Kayıtlar

Aralık, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

30=2.5

bak kaç ay, kaç yıl geçmiş görüyorsun değil mi? her şey ne kadar yolunda, her şey ne kadar harika seninle. bir sözüm vardı kendime verdiğim, 10 yıldan fazla olmuştur verdiğim. o olay olduğu zaman kiminle olursam hayatımı ona adayacaktım. o sensin. seninle olmak, sana ait ve sahip olmak. mutlu yıllar sevdiğim, beraber. not: yan 8 :)

gemileri yakmak

'endülüs yalnızca gemileri yakana aittir.' tarık bin ziyad gemilerini yakarken, kendisinden 1000 sene sonra yaşayacak insanların ne derece hayatını değiştireceğini kestiremiyordu herhalde. ya da birilerinin hayalleri için çocukluğuna dair her şeyi öldürmesini beklemezdi. ama oluyor. hayat bu, böyle yani. çocukluğunu, kocaman adamlığını yaşadığın evde 48 saat bile bıraktırmaz sana gerçek dünya. ben ne zaman benim bilinçaltıma insem, bir şeyler tutup tekrar vuruyor gerçekleri suratıma. mutluyum evimde, işimde, beraber bütün haftayı geçirdiğim insanlardan çok mutluyum. ama... işte aması var. insan her sevdiği şeyi getiremiyor yanında. biraz ordan, biraz burdan toplayınca hayatında sevdiklerini parça parça kalıyor. ne gidiyor, ne kalıyor. 24 saat sonra tekrar istanbul'dayım. daha görmek istediğim çok kişi vardı burada. daha bu evde kalıp çok şey yapmak isterdim. tek tek her milimetresini çok özlüyorum. evden ayrılmak istemiyorum. daha yaşanacak çok şey var gibi geliyor. ama hay...

düşünmek

ya iyi güzel şey seni düşünmek. çok eğlenceli. ama o eğlence bana pahalıya patlayabilir. şöyle ki, bakışını hatırlıyorum gülüyorum. bir olaya tepkini aklıma getiriyorum gülüyorum. planlarını hatırlıyorum gülüyorum. sonracığıma krizanteme verdiğin tepkiyi hatırlıyorum daha çok gülüyorum. küçük bir şey görüyorum 'bak sen diyorum' diyorum içimden, dışımdan sadece gülüyorum. bazen mesela bindiğim bir toplu taşıma aracını, yada yürüdüğüm bir yolu, o yolun üzerinde neler var detayına kadar anlatıyorum içimden. ama şair burada bayrağa seslenerek anlatıyor tabi. öyle gülüyorum işte. anlamsız. yani insanlara göre. mesela aklıma benim için yaptığın güzel bir şey geliyor, ki sen hep güzel bir şeyler yapıyorsun zaten, ben yine gülüyorum. işte sıkıntı şu ki hep topluluk içerisinde geliyor bu gülümseme durumu. bazen gülerken kendimi buluyorum. karşıdaki insanların gözleri karardığını fark ediyorum o zaman. kendimi deli gibi hissediyorum. zaten delirmeden de olmaz bazı şeyler farkındayım. am...

motivasyon bitmez

sahiden bitmez. her gün masasını silen, laptobunun üzerindeki parmak izlerini silen biriyim. masamı falan seviyorum herhalde.

Çok Pisliksiniz

vay rakıya mı gidiliyormuş, vay efendim anasonmuş. taşak mı geçiyorsunuz acaba? son 5 yılın rakı ortalamasını bu kadar düşürmüşken acaba insan mısınız? bu arada rakısızlıktan çok acı çekiyorum. gerçekten çok acı çekiyorum anason kokusunu duymamak için. hayatımın uzun olması ve daha uzun yıllar içebilmem için ödemem gereken bedel bu.

Teşekkür ederim

ezdik. yok ettik. parçaladık. mahvettik. teşekkür ederim çocuklar.

iki dilek

o kadar nefret ettirdiler ki kendilerinden, o kadar iğrendirdiler ki varlıklarından. ve o kadar şanslılar ki bu hayatta. o dillere destan bala göte şansları olmasaydı kim kurtarırdı onları bilemem. şikeleri mi? onlar hep oldu, o kirli elleriyle kaç kupamızı gasp ettiler. ama gel gör ki, çekirdek kadrosuyla 93 akdeniz olimpiyatlarını kazanan, ingiltere 96'ya giden, dört sene üst üste şampiyon olup, avrupa'nın kralı olan takıma 'haluk ulusoy ama yea!' diyebilecek kadar düşman oldular. manchester gibi bir devi elerken bayrağımız mı yırtılmadı, rakipler mi desteklenmedi? metris'te yatan başkanları gibi biz tek, siz hepiniz gibi tamamen vasıfsızlıktan kaynaklı bir özgüven yaratırken, mevzu bahis bala göte, evet mk bala ve göte, nasıl iyi işliyor o bal görün, hatırlayın, unutmayın diye diyorum, 6 kasımı yaşarken, 'êzikler, sizin paranız yok!' dedikleri sene, kupayı ellerinden alırken siz çok şanslıydınız. aramızda hangimiz eylül 2003'te oynanan o maçı unuttu a...

kartvizit

hala günlük elbiselerimle kartvizitimin elime almanın sevincini yaşıyorum.