Kayıtlar

2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

korkular & şeytanlar

Resim
Kendimizi basite indirgemeyi sevmesek de alt tarafı korkular ve şeytanlardan ibaret insanlarız. Bir şeylerden korkarak önlem almaya gayret gösteriyoruz, ya da korkularımız doğrultusunda hayatımızı yaşıyoruz.  Tanıdığım biri var, en büyük endişesi yarım kalan hayatlar. Yıllar sonra dönüp baktığı zaman keşke dememesi. Sevdiği bi kadın var; dünyalara yakmaya hazır. Dünya bu savaş ortamına hazır değil. Olduğu zaman her şey yoluna girecek diye düşünüyor. Girmese ne yazar, sevdiği var olmadıktan sonra.  Peki sen ne düşünüyorsun ağzından her çıkan kelime için kulak zarımı ağzına dayamama rağmen, benim fikirlerime değer vermiyorsun diyen kadın? Gerçekten mi değersizsin bu kadar? Sözlerin hiç değeri yok mu? Dikkat çekmek için illa ölmek mi gerekir beraber yaşamak varken?

Umarım

... sonunda ortak enektarla evimize girebiliriz. Şekillere takılma, içeriğe odaklan.

"Bende bir problem var"

Resim
... diyor Deniz Tekin. Buna benzer bir şeyi aslında Malt'tan dinlerdim. Bence benzer iki şarkı Malt-Yeniden ve Deniz Tekin ile başlıktaki. Sonuçta ikisi de aynı yere çıkıyor. Uzun zamandır, Soundcloud'u bıraktığımdan beridir dinlemezdim bu kadını. Sesini sevmek başka, kulak aşinalığı olması başka ama tekrar dinlememi gerektiren nöron hareketleri işlememiş işte. Sabahtan hızlı başladı daha vapurdan. Öyle müthiş bir anlamsız gün geçti. Evimin sıcak olmasının önündeki en büyük engel olan kombinin tamire edilmeye ihtiyacı, sonunda ama sonunda çözüldü. Evimi temizleyebildim sonunda. Eşyaları torbalardan çıkardım. Her birini tek tek ütüledim, katladım, yerlerine koydum. En nihayetinde yoruldum. Bir duş almadan önce dizi izlerim, dizi izlerken de bir şeyler yerim diye standart salata malzemeleri işlerine daldım. Spotify, bilgisayarla beraber açılıyor. Eğlencesinden en ufak şüphem olmadığı birinin playlistinde "bende bir problem var" görünce, belki de evrenseldir bu problem...

Ekim bitmeli

..ve bir daha hiç dönmemeli. (en azından 2017 yılına ait olan) Ankara'yı sevmem. Ankara'nın sevilmelik bir şehir olduğuna inanmam. Ucuz romantizmin avam ruhlulara ait olduğuna inanırım ve ucuz Ankara romantizminin de bu altyapıyla geliştiğini düşünürüm. Ankara'yı ilk sevmemem ne zaman başladı bunu hatırlamıyorum. Ama şehrin vasatlığına dair en yoğun duygumu kesinlikle o kara dönemde hissettiğimi söyleyebilirim. Kabaca 2007-2008 dönemi. Bir takım isimler vardır ve bu isimlere sahip olanların default güzel olması beklenir. Maalesef bu hissin başrolünde dünyanın en güzel isimlerinden birini nüfus hanesinde taşırken, içinin çirkinliği dışına vuran biri var. Tabii kendisinden bahsetmeyeceğim kısacık bile olsa. Ama biliyorum ki, şehre karşı en büyük tepkim şehrin kendisi ve sakinlerinin vasatlığını kendisi/kendileri aracılığıyla keşfetmem oldu. Her neyse, bunlar hiç önemli şeyler değil. Ama sevdiklerimi bir cehennem kuyusuna, tüm Stockholm Sendromlarına rağmen, bırakmayacağım...

En azından hayattayız

Bu aralar pek bir evlilik mevzusu dönüyor etrafta. İçten içe öykünürken farklı sebeplerden ötürü "herkes evleniyor" varoşluğu yapmayacağım helbet, hatta hayatımda sanki bir an biraz bu fikre ılındığımı hissetmiştim ki, tam zamanında gelen yeni bilgilerle verilmiş sadakam olduğunu düşünmeye başladım. Evliliğin "bir süredir beraberse ve birlikte yaşanıyorsa" mantıklı olması gibi bir urun hayatımdan çıktığı günlerdeyim. Yoo dostum, evlilik düpedüz birey sikertmeymiş, aile tatminiymiş ve hatta karşı ailenin tatminiymiş. En aklı selim, "ilişkisinde kesin donuk-mekanik olur bu" dediğimiz insanların bile hayatını -en azından geleceğini- kaybettiği-bunu seçtiği- bir durummuş. Duyduklarımı aktaramıyorum, bildiklerimi dile getiremiyorum. Hepimiz en nihayetinde yalnızız. Bu gerçeği evlilik sanrısıyla legal yollarla değiş tokuş etmek sanrıların en büyüğü olsa gerek. Marifet bu değil belki ama, yalnız ölmekten korkmuyorum. Korkmayacağım. Duygusal bir şeyler bekle...

Çiçekler dökülüyor

Pazartesi sabahlarının bir anlamı vardı. Hala var mı, pazartesi bu konuya nasıl bakıyor bilemiyorum. Tüm şiddetiyle sonbahar ve klasik pazartesiler döndü.

Yaz her zaman biter

... Ve sonra Eylül gelir.  Bundan önceki son 2 yaz pek bir efsane geçmişti sosyalleşme açısından. Her biri diğerine göre farklı avantajlara sahip olsa da kıyasını yapacak kadar detaylı bakılmadığında "neredeyse" başa baş iki yaz yaşandı. Ama bu yazının konusu o iki yaz değil.  Bu yazının konusu 3 ayda değil de 92 günde biten 2017 yazı. Aynı anlama gelen kavramların bireyde oluşturduğu farklı algılar hepimizin malumu. 3 ay ne kadar uzak geliyorsa, gün hesabı da bir o kadar az geliyor ve bu yazının konusu olan yaz gerçekten muazzam hızlı geçti ve gitti. Üstelik her 30 günde bir rutinine bile bağladık bu noktada; her biri tatil demekti. Ve kabul edelim 13 haftanın 3 haftası en azından, tatille geçince insan daha bir sevimli hissediyor kendini.  ----- Düşündüm, yazacak bir şey bulamadım. Gerçekten olmadı, 10 günlük aşırı doz yoğun bir tatiller birleşiminin son günü yarın. Herkes gitmesi gereken yere gitti. Burada size iki gece öncenin değerli 40 dakikasından ba...

Haziran şampiyon

Ben iki pazartesidir, modern alışkanlıklara nazire yaparcasına adım adım daha rüya gibi günlere uyanıyorum. Bir insanın en sevdiği gün pazartesi; en sevdiği zaman dilimi pazartesi sabahı olmamalı. Ama oluyor. Olunca da mutluluğa "yok sen şimdi git, sonra gel" diyemiyorsun. Tekrar çiçek dikme zamanı. Öyle değil mi?

Haziran da olur...

Öncelikle konu bu.  Mayıs başı demişim, Haziran başı olsun. Geç olsun, güç olmasın. Velev ki sonuncu olarak başarmışız. Ne farkeder başardıktan sonra? *** 14 yıldır, yaz-kış, ilkbahar- sonbahar, hiç sektirmeden "DÖNECEĞİZ" diyoruz. 4 HAZİRAN GECESİ GERİ GELECEĞİZ. *** Pazar gecesi İzmir'de, Güzelyalı sahilinde çok mutlu olacağız. *** İNANMAYAN TARAFTAR SİKTİRSİN GİTSİN. #Göztepe #BizKazanacağız Gücümüz Dünyayı Sarsacak

Döngü yeni başlangıçları engelliyor

Bu sefer ben iyiydim. Doğru olan her şeyi yaptım. Bir kimyada olması gereken hemen her noktada mümkün olacak her şeye yetişmeye çalıştım. Hayat devam ediyor, giden zamanın telafisi olmaz.