Kayıtlar

Temmuz, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bir Şehri Tam Kalbinden, Beyninden Vurup Gitmek

30 Temmuz 2011, evime veda ediyorum. Yarını daha iyi kurabilmek için, dünümden vazgeçiyorum. Yine de bir şansım olsaydı, gitmez kalırdım. Yarın demek, yaşam demek. Geçmiş, acısı fazla da tutulmaması gereken bir şey. Evin her santimetrekaresini kurcalardım, daha iyi bakardım, daha iyi ezberlerdim biraz daha vaktim olsaydı. Güneş batmak üzere. ‘İzmir’de yaşıyorum’ deyip diyebileceğim son gün batımına hazırlanıyorum. Sonrası da yok zaten. Kendi uyduruk hayatımın sitcomu da yarın başlıyor, elde bir bavul, sırtta çanta ve nihayet diğer elde bir dizüstü bilgisayarı çantası. Kapıdan içeri girince efekt olarak ıslık, çığlık veya alkış gelmeyecek. Bunun bilincindeyim. Aksine daha çok gözyaşı, daha çok başı öte yana çevirme, veda sözcüğü duyacağım. Sonrasında gözüm arkada kalacak. Burada bıraktığım bir ailem var ki yeri geldiğinde önlerinde durup onları koruyabildim bugüne kadar. Bundan sonrasını ben de bilemiyorum. Zaten belirsizlik de daha bir korumacı yapıyor. Haricinde bugüne kadar ihtiyaç ...

Annemle İlgili Şeyler...

sevgili anneciğim binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda kocaman bir dağ lalesi gibi ve kapkara göbeğini dünyaya fırlatacakmış gibi duran. şimdi mucizevi bir yerdeyim muc'un ucuz evinde sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem duvarlara hep senin resmini çiziyor dili geçmiş zamanda birçok resim, hep gülümsüyorsun aklının ortasında mavi bir yıldız varmış gibi ve o yıldız karanlık bir şubat akşamında durmadan soluyormuş gibi.hatırlar mısın? mavi saçlı bir tanrı gibi severdim burdur gölünü o göl şimdi içimde kocaman bir anne ölüsü vişne bahçeleriyle dolu, neşeli bir şehre benzerdi senin sesin. bazen ölmek istiyorum. beni yeniden doğurman için iri, ekşi bir vişne tanesi gibi kışbaşında bir ton kömür yığarlardı kapıya bazen görülen rüyalar gibi kapkara bir ton rüya çıtırdarken sen kar yağmadan önce başkaydın, kar yağdıktan sonra bambaşka. sanki hep buluğ çağındaydın. kuşlar zaptederdi sonra her yeri, sabahları binlerce kez söylerlerdi, söyleyeceklerini. bizim hiç anlamayac...

Superhero

the accumulated filth of all their sex and murder will foam up about their waists and all the whores and politicians will look up and shout 'save us' ...and i'll look down, and whisper, "no".

hayatta hiçbir şeyden zevk alamamak

Boş insanın yaşadığı histir bu. Şu ömrü hayatımda son yıllarda pek az bu salak hissi yaşayacak fırsatım olsa da, yıl olmuş 2011 hala daha bunalımlarımın tepesine çıkabiliyorum. Ders çalışmadım pek 17 senelik öğrencilik hayatımda. Ama şunu gördüm ki, insan kaynakları dersinden aklımda kalan 'job oriented' sınıflandırmasına giren biriyim. 1.sınıfın sonundan beri her yaz aksiyona bulaşıp da, şimdi mezuniyetti, yarışmaydı derken -ki o da hayal kırıklığı oldu- bir aydır boş oturmam bana bu depresyonu getirdi. Küçük bir sefil olduğum için de 9 kriterden 6 tanesine sahip olarak kendime major depresyon tanısı koydum. Belki sahiden öyleyimdir. Bu dönemde kavgacı, öfkeli, vahşi oldum, olmuşumdur ama insanın kendini frenlemesi ne kadar zor bilirsiniz. He diyip geçmek varken, üzerine varmak zor, kırıcı ve yıpratıcı oluyor. Hele bazen hayattan zevk alamayan adamın karşısına geçip, sorun iki kişi arasındaymış gibi ortalığı germek, zarar ziyan bana göre. Bazen sevildiğini insan he diyip geç...

İnat

Okula ilk adım atışımı ve son attığım adımı unutamam herhalde. Zaten ne olduysa o ikisi arasında oldu. Ben büyüdüm. Ve kirlendi dünya. Sadece çevremdekiler kendilerini en sanmaya devam ediyor. İzliyoruz. Büyük bir sakinlikle bakıyoruz. Mezun oldum, inadım inat bir şekilde. Daha da engel varsa ezmeye hazırım.