Kayıtlar

2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

...Kasım da Biter!

Saat 1. Afili sözcüklerin tavan yaptığı ve sadece İstanbul’a inmeye meyleden uçakların seslerinin duyulduğu saatleri yaşıyoruz. Yaşamak denirse buna. Yenice diyebileceğimiz bir hayatımız oldu ki, yerde unutulan sabunlara hazırlıklıydım, kayıp düşmedim. Biraz da ekilme oldu. Ona önlem alamadım ne yazık ki. O konuda bir şey yapamadım maalesef. Engel olunamıyor bir takım realitelere. Ve tüm bunlar seri hale gelmeye başladığı vakit insanın hevesi kaçıyor. Heves kaçınca geriye de gelen bir şey değil. Dönmüyorsa da bana ait olmamıştır hiç diyebilirim rahatlıkla. Giden Cuma günlerinden hesap sorar mıyız bilemiyorum bunu, ama bunca hayal kırıklığı üzücü oluyor kendi adıma. Her neyse. Demek istediğim şu ki, bir şeyler yapıyorsunuz ve bunun yasını tutmamızı bekliyorsunuz. Ama aramızdan bazıları bunun yasını tutmakla zamanını boşa harcamamayı seçiyor. O zaman da sizler çok üzülüyor ve ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. O zaman da elinizde sahip olduğunuz veya sahip olduğunuzu sandığınız ...

Ekim Biter

Değişik zamanlardan geçtiğimin farkındayım. Ekim ayı çok hareketli geçti. Bugün- yarın Eskişehir’e gidiyorum ve son ziyaretimden beri tanık koruma programına alınmışçasına hayatım değişti. Bir sürü insan girdi-çıktı, indi bindi yaptı. Hayatım değişti, mutlu olduğum/olacağım noktalara eriştim. Bazı şeyler şevkimi kırıyor, bazı mesajlar kırılan şevkimi toparlıyor. Velhasıl hayat stabil ilerlemiyor. Bu konuda yapabileceğim bir şeyler yok. İnsanlar bekliyor ki kriz yönetimlerine dahil olayım, süreçlerini yöneteyim. Bir nevi kriz varsa çare de var durumu. Bu sefer krizler arasından sıyrılmaya çalışan ben oluyorum. Kendimde başarılı değilim, deniyorum. Deneysel takılıyorum. Neyse ki hayat dev bir iddiadan ibaret ve bizim geri adım atmamız söz konusu değil.

Kapkara

Her şey yolunda gidecek derken bir el tutuyor tüm soyutları ve “daha henüz bitmedi” diyor. Her şey yolunda gidecekken küçük bir kızın gözleri doluyor. Her şey yoluna giriyorken dünya Karanfil Kız’ın omuzlarında yük oluyor. Ve her şey yoluna girerken Ankara, kapkara… Hem huysuz hem haklı, hem 10 numara kadın… Her bir aldığın nefesinle gurur duydum. Duymaya da devam edeceğim… Bunu zaten biliyorsun. Yolumuz açık olsun

Kombileri Yakma Enstitüsü

Tüm bu işler ne zaman başladı, ne zaman bitti çok bi’ fikrim yok. Her şey çok hızlı ilerledi. Ve ben sözümü yine tuttum. Hem de bu kez “the one” olarak dönme şansım da oldu. Oldu ama, gidenler de oldu. Yine de bunlar için üzülmeyeceğim. Üzülmek için sebep aramamıza lüzum yok. Aslında üzülmeye de lüzum yok. Böyle böyle insanlar akli dengelerini yitiriyorlar işte hep. Yani temelde olması gereken şey üzülmemek olmalı. Tamam, cümle biçimce olumsuz olmamalı: temelde olması gereken şey üzüntüye karşı direnmek olmalı. Bak, mutlu olmaktan bahsetmiyorum. O ayrı bir safha, ama mutsuz olmamaya çalışmak da bir çözüm olabilir. Her neyse, ilk yağmurlar başladı. Bir süredir havalar soğuk. Şimdi sen yine bir dağın başındasın minik şeftaliciğim ve ayakların da çok üşüyordur. Bunu da biliyorum. Çıkık alnınla, saçlarını da geriye falan attıysan (kıvır) alabildiğine estetik duruyor olabilirsin. Ne yazık, bunları asla bilemeyeceksin. Bilmemen gerekecek. Ama yine de güzel gelişmeleri paylaşacak biriler...

Dönüşüm Başlar

Kişisel hayatımdaki korkak, muhafazakâr ve liberal ideolojilerinin son demlerini yaşadığını hissettiğim, hissetmekle kalmayıp gördüğüm zamanları yaşıyorum. Böyle bir huzur, sakinlik, dinginlik var. Eski, çok eski günlerdeki gibi. Her zaman olduğu gibi devrim mutluluk getirir. 

Hay allah

Şimdi, aylar sonra baktığım zaman o zamanki kırılganlıktan eser kalmamış. Hayat katılaştırıyor insanı, tüm gücümle dirensem de kalbimin nasır tutmasını engelleyemiyorum. Birileri devamlı gidiyor ve bu gidenler hep sevdiklerimiz oluyor… belki de bundan dolayı bu haldeyiz. Kim bilir? Ama demem o ki, er ya da geç ben sözümü tutuyorum. Bunu zaman çıkartıyor ortaya. Şimdilik bu kadar. 

Güzellemeler

Bir cuma gecesini daha yalnız geçiriyoruz dersek çok da yanlış konuşmuş olmayız. Azcık yanlış konuşmuş olabilirim ama. Zira önceki hafta, daha önceki hafta, çok daha önceki hafta cumaları gayet ev haricindeydik. Tabi üst üste birkaç gün boyunca evde durunca, şehir hala eylülü yaşarken ve saatler akşamı erken getirmeye başlamışken (henüz yeni) evde durmak aykırı bir hareketmiş gibi geliyor. Güzel havalara ihanet etmemeliyiz. Kış çok soğuk geçecek zira. Ancak, her kış kendi mucizesiyle beraber gelir tabi. Bunu bilen liseli değildir. Şaka. Yazın salınan, gevşetilen her ne varsa daha sıkı tutunca bakalım neler olacak. Onun için kış güzide bir mevsimimizdir. Ve tabii ki mevsimleri saymak gerekir. Sonbahar, kış, ilkbahar, yaz. İşte bunlar hep şairlere özgü minik ezberler olsa gerek. Yıl tablosuna baktığımız vakit ocak ayının çoğunlukla aralık ayından sonra ve şubat ayından önce geldiğini görmek çoğumuzu şaşırtmaz. Bence kasıtlı bir muhalefet söz konusu olmadığı halde, kimseyi şaşırtmaz ...

Giden Kimsenin Döndüğü Görülmemiştir

Her ayın 15-20 arası bir hüzün geliyor hayata. Martılar falan susuyor. Abartmaya gerek yok, sadece üzülüyorum. Anlatabiliyor muyum?

Gülerken Değil, Gülerek Öleceğiz

Prensip olarak ölmeyi tercih etmiyorum. Belki fiziken bu konuda çaresiz olabilirim, ama mental olarak devam edilebilir diye düşünüyorum. Ama metafiziğe bulaşmaya da tahammülüm falan yok şu anda. Sadece çok gülüyoruz son günlerde. Ve neyse ki çevremizde “çok güldük, kesin ağlıcaz” diyen insanları barındırmıyoruz. Belki muhteşem bir durumumuz söz konusu değil. Kabul etmesi zor değil bunu. Ama keyfimiz de yerinde. Her şey bir yana sisteme, önyargılara, refleksif söylemlere düzenli olarak kontratak yapabiliyoruz. Bakınız, bu çok güzel, çok ince bir detay hayatta. Dediğimiz yoldan falan da dönmüyoruz hani. Ama tabi son dönemlerin eğlencesi de pek bir çılgındı.  Bir şeyleri değil ama yazıları yarıda bırakmayı seviyorum. %50'mi kolay tutuyorum içimde. 

Bol Plan Cilde İyi Gelir

Vicdanın rahatsa dünyayı taşıyabilirsin. Karanfil’in hikayesinde küçük kız çocuğuysan, dünya zaten omuzlarındadır. Son haftaların en sakin gecesini yaşayabildim sonunda. En azından işler benden çıkmıştı, bunu biliyorum. Geriye birkaç ufak detay kaldı. Hallettim mi onları da tez vakitte yeni işler peşinde koşacağım. Koşuyorum da aslında, İzmir’e dönmek her daim bir alternatif. Bu noktada yapabileceğim pek bir şey yok. Bazen başka şehirler denenmesi gerektiğine inanıyorum. İstanbul’a asla yenilmedim. Yenilebilirim de, o ayrı. Pes etmem ama. Bu da bi gerçek. Ahlaki çöküntü sahibi olan ahlakçıların deyimiyle “plancı” olabilirim. Velakin, her insanın sahip olması gereken şeydir “en az iki plan”. Hele bir de havalar aniden soğumuşsa ve şort sezonunu kapatmışsak, kesin ama kesin bir şey var ki, en az iki plan gerekli. En az iki plan da ikiye ayrılır; -A Planı: Ana plan, yatacağı çok belli olan plan. Bir nevi piyon. Ya tutarsa? -B Planı: Yedek plan, ilki banko yatacağı için yapılan plan. ...

Kelimeler, Sokaklar ve Evler

İstisnasız her yolumuzun sonu çatallanıyor, asgari 2 farklı yola çıkıyor. Bu durum şaşırtıcı olmuyor, sürprizlerin sonunun dramatik olması öngörülemeyecek bir şey değil. İlkleri yaşamıyorum ama Jamais vu sendromundan mustaribim; her şeyi baştan yaşamadığımı biliyorum ama nasıl başarıyorsam ilk anda yaşıyormuşum gibi hissediyorum. Üstesinden geleceğimi de biliyorum ama mesela banyoda kayıp düşenlerin yanlarında olamayacak olmak burnumun direğine helikopter çarpmış hissiyatı veriyor bana. Üzülüyorum, çok üzülüyorum da ses çıkarmıyor olmam üzüntümün bir galaksiden daha az olduğunun kanıtlamıyor. Geceleri, öyle kapatıyorum her şeyi sadece L&M kalıyor geriye. Neticede Leyla ile Mecnun’u ben bir araya getirsem bile, kader bir araya getirmiyor. Getirmiyorsa da yapacak bir şey yok deyip, her şeyi atmak mı lazım bir kenara, yoksa üzerine gidip iyice rezil olmak mı lazım bilemiyorum. Oysa yakın zamana dek her şeyin rotası belliydi kabaca. Önümüz kapandı, Mustafa Topaloğlu nezdinde Bülent ...

bitmez

“ölümümü bekleyenler avucunu yalasın ölmeyeceğim yüzyıllar sürse de sizi değiştirene kadar başınızdayım” Hıncımız bu noktada. Ve bu netbooku açma sebebim bambaşkaydı, neden böyle oldu bilemiyorum. Ve uyku tutmaz, her gün bir hikaye biter. Uyuyamamak ise iki hikayenin arasında kalmaktır; ne başlar, ne de biter…

Yaz Biter

Gecenin bir yarısında H. Hanımcığımızdan iltifat almamış olsam, muhtemelen L&M izleyip uyuyacaktım eve döndüğüm zaman. Oysa işler yolundan çıkmış oldu o güzel iltifatla. Filmi takriben 24 saat geriye alalım. Rakı kafasının dev bir dinozor, ejderha ve hatta at kafası kıvamına geldiği bir cuma gecesinin akabinde, neredeyse tüm bir gün boyunca baş olsun, boyun olsun bir sürü ağrıyla uğraştım gün boyu. Oysa İzmir’den minik bir lodos havamız vardı bu arada. Adeta İstanbul’a güç gösterisi, meydan okuma, Haydarpaşa’dan haykırma etkisi yarattı misafirlerim. Yalnız bazı sorunlarımız var; Belki ben geç kalıyor olabilirim hayatta her şeye ama başka insanlar da o kadar masum değil. Mesela zamansız bir geliş oldu bu. Sadece cumartesiyi değil, cumayı ve pazarı da değerlendirebilirdik. Olmadı. Gerçi Pazar hakkında bir fikirleri olduğunu sanmıyorum ama zaman darlığından her şey sıkışıverdi işte. Zaman darlığı demişken hani yaz günleri uzun sürerdi? Her şey daha dünmüş gibi geliyor b...

Bi Takım Yarıda Kalmışlıklar

https://www.youtube.com/watch?v=7Avy4wNSYJU İşte bunu okuduğuma çok üzüldüm. Bunca zaman sonunda gerçekten ilk kez çok üzdün beni. Demek İzmir?

Çok Büyük Zaman Kaybı

Kendime gelmedim henüz. Orası çok açık. Ama daha iyiyim. Bu da ziyadesiyle açık bana kalırsa. Böyle biraz nadas gibi hemen her şey. İnancım toparlanıyor. Yine de eksik bir şey var. Maalesef öyle. 2013 yazı için çok başka hayallerim vardı. Hiçbiri olmadı yine, yeni, yeniden. Ama ben şafağı görüyorum, gördüğümden çok eminim. Gerçeği bulduktan sonra imitasyonlarıyla ilgilenmiyor insan. 

Pazartesi Sendromunu Dövdük

Tekdüze falan ama idare ediliyor. Bir pazartesi gününü en iyi hale getirmenin yolunu "en iyi ben bilirim, ben!" Ve bildiğim bir şey varsa karma bu aralar çok güçlü bu aralar hayatımda. Bildiğim bir şey varsa yapılan, geri dönüyor. Bildiğim bir şey varsa hayatta imparatorluk kuramazsın, her yere ulaşırsın ama. Sadece gezginsindir. Flaneur olabilirsin. Sırtına çantanı alırsın, yola çıkarsın. Bildiğim bir şey varsa imparatorluk kurmaya çalışırsan, hayat en ivmelendiğin en yüksek anda suratına gömer ekmek kesme tahtasını. Böyleyken böyle, umarım az pişmanlık getirir gelecek. Yoksa bu saatten sonra her pişmanlığın dönüşü çok geç olacak.

son söz

iki şey diyip kaçıyorum; çok iyisin ama aptal ve aşıksın güzel kardeşim. keşke sadece bi tanesi olsaydın. diğeri, daha da önemlisi. bugün bitti, gitti. ama önümüzde çok uzun sezonlar olsun. ben gelirim, izleriz yine maçları. söz. hasta la vista

Düzeni Kontraataklarla Vuruyoruz

Standart; -Artık yaşın gelmedi mi? Bizde; -Anne sen şu anda x yaşındasın deil mi? +Evet. -Ben doğduğumda ananem x-1 yaşındaydı. +Hı?! Annem bana "hı" dedi :)

Eve Alınması Lazım Olanlar

Bir su terazisi, bir 22'lik ampul. Çok gerek. Bir de İspanyolca bilen bir alçıpan ustası. İspanyolca anlayıp, İngilizce cevap verebilsin diye.

Bir Kere de Güzellikle Uyandırsan

Bayrama inanmıyorum ama güzel şeylere inanıyorum. Güzel temennilerde bulunmaktan kaçınıyoruz, zira -yabancı değiliz- her güzel temenni arkasından felaket getiriyor. Bir bayram sabahı kalktığında yaşanılabilecek en trajik andır sabah allerjisi.* Yalnız şunu 'rica' edenlerle ortak seçime girsek kazanabiliriz. “Bir kere de güzellikle uyandırsan” *Bu konu güncellenmesin daha sonra.

Rövanşlarımız

Hayatın ivmesi aşağıya doğru kayarken, iyi şeylerden çok kötü şeyler akla geliyor. Doğum günleri güzel değil, onlar felaketlerin sebebi olabiliyor ve düzenli olarak her pasta kesilişinde kağıt kesikleri atılıyor olabilir bir başkasının kalbine. Doğum günleri, öncesi ve sonrasıyla fecaat sebebi olabilir. Ne zaman kapıdan yaka paça atılan bir kadın görsem, aslında başkasıdır gördüğüm. Atamam, yapamam. "Doğumda elimi tutacak mısın?" diye soran bir kadına sadece öfkelenebilirim, o da -zaten zekasının hastasıyımdır- bi daha tekrarlamaz sorusunu. Çünkü böyleleri de var hayatta. *** Demek istediğim, "ah siz kadınlar, yaparsınız ve karşınızdakinden bunun yasını tutmasını beklersiniz." Oysa yüzyıllardan 21. yüzyıl ve zaten sevilmeyi sadece romanlardan öğrendik. Büyük savaşlar görmemenin bedelini, o savaşları içimizde yaşayarak ödüyoruz. Çoğumuz, bir kısmımız en azından. Demek istediğim, saklayın kendinizi sağlam bir rövanş için. Çünkü aşk bitince geriye bir şe...

DM

Siz, genç ve ölü kadın bir 24 Temmuz sabahında gözleri dolu uyanma sebebisiniz. Siz, genç ve ölü kadın her 24 Temmuz sabahında gözleri dolu uyanma sebebisiniz. Temmuzlar eskiden güzeldi. Oysa bir süredir ölüm ve ayrılık konseptleri birlikte yürüyor. Çok güzel annelerin öldüğünü görmek zorunda değiliz herhalde değil mi? Görmüyorsak da gerçeği değiştiremiyoruz zaten. “Şimdi mucizevi bir yerdeyim” Şiirin sonundaki bitiş havasını seziyorduk da, bu kadar kolayını beklemiyorduk işte. Ölen her kadın için yazdığın şiirleri Muc’a verdin, bizi de nıt, sincap ve pek çok şey terk etti. Temmuz ayından bir sen geçtin, geri gelmedin. Kalsaydın, temmuz eskiden güzeldi. Didem Madak

Tek İhtimali Olan İnsanlar

Çok anlatılacak bir numara yok. Bazı insanların hikayesi tek ihtimallidir: Yaşamak. Kendiyle konuşamayan, günlüklerini bile gönül rahatlığıyla yazamayan insanlar var hayatta. Bugünden 10 sene önceye baktığında “keşke yazsaymışım” derler. Ama olmamış işte. Huzursuzluk, güvensizlik vesairelerin yakasını bırakmadığı zavallılar var hayatta. Kabuslarla uyandığım geceler olurdu küçükken. Bazı koşullar kabusları büyütüyor. “Keşke” bir hayat tarzı oluyor. Geç kalmalar var. Çoğu insan için geç kalmak somuttur. Bazıları için ziyadesiyle soyut. Öyle bir şey geç kalmak. Bunun alt yapısını biliyorum. Ama anlatamam, yazıya dökemem. İyi bir rakı gecesinin akabinde dökülebilir bazı cümleler. Ve şu an sadece işlerimi tamamlayıp uyumayı planlıyorum. Amaç şu; başka çocuklar unutulmasın. Güzel büyüsünler. Onun için şu yaptığımız şeye ne kadar bağlı olduğumu anlatamam. Evet, iyi bir büyük nasıl olunur bilmiyorum. Bilemedim bunu. Ama çabalıyorum. Günün birinde ortalamanın çok üzerinde baba olacağım...

Denizin Çağrısı

"O lazer bakışlı kızı düşündüm... Ona telefon açıp yarım saat kadar konuşmak istedim. Sonradan gördüğüm acayip rüyaları anlatmak istedim. Kimseye anlatamadığım şeyleri sanki yüz sefer anlatmışım kadar rahat, anlatmak istedim." E.S

"Laboratuardan Kaçan Virüs"

"... Kozmos frene basış. Güneş uçuş. Dünya duruş. Taş kesilmiş yumruklarla, ben içinde yaşadığım bulaşık akvaryumu kırış." (Müntekim Gıcırbey, Korkma Ben Varım) "Allah'ım, bunu dilediğim için ayıp etmiş olur muyum?" (Nuh Tufan, Dublörün Dilemması)

Rhett Butler

‘Kırılmış bir vazoyu yapıştırıp hep çatlaklarını göreceğime ona dokunmayıp eski haliyle anmayı tercih ederim Scarlett. Bu ilişki burada bitmeli...' 

Ya?

“Rüyanda başrolde değilsen, kabus görüyorsun demektir.” Vicdanımı temizlemeye çalışıyorum. Olanlardan değil, olmayanlardan kaçmaya çalışıyorum. Seslerden de, sessizlikten de kaçmaya çalışıyorum. “Karanlıkta kelimelerin ağırlığı kat kat artıyor”(Elias Canetti, Marakeş’te Keşmekeş) Fırsatçılık yapmamaya özen gösteriyorum. Gece erken yattım, güneşin parlak doğmasını umarak. Kabusla uyanmayı hiç beklemiyordum. Oldu.  Çocuklar var, sokaklar var. Sevgi çok değerli, onların gözlerindeki ışık da değerli… Bana kısmet olmayan o ışıkların onlardan gitmesine izin vermeyeceğim.  Bir şeyler yapamayacağımı görüyorum artık, şansımı kaybediyorum.  “Sana baktıkça tatlım, Rus ruletinde kaybetmenin acısı gibi bir acı duyuyorum” (Dodo Conor, Can Çekişmenin İcapları)  “İçimden Şehirler Geçiyor…” (Feridun Düzağaç)

2 Temmuz/ Finish Him!

“Esas olan uzun yaşamak değil; kendinle barışık yaşamaktır evlat” Kaptan Teague Çok fazla insan üzülüyor çevremde son kararların ardından. Oysa hayat her şeye rağmen devam ediyor. 24 Ağustos 79, Pompei’nin üzerine lavlar akmaya başlıyor. Önce küller var tabi. Her şeyin başında ise şehrin tepesinde dev bulutlar… Geri geliyoruz, Pompei artık yok. 1700 yıl boyunca unutuldu. Unutulması, hiç olmadığı anlamına gelir miydi? 1860 yılında Giuseppe Fiorelli kazı ekibinin başına getirilmeseydi kimin umrunda olurdu lav altındaki bir şehir? 22 Mayıs 1960 Şili Depremi, modern uygarlığın tanık Richter ölçeği ile 9,5 büyüklüğündeki bu deprem ile oluşan tsunami dalgaları Pasifik'i geçerek Japonya'yı ve Hawaii'i bile etkilemiş ve toplamda 6 bine yakın insanın ölümüne sebep oldu. Şili de, okyanus da, okyanusa kıyısı ülkeler de hala ayakta. Temmuz-Kasım 1931 Huang He’nin öfkesi. Moğolistan'da bu nehrin donan su kalıplarıyla tıkanması ve nehre ismini veren sarılığın sebebi ...

hatt-ı hayat yoktur sath-ı hayat vardır

...ve o sath bütün hayattır. Olduramadığımız zamanlardan geçiyoruz. Birlik ve beraberliğe ihtiyacımız olduğu günlerde birbirimizden kopuyoruz. Bireysel teşebbüslere meylediyorum. Çok canım sıkılıyor, kuş vurabileceğim kimse yok. Ve hatta kuşlar felaketimin başlangıcı ama o konu bende gizli. Konu kilit. Burada olduramıyorsak, olduracak başka yerler bulacağız. Niyet etmek önemli.

dance me to the end of love

Çok zaman geçmiş son yazdığımdan beri. Yine de o güne geri alıp, baştan yaşamak isterdim her bir anı. Güzeldi zira. Çok güzeldi son 1.5 ay. Ya da 1 ay bilemiyorum. "Ölümlü dünya şen şakrak dönüyor Oysa insan hayatı tek ömre sığmaz. Ve hiçbir şey güzel bitmez."

Eskişehir

"Eskişehir'e gittiğinde ne hissettin yıllar sonra?" "Onlar da orada yaşamıştı. Kaldıkları yerde kaldın..." İşin özü eşeğin tenasül organıyla alakalı. Bundan dolayı da fazla verebileceğim bir cevap yoktu. Yeterli Google aramasıyla sonuçlara erişmek mümkündü aslında. Konu da bununla alakalı  http://yigitalper.blogspot.com/2013/02/25.html

Direk Dibinden...

Yıllar sonra eve dönmenin en kötü yanı, ortak anılara sahip olduğunuz yerlerden tek başına geçmektir. Ve bundan daha kötüsü en yaratıcı fikirlerin sadece metrobüs merdivenlerinde akla gelmesidir.

Konuşulacak Şeyler

"konuşacak hiçbir şey bulamazsak senin çekik gözlerinden konuşalım." ve şayet müsaade edersen çekik gözlerin hakkında çok bilimsel içerikler yayınlamak isterim. 

Ontolojik Bir Takım Ölümler

“Tutunamayanlar’ın Selim ontolojik bir şeyden ölmüş diyorlar, bilemem.  Bir bilene sormak lazım” Perşembe akşamının çok karanlık bir saati değil, etrafta hala arnavut kaldırımı üzerinde sürülen alışveriş arabası sesleri var. Maalesef sigara ve alkol yok evde. Dışarı çıkabileceğim bu sürede bitirilmesi gereken işler var; dışarı çıkmam demek eve bir daha geri dönmeme ihtimalimin olmaması anlamına geliyor. Gut hastalığından mustarip Ayşe Teyze telefonda yüksek tonda birilerine emir yağdırırken, azıcık nefes almak için açtığım pencereden bu berbat sesi duymam tamamen sınır tanımadığım talihsizliğimle alakalı. Nefes almak da, alamamak da benimle yine konumuzla alakalı ama. Uzun zamandır insan sesine alışmıştım, insan sevmiştim. Çok sevmiştim. Mutluluğu elinden alınmış insana üzülebilir insanlık. Üzülmeli de. Aklımdan geçen tonla güzel şey maalesef sadece metrobüste yer kapmak için mücadele ederken geliyor. En güzel eserlerimi o anları durdurarak ortaya koyabilirim. Yanımda def...

Yalnız

Kendi yazımı kendim editleyecek kadar yalnızım. Birileri gitti, birileri daha gidecek yakında. Yakında kendime günaydın diyeceğim sadece.

Aykut Kocaman ve 7 Ön liberolar

Ziya Doğan’ın Ayman’ı varsa, Aykut Bey’in de Selçuk’u vardır. Ve bu Selçuk bütün vatandır. Zalimin de zulmü vardır, sevenin Allah’ı. O Allah bütün hayattır. İnanıyorsan.  

Bir Takım Mihraklar

Mihraklar iç ve dış olmak üzere su damlatır. Su damlatır mihraklar ve uykumuzu bölerler. Boruların içinden geçen havanın sinsi varlığı polislere anons yaptırır. İşte bunlar hep dış mihraklardır. İç mihraklar da su sızdırır ancak herkesin kendisine yakışanı giymesi anlamına geldiği için hakkında yorum yapamam. Peki, bugün ne öğrendik? Her zaman save, en kötü save as yapmak lazım. Elinde çantayla metrobüse binme. Yanında biri varsa binebilirsin. Vapurlarda her zaman ilginç insanlar vardırlar. Ve martıların ayak tabanlarını görebilirsiniz tentenin altından.

2010

Bu aralar bulduğum huzurun kaynağı 2010 yılı maalesef. Maalesef diyorum çünkü demek elimde mutlu olmalık çok bir şey kalmamış veyahut ileriye dair planlarımız sönük kalmış olabilir. Olabilir de olabilir. Aslında yapmam gereken birkaç şey var ve aslında bunların hepsi bir an evvel olmalı. Maalesef (yine) sorumluluk sahibi değilim; aslında öyleyim de biraz daha mırıldanıp gerilmek bana huzur veriyor. Hayatın en güzel kısmı değil mi zaten onca hengâmenin arasında başka, saçma işlerle uğraşmak? Benim için de tam olarak böyle işte. Netice itibariyle ortalamanın oralarda bir yerlerde, vasat bir insan olarak hayatımızı sürdürüyoruz.

Yakında

Elimizde bulaşık yıkayan Yarı Tanrı Serkan, birbirini anında satan 5 arkadaş ve bir servis elemanı, Kelt güzeli ve Vancouver Belediye Başkanı var. Kısmet...

At the world's end

İşte bu tarz bir düşünce bizi bu karışıklığa soktu. Hız ve dolayısıyla da zaman kaybettik. Bir kere kaybedildi mi bir daha bulunamayan değerli zamanı. Hepsinin yeniden yapılması lazım. Hepsinin. Bu da bir çoğumuza ders olsun.

Tanrım beni neden terk ettin?

sebep

ve sonra eve girdiğim anda, kilidi çevirirken farkettim neden yaşamam gerektiğini. bir sebep var, orada duruyor ve ben borçlu hissetmekten çok mutlu etmekten huzur duyuyorum.

sen gelme ulan ayı!

her neyse. başlık belli. uzun zamandır ters akan kaderimin döndüğü güzel bir akşamdı. tövbekar bile oldum o derece. iyi geceler, iyi şanslar.

nefes alamama

Tarihe not düşülsün: bir süredir nefes alamıyordum yalnızlıktan. herhalde bugün hiç alamadım, anlatamadım, anlaşılmadım. izmire gidiyorum. hiç güzel sürpriz yok hayatımda.

5 Şubat

Konuşmak istiyorum. Konuşamıyorum. Üst üste tam 1,2, 3, 4, 5, 6, 7, 8 olay oldu gün içerisinde. Sonra Seda da dedi ki bana, “ben seni hiç panik olmaz sanırdım.” Ama yaşananlar da normal şeyler değildi. Aslında 9. da oldu, ama ona artık alışığım. İnsanların göğüs kafesinde at var, öküz var. Kendisini en narin sananda da var. Herkeste var. Oysa bazı detaylar var çok değerli. Şu anda cesaretim yok herhalde. Yakında olacak ama. O zaman tekrar karşılaşacağız.

26

Eskişehir... Her şeyin başladığı, ama bunu söylediğim kimsenin inanmadığı şehir. Herkesin kendisine ait bir hikayesi var. Benimki çok sık merak edilen, ama çok çabuk unutulanlardan. Eğer "sen bir şey anlatmıyorsun diye biz sormuyoruz" durumu olmasaydı, belki de sorulsa anlatabilirim bir şeyler. Anlatabilirdimdi. Çünkü konuşmak istiyorum son zamanlarda. Sabahlara kadar akşamlara kadar benden bahsetmek istiyorum, Mumbai'den bahsetmek istiyorum, Osmanlı'nın doğal sınırlarından bahsetmek istiyorum, ofsayt kuralını anlatmak istiyorum. Ama tüm bunları anlatırken kimsenin ilgisini aşırı şekilde çekmek istemiyorum. Her şey doğal olmalı bana kalırsa. Forest gibi, oturayım bir otobüs durağına, insanlar geçsin gitsin ben konuşabileyim kimsenin ilgisini çekmeyen şeyler hakkında. Eskişehir... 24 yıl ve 3 ay sonra ilk kez dün gece uyuyabildiğim benim küçük endişe mekanizmam veyahutta "aa ben de orada doğdum" demekten ileri gitmediğim, gidemediğim. Sözcüklerimi boğazıma ...

Y Kuşağı! Sosyal Medya'dan Kaçma

Y Kuşağı, pek çok isimle anılmakla beraber, gelecekte tam olarak hangi özelliğiyle tanımlanacağı kestirilemeyen talihsiz bir kuşak. 1979-1994 yılları arasında doğan çocukları, bugünün gençlerini ve geleceğin potansiyel yöneticilerini bünyesinde barından bu nesil, hâlihazırda Özal çocuğu, “Hamburger Çocuğu” veya 90’ların sonuna doğru da “Televole Çocuğu” olarak adlandırılırken; tüm bunlar yetmezmiş gibi hayatlarına bir de internet girdi. Hem de internetin gelişme hızı kadar hızlı bir şekilde. Tabii burada vurgulamak istediğim karşılaştırma internetin muhteşem hızından çok, erken dönem iletişim yöntemleri arasında sayılabilecek güvercin, ulaklar veya duman yöntemleridir. İletişim Fakültesi öğrencileri gözünden bakarsak eğer sosyal medya kavramı, Y kuşağının ancak son birkaç senesinde doğanlar için uygulamalı bir ders olmaktadır. Tabii ders alabilmek için gerekli donanıma sahip eğitmenlerin de bulunması önemli. Maalesef Y kuşağının sosyal medya dersi alabilecek çağdaki son dönem üyeleri...

Acemi Balık Gibi Ağlara Dolanıp

Hiçbir şey yapmak istemediğim, hiçbir şey yapmamamın adeta teşvik edildiği, eğer hayatımı güzel yapacak en ufak bir çaba sarf edersem boynumun oradan geçen dikenli metal zincir şah damarımı kesecekmiş gibi hissettiğim günleri yaşıyorum. Mutsuzum, 2 hafta oldu. Hiçbir şey daha iyi olmuyorken, nötr bir durum da söz konusu değil. Heathcliff’in Cathy için yıllar sonra “sanki her şey onun bir zamanlar yaşadığını, var olduğunu ve benim onu kaybettiğimi hatırlatıyor” cümlesinin artık öznesi, yüklemi gibi bir halim var. Ve her şeyin daha kötüsü de insanın kendini gerçekten yapayalnız hissetmesi herhalde. İzmir’den, sarı-kırmızı evladı olan birinden bir mail bekliyorum. Bekliyorum ki ben de kartlarımı oynayabileyim hayatın hiç beklemediğim anda çıkardığı aparkatıma karşın. Umut etmekten başka bir çaremiz de yok.

Çabamız

... Denk gelmemek için türlü türlü çabalarım olacak bundan sonra da. Çünkü ilk kez aynı şehirde olucaz hepimiz. Başım dik yürüdüm hep, o baş eğilmeyecek.

Ortaya Ortaya

Bir motivasyon gerekiyormuş; o da benim felaketim oldu. Bana öyle öyle bakmayınız, yazmaya tekrar başlamamın sebebi var; galiba eskisi kadar güzel değil hayatım. Ve eskisi kadar güzel olması için, yine eskiye dair bir şeyler yapmak lazımdı. Tanrım, ntvspor’da istatistik veren adam hakkında yazacakken böldün geçtin o adamı. Ne muazzamsın.

Şans, Şanssızlık

Eğer Çeşme Otobanında direksiyonu titretecek kadar hızlı gidiyor olsaydım, günlerdir yaşadığım bunaltı geçebilirdi. Ama geçmiyor. Çünkü gökten yağdığı zaman bile bana bijon anahtarı, direksiyon veya stepne düşmüyor; başka bir şey düşüyor. Okuduğum kitaplarda tam da böyle zamanlarda ana karakterler birileriyle tanışırdı. Genellikle depresyon halin Gizli Ajans’ın Musa’sı olduğu için ve bir sevgilinin her şeyi değiştiremeyeceğinin farkında olduğum için, ben de günlerdir Şaban gibi asortik bir arkadaş bekliyorum. Bekliyorum ki bu ani çıkacak kişiye merak duyayım, tüm zehrimi, acımı atamasam da onun garip hareketlerini içimde yorumlamaya çalışırken nötrleyebileyim. Ama gördüğüm kadarıyla şansın faktörünün tüm birleşenleri bir kez daha bana karşı birleşmeyi uygun görmüş, yine beni geride bıraktı.