ediyor. Sonucunu göreceğiz hep beraber. Başarılı olabilirse sevgili insanlarımızın maddeleri teker teker okuması gerekiyor. Spekülasyonlar geleceğimizi kurtarmıyor. Buna göre partizanlıktan uzak bir şekilde sandık başına gidilmesi herkesin hayrına olacaktır. Çok uzatmadan herkesin yaptığın...

'P' İçin Bir Şeyler Karaladım

Kafamı kurcalayan şeyler var son zamanlarda. Uykusuzluğum bundan kaynaklı sanırım. Oysa birkaç ay öncesine kadar uyumak zor değildi. Şimdi ise hayat kaçıyor, yetişebilmek lazım hayata. Bir zamanlar, bir yerde uyumak yerine kısa süreli olarak organlarının çalışmasını durduran Tibet’li rahiplerden bahseden bir şeyler okumuştum. Ne güzel fikir ama. Başlık bulmak zor, şaşaaya gerek yok. Vücut her şeyi anlatıyor zaten. Kelimeler gelip gidiyor kafamda. Düşüncelerim rahatsız ediyor, ya da rahatsız edici düşüncelere sahibim. Her şeyin başı şimdi. Dün gecenin şimdisinde yazsam belki daha güzel yazardım. Affedin beni. Dünyanın en kötü eğitimini mi almak istiyorsunuz? Kıçınızın acımasını mı istiyorsunuz saatler boyunca? Ezberlemek yerine dünyanın en zor işi olan benimsemek mi istiyorsunuz bir şeyleri? Huzurunuzu kaçıracak, sizi zorlayacak düşüncelere mi saplanmak istiyorsunuz? En nihayetinde reklamcı mı olmak istiyorsunuz? Şansınızı deneyin, herkes reklamcı olabilir. Zor olmadığını ufak bir araşt...

Geri Dönüş

Deniz Baykal nasıl bir adamsa artık, kendisi hakkında çiziktirdiğim son yazıdan sonra bir daha blod dolduracak halim kalmadı. Şaka bir yana, vaktim de olmadı pek. Aslında şu anda da vaktim yok, yapmamalıydım bu kaçamağı. Ama yazmak lazım. Daha çok yazmam lazım. Finaller uzun bir zaman diliminde geçti. Takvim üzerinde 10 gün gibi görünse de, ömrümden çok daha uzun bir zaman çaldı. Sonra ben ne yaptım? Sanki haftalardır tatil yapabiliyormuşum gibi, her şey bittiği anda geldim İstanbul'a. Taşı toprağı altındır İstanbul'un. Yeşilçam bize böyle öğretti burayı. Yani yerini yurdunu bırakan şanslı olacaktı. Hani uğraşmaya gerek yoktu. Eh biraz da çakal oldun mu, mankenler sevgililerin, iş adamları da golf arkadaşların olacaktı. Yok, zengin olma hayalleriyle gelmedi kimse buraya aslında. Yeşilçam bize dediki, buraya gelen başlık parası için gelir. İnandırıcı mı? Başlık mı kaldı, yada o parayı toplama derdinde miyim? Sanmıyorum. En azından sevdiğim kızın babası bu fikriyatta değil. O zam...

Bu Sabah Yağmur Var İstanbul'da

İstanbul’da yağmur var. Yağmur denebilir mi bilemiyorum açıkçası. Anlatıldığı kadarıyla bir afet mevzu bahis. Izmir’de artık yok o yağmur bulutlarından. Günlerdir kapalıydı hava. Izmir sıcağının çözülmesi harika. Yağmurun da yağması güzel. Ama en güzeli o günlerden esen çocukluk hatıraları herhalde. ‘Bu sabah yağmur var İstanbul’da’ 1984 yılında bestelenmiş, yada yayınlanmış mı denir bilemedim. MFÖ’nün her daim harika olan bestelerinden ilk sıralarda yer alan bir parça. Ben, bunu en çok Okuma Bayramı öncesinde dinlediğimi hatırlıyorum. Ses, koku herhalde geçmişi en çok çağrıştıran öğelerdir. Işte bu ses bana o günleri hatırlatıyor. Hani hafızamda özel bir yer edinmişliği yok tüm o anıların. Çoğunluğu silindi gitti bile. Dile kolay, 15-16 sene olmuş. Aslında hafızama güvenirim, ama iyiki de geriye kalan tek şey ’Bu Sabah Yağmur Var İstanbul’da’ olmuş. Çok da kurcalamanın anlamı yok zaten anıları. Annemin gençliği, dedemin dinç olduğu yaşları, ananemin bütün evi altüst edip bir de bana b...

Bir İstek

Uzun zamandır kendim için bir şeyler yazma fırsatım olmadı. En azından hayatın bana bu fırsatı verdiğine inanmıyorum. Insanlar çoğu zaman, ortada belirli bir sorumlu yoksa, ve diğer sebep de kendileriyse, işte o sorumluluğu üstlerine almıyorlar. Işte ben de o durumdayım şu anda. Zamanımın olmaması ve hatta çok uzun zamandır neredeyse her hafta bir şeylerden not almamın bir yere kadar bahanesi olabilir. Ama şimdilik bu gerçeği düşünmek yerine, kaderime razı olmayı tercih ediyorum. Savaş, her yerde savaş. Bu benim hayatım. Başkalarının ve belki çoğunluğun hayatı bu şekilde değil. ‘Onlar bilmez, bakarlar yüzüme’ demiş Mor ve Ötesi bir zamanlar. Kendi hayatımdan şikayetçiyim, kimse istemezdi buna benzer bir şeyleri. Daha kötüleri yok demek haksızlık. Ama umduğum kadar iyi olamamak, akla gelen her konuda, beyin yiyen bir örümcek gibi. Solucan daha uygun elbette PF öğretilerine göre. Diğerlerinin hayatlarına gıpta ediyorum yine de. Yani, bazen öyle olaylar yaşıyorlar ki, zor zamanlarında bil...

Deniz'in Sonu mu?

Sıcağı sıcağına yazdığım bir yazı. Aradan bir hafta geçmiş, sanıyorum ki bana kapak olacak. Olsun da zaten :) Türkiye siyasetinde etik tartışmalarını tamamen geçtik ya da geçtiğimizi sanıyorduk ki, geçen Perşembe akşamı daha da kötüsüyle karşılaşıldı. Hizipleriyle olduğu kadar, seviyesiyle de tanınan Deniz Baykal’ın yayınlanan uygunsuz görüntüleri neredeyse anayasa tartışmalarını bile bastırdı. Hiç tartışmasız, temmuz sonunda oldu bittiye getirilecek bir referandumumuz var. Bununla beraber, CHP’nin de meclisten geçen yeni anayasayı bir üst mahkemeye taşımaya niyeti vardı. Siyaset gerçekten karışık. Ama diğer taraftan bakıldığı zaman, Baykal seçmen tarafından istenmeyen bir adamdı. Öyle ya, halktan kopuk yüzlerce adamın ısrarla seçtiği bir liderdi. 80′lerin sonunda filizlenen sosyal demokrat hareketin kökünü kazıyan kendisiydi. Solu böldüğü, Ankara ve İstanbul’u 94 yerel seçimlerinde Milli Görüş’e nasıl kaptırdığını aklı başında insanlar biliyor. CHP’nin ilk genel seçimlerinde başarılı ...

Bir Dolu Kuş ve Leylek

Her sözü söyleyen atalarımızın, küfür ihtiyaçlarını giderebilecekleri cümleler de türettiğini biliyoruz. Herbirini teker teker saymaktan yana değilim açıkçası. Lakin annelerin pul biber süreceği ağızlara sahibiz. İçerisinde pek çok kuş ve ayrı olarak leyleği barındıran söz de buna dahil. Bilindiği üzere her kuşla münasebet kurup, leylek kalıyor geriye. Sanıyorum ki, leyleği de ben gördüm bir süre önce. Ne zaman gördüm bilemiyorum, açıkçası bundan sonra uzun bir süre de görmek istemiyorum. Tabi istediğim gibi gitmeyecek işler bunun da farkındayım. Zaten taleplerim konusunda pek de şanslı sayılmam. Mart ayı eğlenceliydi elbette. Mart ayının ilk günlerini Ankara'da geçirdim. Orada geçireceğim son kış olacakken, bir devam filmi niteliğinde Su'yum gitti okumaya. Öyle görünüyor ki, Ankara beni biraz daha çekecek gibi kendine. Oysa çok da bayılmıyorum 2000ler Ankarasına. 1996 şubatında hangi sinemada olduğunu bilemesem de, Space Jam izlediğim, sonrasında da kuzenimle film karakterleri...

Biz Bir Ara İstanbul'a da Gittik

Bir meclisi taşımadıkları kaldı. Onu da, değil anayasayı anca devleti değiştirerek başarabilirler. Geri kalan her şey için İstanbul. MasterCard için geçerli olan pek çok şey İstanbul için de geçerli. Hele doğma büyüme bu coğrafyaya ait olanlardan bir kısmı dahi hala başkent olarak İstanbul’u sayıyorsa, önemini biraz daha anlayabiliyoruz. Dedim ya, her konuda İstanbul’da olmak, yaşamak, öğrenci olmak bir adım öne geçiriyor insanları. Hele bir de İstanbul’a uzak bir şehirde, İletişim okuyorsanız uzun bir koşu tutturmayı mecbur kılıyor aradaki farkı kapatmak için. İzmir Ekonomi Üniversitesi, İletişim fakültesi öğrencilerinin bu koşusunu bir miktar kısaltmak için çaba sarfediyor. Elbette çabası coğrafi açığı kapatmak değil. Sektörde parmakla gösterilen kimseleri İzmir’e getirtebilmek büyük başarı. En nihayetinde kimsenin hedefi birkaç kişiye yayın yapan bir medya kurumuna kapak atmak değil. Ya da yatak odasından daha büyük olmayan bir büroda fikir üretmek. Okul, İstanbul’dan getirilen ho...

Özhan Abi...

Spordan çok bahsetmekten yana değilim. Yazıya dökecek bir birikimim yokmuş gibi geliyor. Ne kadar doğrudur bilemem elbette. Yine de deneyeceğim. Ben tuttuğum takımın en başarılı olduğu günlerde doğdum. Ben büyüdüm, başarılar, kupalar gördüm. Çocukluğumda da birkaç sene haricinde hep mutlu etti tuttuğum takım beni. 12 yaşındayken mutlulukların en büyüğünü yaşattı bana. Tam iki kez. O zamanlar daha iyi bir Galatasaray taraftarıydım sanırım. Şimdi küskünüm biraz. Hayatta her şey karşılıklı. Karşılıksız sevmek için yaratılmamışız. Ben de beni nasıl mutlu edince seviniyorsam, mutsuz yapınca da sinirlenebiliyorum ve seri halde mutsuz edince küsebiliyorum işte. 90ların sonu ve 2000lerin başı. Galatasaray’ın şaşalı dönemi. Sportif başarılar var, ama mali bir başarı yok. Kulübün içerisindeki kara delik gittikçe büyüyor. Sonra bu şaşalı dönemde Faruk Süren kendi davaları sebebiyle, kulüp prestjini etkilememek amacıyla başkanlıktan ayrılıyor 2001 temmuzunda. O dönemlerde Telsim forma sponsoruydu ...

Söyleyebileceğime İnandığım Çok Şey Var

Mesela ben en çok neyi özlüyorsun sorusunun cevabını bilemiyorum. Insan hafızasını en çok etkileyen, yada tetikleyen zımbırtılardan biridir koku. Öyleymiş yani, zamanında bir grup bilim adamı toplaşmışlar, bunun böyle olduğuna kanaat getirmişler. Gerçi pek de haksız sayılmazlar. Az once bir koku geldi burnuma. Uzaklardan geldiğini anlamak zor değildi, hani şey gibi; evin diğer ucunda yemek yapılır. Ama mutfak kapısı da kapalıdır, aspirator de çalışmaktadır. Pastırma dahi yeniyor olsa içeride, azıcık bir koku gelir evin diğer ucuna doğru. Işte demek istediğim koku buydu. Sanırım 90ların ortasında, yalnız geçirdiğim Özbek yazlarını çok özlüyorum. O zamanlar, eğer bu derece detaylı düşünebilseydim ‘zinhar’ der, reddederdim bu fikri. Çünkü standart yaz faaliyetlerimi hatırlıyorum; hatta gün gün sayabilirim bile. Zor değil bunu yapmam, yaşadım biliyorum. Aradan en az bi 14-15 sene geçmesine rağmen unutabilmem imkan dahilinde değil. Filmi başa saralım. Günlerden Pazar. Pazar akşam üzeri. Şah...

Uyku

Uzun zamandır ağır uykusuzluk çekiyorum. Hayır, bir Tyler Durden gibi enerjik değilim gün içerisinde. Çoğu zaman 'uyuşuk' sıfatıyla da tabir edildiğim olmuştur. Ama bunu bana hiç çekinmeden etiketleyenler bilmezler ki, neredeyse bir 6 yıldır bu derdin çilekeşiyim. Sabah 9.30'da ders var. Hala adını hatırlayamadığım bir kadına ait. Pazar araştırması. İyi kadın belki ama ben hala ne boka aldığımı bilmiyorum dersi. Uyumam ve vaktinde uyanmam lazım. İlk haftalarda fazlasıyla dağınıklık yaptım. Bahar dönemi her zaman risklidir. Çok iyi biliyorum bunu. Şeytanlar kurcalıyor insanın aklını bu mevsimde. Az önce kız arkadaşımın dediği 'karınca yolu' gibi, bu mevsimde de şeytanlar beyinleri delik deşik ediyorlar. Uyanmam lazım, yazı yazmam lazım, CV'mi toparlamam lazım. Hala güncellenmeyi bekliyor şu ana kadar yaptıklarım. Ama o kadar boktan ki durum, şu anda eklemek istediklerimi yazsam da bir şey değişmeyecek. Şapka Takımı en azından CV'de çok çakma durur herhalde, o...

Mustafa

2008 yılının sonlarına geldiğimizde, hayatımıza bir 'Mustafa' filmi girdi. Zamanında bu şekilde düşünmüştüm. Fikirlerimde de aslında şu ana kadar pek bir değişiklik olmadı; Son zamanların en tartışmalı eserlerinden biri olarak Mustafa, aynı zamanda pek çok tartışmanın kaynağı da olmuştur. Bir tarafta Mustafa Kemal Atatürk’ün resmi tarihte anlatılmayan ancak dilden dile dolaşan gizli kalmış hikayesi, diğer taraftan da halihazırda ara sıra gündemi etkileyen, padişah, Mustafa Kemal’i devleti kurtarması için mi Anadolu’ya yolladı tartışmaları, belki de filmin/belgeselin önüne geçmiş durumda şu sıralar. Hikaye Atatürk’ün son aylarında yaşadığı sıkıntılı bir gecede başlayan hikaye, çocukluğuna dönerek yine başladığı noktaya, hasta yatağının başucunda yer alan ‘Dört Mevsim’ tablosunda sona erer. Henüz çocukken babasını kaybeden, doğduğu mahalleden uzaklaşıp, çok klasik bir anısı olan, tarlada karga kovalayan Mustafa ile başlar her şey. Kırgındır annesine de bir başkasıyla evlendiği iç...

Kemal Kılıçdaroğlu 2

Kendisi hakkında ikinci yazım ise, seçimlerden bir hafta öncesine tekabül etmekte. Bu dönemde tarafsızlığımı tamamen atmışım sanırım. Bundan dolayı da kendisine yöneltilen eleştirileri, elbette kendisi kadar başarılı değil, bertaraf etmeye çalışmışım; 22 mart 09 tarihinde de böyle bir yazı çıkmış elimden; shp ve chp'nin ayrımını yapamayanları ve demokrasi kelimesini sindiremeyenleri şaşırtamayan adam. hayır bir insan nasıl 18 sene önce olan bir olaydan dolayı suçlanabilir, aklım almıyor. evet salağım, bundan dolayı da komplo * teorileri üretemiyorum. allah beni bildiği gibi yapmalı. tüm bunların farkındayım. ama yine de ortalama zeka seviyesinden düşük bir zavallı yazar olarak bir kaç konuyu merak ediyorum. elimde değil. şimdi anladığım kadarıyla, hani kemal kılıçdaroğlu belgeler çıkartıyor ya. işte o belgelerden rahatsız olan güruh da diyor ki; 'madem belgen var, savcılığa git şikayet et.' aha evet aynen bunu diyorlar. sonra hemen ertesi gün bi bakıyoruz, ...

Kemal Kılıçdaroğlu 1

29 Mart öncesi Kemal Kılıçdaroğlu'na sardırdığım doğrudur. Temel olarak, her ne kadar İstanbul'da yaşamasam da, kalben kendisini destekledim. Oysa kazanamayacağından adım gibi emindim. Gerçi sayım sırasında elektrikler kesilmeden evvel her şey yolunda gitmekteydi. 2 adet yazım var kendisi hakkında ilki; 20 şubat 09 tarihine ait; sadece dün gece yayınlanan genç bakış programına bakarak kazanamayacağını iddia ettiğim başkan adayı. önce övmek lazım zira kim ne derse desin bir kere akp'nin merkezde yer alan 2 adamını kitlemiş gelmiş bugünlere. buna bağlı olarak da melih gökçek 'i berbat duruma düşürmüş vaziyette canlı yayında. belgelerle konuşuyor. eleştiri aldığı 2 nokta var; bunlardan birincisi çamur siyaseti yaptığına dair. bunu şu şekilde alalım, elde belge var. savcılığa gitmemiş. savcılık da bu konuda pekala birşeyler yapabilecek durumda. ama savcılar kıpırdayamıyor. bunun sebebi meçhul. komplo teorilerinden biri akp'nin yargıya sağlam sızdığı ve savcılar...

29 Mart 2009 Yerel Seçimleri

doğu illerinde akp kaybedeceğinden dolayı, oyları yükselmeyecek yani. yani tam bir ay önce şunu öngörmüştüm ama artık kesinlikle sözümden döndüm diyebilirim; #4763591 bunun haricinde artık tarhan erdem'in sözlerine bakmaktayız, zira adam ne yapıyor ne ediyor, yapıyor araştırmasını, nokta atışıyla kimin ne alacağını biliyor. bundan dolayı chp'nin oyları artacak gibi görünüyor. bu ihtimal bana şundan dolayı mantıklı gelmekte; insanlar oylarını adaya göre verdikleri için, mesela istanbul'da kemal kılıçdaroğlu kazanamasa bile chp'nin oylarını arttıracaktır. aynı zamanda izmir'de de 2007 seçimlerinde chp akp'yi sadece %5 lik bir farkla geçmişti. %35-%30 luk çekişme olmayacak gibi görünüyor zira çoğunluğun beklentisi yaklaşık izmir'de %15lik bir fark olacağı yönünde. bunun haricinde ankara'da da melih gökçek'in önceki seçimlerdeki başarısı gözlemlenemeyecek gibi. zira chp ve özellikle mhp çok iyi adaylar çıkardılar. bundan dolayı burada da oy ...

Çok Kolay Yoldan Yazı Döktürmek

Bir anda yazı yazmak kolay olmuyor. Sıradan insanlar için bahane bu elbette. Ancak benim için olmamalı. Şunu iyi biliyorum ki, eğer ben rüyalarımı gerçekleştirmek istiyorsam, her saniye bir şey yazabilme potansiyeline sahip olmalıyım. Şimdi gireceğim yazılar için biraz kopya denebilir elbette. Ama yine de bir zamanlar benim elimden çıkmış yazılar bunlar. Şansımı deneyeceğim. Evet eskiler biraz. Ama pek çoğuna bakınca, o zamanki bilgilerim doğrultusunda oldukça iyi yazılar çıkartmışım. Tebrik ediyorum kendimi :)

Çok Denedim, Şimdi Oldu

14 mart 2010. İzmir için alabildiğine karanlık bir pazar günü. Kişisel olarak kayda değer en önemli gelişme artık bir blog sahibi gibiyim. Gerçi blog kullanmışlığım var ama, bir de böyle denemek lazım. Web 2.0'ı öpüyorum bundan ötürü. Şimdi ben burya ne yazmalıyım bilmiyorum. Kendime notlar başlığında, kimseyi ilgilendirmeyen bir dolu ıvır zıvır biriktirmiştim. Sanırım orada buradayazdıklarlarımı burada toplamam gerekecek. Umarım şu an yaşadığım motivasyonum sürer, eğlenceli bir şeyler çıkartabilirim.