Kayıtlar

Eylül, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Dönüşüm Başlar

Kişisel hayatımdaki korkak, muhafazakâr ve liberal ideolojilerinin son demlerini yaşadığını hissettiğim, hissetmekle kalmayıp gördüğüm zamanları yaşıyorum. Böyle bir huzur, sakinlik, dinginlik var. Eski, çok eski günlerdeki gibi. Her zaman olduğu gibi devrim mutluluk getirir. 

Hay allah

Şimdi, aylar sonra baktığım zaman o zamanki kırılganlıktan eser kalmamış. Hayat katılaştırıyor insanı, tüm gücümle dirensem de kalbimin nasır tutmasını engelleyemiyorum. Birileri devamlı gidiyor ve bu gidenler hep sevdiklerimiz oluyor… belki de bundan dolayı bu haldeyiz. Kim bilir? Ama demem o ki, er ya da geç ben sözümü tutuyorum. Bunu zaman çıkartıyor ortaya. Şimdilik bu kadar. 

Güzellemeler

Bir cuma gecesini daha yalnız geçiriyoruz dersek çok da yanlış konuşmuş olmayız. Azcık yanlış konuşmuş olabilirim ama. Zira önceki hafta, daha önceki hafta, çok daha önceki hafta cumaları gayet ev haricindeydik. Tabi üst üste birkaç gün boyunca evde durunca, şehir hala eylülü yaşarken ve saatler akşamı erken getirmeye başlamışken (henüz yeni) evde durmak aykırı bir hareketmiş gibi geliyor. Güzel havalara ihanet etmemeliyiz. Kış çok soğuk geçecek zira. Ancak, her kış kendi mucizesiyle beraber gelir tabi. Bunu bilen liseli değildir. Şaka. Yazın salınan, gevşetilen her ne varsa daha sıkı tutunca bakalım neler olacak. Onun için kış güzide bir mevsimimizdir. Ve tabii ki mevsimleri saymak gerekir. Sonbahar, kış, ilkbahar, yaz. İşte bunlar hep şairlere özgü minik ezberler olsa gerek. Yıl tablosuna baktığımız vakit ocak ayının çoğunlukla aralık ayından sonra ve şubat ayından önce geldiğini görmek çoğumuzu şaşırtmaz. Bence kasıtlı bir muhalefet söz konusu olmadığı halde, kimseyi şaşırtmaz ...

Giden Kimsenin Döndüğü Görülmemiştir

Her ayın 15-20 arası bir hüzün geliyor hayata. Martılar falan susuyor. Abartmaya gerek yok, sadece üzülüyorum. Anlatabiliyor muyum?

Gülerken Değil, Gülerek Öleceğiz

Prensip olarak ölmeyi tercih etmiyorum. Belki fiziken bu konuda çaresiz olabilirim, ama mental olarak devam edilebilir diye düşünüyorum. Ama metafiziğe bulaşmaya da tahammülüm falan yok şu anda. Sadece çok gülüyoruz son günlerde. Ve neyse ki çevremizde “çok güldük, kesin ağlıcaz” diyen insanları barındırmıyoruz. Belki muhteşem bir durumumuz söz konusu değil. Kabul etmesi zor değil bunu. Ama keyfimiz de yerinde. Her şey bir yana sisteme, önyargılara, refleksif söylemlere düzenli olarak kontratak yapabiliyoruz. Bakınız, bu çok güzel, çok ince bir detay hayatta. Dediğimiz yoldan falan da dönmüyoruz hani. Ama tabi son dönemlerin eğlencesi de pek bir çılgındı.  Bir şeyleri değil ama yazıları yarıda bırakmayı seviyorum. %50'mi kolay tutuyorum içimde. 

Bol Plan Cilde İyi Gelir

Vicdanın rahatsa dünyayı taşıyabilirsin. Karanfil’in hikayesinde küçük kız çocuğuysan, dünya zaten omuzlarındadır. Son haftaların en sakin gecesini yaşayabildim sonunda. En azından işler benden çıkmıştı, bunu biliyorum. Geriye birkaç ufak detay kaldı. Hallettim mi onları da tez vakitte yeni işler peşinde koşacağım. Koşuyorum da aslında, İzmir’e dönmek her daim bir alternatif. Bu noktada yapabileceğim pek bir şey yok. Bazen başka şehirler denenmesi gerektiğine inanıyorum. İstanbul’a asla yenilmedim. Yenilebilirim de, o ayrı. Pes etmem ama. Bu da bi gerçek. Ahlaki çöküntü sahibi olan ahlakçıların deyimiyle “plancı” olabilirim. Velakin, her insanın sahip olması gereken şeydir “en az iki plan”. Hele bir de havalar aniden soğumuşsa ve şort sezonunu kapatmışsak, kesin ama kesin bir şey var ki, en az iki plan gerekli. En az iki plan da ikiye ayrılır; -A Planı: Ana plan, yatacağı çok belli olan plan. Bir nevi piyon. Ya tutarsa? -B Planı: Yedek plan, ilki banko yatacağı için yapılan plan. ...

Kelimeler, Sokaklar ve Evler

İstisnasız her yolumuzun sonu çatallanıyor, asgari 2 farklı yola çıkıyor. Bu durum şaşırtıcı olmuyor, sürprizlerin sonunun dramatik olması öngörülemeyecek bir şey değil. İlkleri yaşamıyorum ama Jamais vu sendromundan mustaribim; her şeyi baştan yaşamadığımı biliyorum ama nasıl başarıyorsam ilk anda yaşıyormuşum gibi hissediyorum. Üstesinden geleceğimi de biliyorum ama mesela banyoda kayıp düşenlerin yanlarında olamayacak olmak burnumun direğine helikopter çarpmış hissiyatı veriyor bana. Üzülüyorum, çok üzülüyorum da ses çıkarmıyor olmam üzüntümün bir galaksiden daha az olduğunun kanıtlamıyor. Geceleri, öyle kapatıyorum her şeyi sadece L&M kalıyor geriye. Neticede Leyla ile Mecnun’u ben bir araya getirsem bile, kader bir araya getirmiyor. Getirmiyorsa da yapacak bir şey yok deyip, her şeyi atmak mı lazım bir kenara, yoksa üzerine gidip iyice rezil olmak mı lazım bilemiyorum. Oysa yakın zamana dek her şeyin rotası belliydi kabaca. Önümüz kapandı, Mustafa Topaloğlu nezdinde Bülent ...