Kayıtlar

Mart, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

sonun sonu

Elimden geldiğince kendimi ifade edebildiğimi sanmıştım ben bunca zamanda. Sadece blog için geçerli değil bu. 4 yıldır bir okulda okuyorum. Sevmediğim insanlar da ders verdi bana, ders veremeyecek kapasitede olduğuna inanmadıklarım... Ama sevdiğim insanlar da oldu. Derslerine girmekten zevk aldığım, akademik/sektörel vs tecrübelerini sevdiğim. Ne kadar kanırtsalar da, susup daha iyisi için kendimi motive ettiğim kimselerden ders aldım. O yüzden, geçen dönemki role playing hadisesinde sıkıntı yaratmadım. Daha iyisi için kendimi motive ettim, güzel olduğunu sandığım bir Suplay işi yarattık. Bunu yaratırken haddinden fazla gerildik zaman zaman. Bütün bir projeyi silip attık yer yer. Herkes Üsküdar'ı geçerken, biz emekliyorduk. Sonra 12 ocakta sunduk ve bitti. Ben öyle sanıyordum. Kendimi ifade edememişim. akşam hiç anlamadığım bir sınav var, bu mevzu da binince üstüne ne uyumak, ne çalışmak mümkün. İşin kötüsü ben cuma günü nasıl giderim okula onu düşünüyorum. Kendimi ifade edemiyorsa...

daha güzel bir perşembe değil

Bana günlerdir saydırıyorsundur muhtemelen. Ama yapmacık samimiyetini görmüyor da değilim. Sen istedin, istemeye istemeye, ben de gideni taciz etmeyip, yan yollardan hıncını çıkartan her erkek gibi yaralarıma anason bastım. Bana kalırsa, seni rahatsız etmekten daha iyi bir yöntem bu. Bunu neden mi söylüyorum? Çünkü benden beklediğin şey bu bana kalırsa. Ben, senin için değil, kendim için senden uzak kalıyorum aslında. Bundan dolayıdır ki, benim iyi yada kötü olduğumu hissetmene gerek yok, kaldı ki hissedemezsin. Bundan dolayıdır ki, benim yaşadıklarımı ve yaşayacaklarımı hiç bilmedin ve bilemeyeceksin. Bilmek için de en uygun yerde olmadın, olabileceğin zaman da ben orada değildim. Kısmet değilmiş, kaldı ki ben geri dönüşlere inanmayan biriyim. Yani bu aşk burada biter ve ben çekip giderim diyeceğim noktadayım. Hafızamın sana ait kısımlarını büyük bir zevkle silmeye çabalıyorum. Çok istediğim bu şeyi, çok yakında gerçekleştireceğimden şüphen olmasın. Vazgeçmek de normaldir bu hayatta. ...

kara cuma

Yılların kaybını, avuçlarımın arasından kaybolanları unutabilecek miyim? Bunun hesabı sorulmayacak mı? ne dolduracak ki o dünya üzerinde eşi bulunmaz boşluğu. Ne gerek vardı geri gelmeye bunca zaman sonra? Çocukluğuma dair en güzel anılarım… her gece eş, dost artık kim varsa yatırıp o stadın büyümesini izlemek…sonra tarihin en büyük haksızlıklarından birine maruz bırakılmak. Arkamızdan bağıran sefil ruhlu, ama galip gelebilmiş onlarc açığlığı bırakmak… Çocukluk arkadaşını bilinmeyene yollamak. Alışkanlıkların yok olması. Bir daha yollar kesişir mi diye susmak, beklemek. 18 mart, bir daha uğrama bana.

Ortaya Karışık-yiğit edition-

http://hasanseker.blogspot.com/2011/03/ortaya-karsk-prg-5.html Hasan’a ek yapmam lazım. Sonuçta programın sahibi o. esasen aramızda böyle bir şeyin lafı olmayacağı net bir şey. Yine de devamlı misafir gibi bir şeyim. Programdan sorumlu değilim en azından. Bugün eğlenemedik. Nedenleri biliyoruz. Sayamayacağım buraya. Saymak da istemiyorum. Kimsenin kasıtlı bir müdahelesi söz konusu değil çünkü. Hasan, Ortaya Karışık’ı yaratırken ne düşündü, kendi bloğundan okunabilir. Benim için Ortaya Karışık, sesimi duyurabildiğim, duyurabileceğim, bunu yaparken sınırsız saçmalayabileceğim bir ortam. Absürd her şey yaşanabilir burada. Tüm sıkıntılar unutulur, hayatın bokluğu gözardı edilir, hatta yeri gelince taşak da geçilebilir. Misafir olarak davet edildiğim ilk programda Hasan ile bunu yapabileceğimizi gördük. Kaldı ki, bunu dinleyen kitle belli. Bir araya geldiğimizde dönen geyiğin, biraz daha kontrollü halini yapıyoruz. Geyik çevirdiniz mi siz hiç? İşte bunu başarabiliyoruz. Belki de hiç tanımad...

Gırgır Cafe -şubat 2009-

Eskiden yazdıklarıma bakıyorum. Evrimimi gözlemliyorum. Gece itibariyle hayatıma soktuğum Ales’in de etkisi var bunda. Uyumak lazım, uyuyamıyorum. Sabah kalkmam lazım oysa erkenden. Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak böyle bir şey. Gırgır Café entrysini gördüm, bundan 2 sene önce yazdığım. Anlık gittim geldim şubat 2009’a. Durumumuz şu; Ozanla beraberiz. H ve S adlı iki arkadaşla beraber olmuşuz önceki yaz. Ve ben 2008 yazından bahsedip şuracıkta kendimi kesmek istemiyorum. Ondan dolayı, belki daha sonra o yazı anlatabilirim. Ama netice itibariyle H ve S ne tesadüf ki eşzamanlı olarak Ozanla terketti beni. Sonra ikisi de itin götüne girdiğinde pişman olmuş olmaları çok güzel. Hayat bazen güzel olabilir. Zaten H’ye kin tutmadım. S’y tuttum sağlam, beni ilgilendirendi o sonuçta. Uzun uzun kavgalardan sonra, bir araya gelme şansımızın olduğu tek ocak gecesinde ki, beni bulmuştu... sanırım bir daha kimse bulamaz beni o kadar, başka bir adamla uyanmayı seçmişti. Soğuk duşu da oldu bu, geri...

bırak beni

bırak beni yeter aldattığın yeter bırak beni deli ettin artık çek git bu nasıl sevgi sen kendine aşıksın sen yalancısın hatta sevişirken bile yabancısın sen kimsin sen ne rahat insansın bırak bırak benim için ne mümkün ayrılmak ben ayrılamam sen beni bırak bırak... bırak... seviyorum kahretsin seviyorum elimde değil çok seviyorum ah neden yaşadığım en deli aşksın sen seviyorum kahretsin seviyorum elimde değil çok seviyorum ah neden yaşadığım en deli aşksın sen çok istedim, unutmak istedim esmer ellerini gözlerini, kokunu, yanık tenini bana dokunduğun anda hislerimi unutmadım oysa sen bir yalancısın sen kimsin sen ne rahat insansın bırak bırak benim için ne mümkün ayrılmak ben ayrılamam sen beni bırak bırak... bırak...

hayatta hiçbir şey az olmamış olabilir senin kadar

ben suyumu kazandım da içtim. ekmeğimi böldüm de yedim. alkışı duydum, ihaneti gördüm. sesim de oldu, sessizliğimde. sen de başını alıp gitme n'olur. n'olur tut ellerimi. hayatta hiçbir şeyi özlemedim, senin kadar, ve hiçbir şeyi istemedim, seni istediğim kadar. sen de başını alıp gitme n'olur. n'olur tut ellerimi. n'olur...

ne yaptım ne ettiysem olduramadım

canım acısa da yapmam gerekeni yaptım. dersimi aldım, herkesin iyi olması için tamamen kaybolmam lazımmış. hoşçakal betty. gözyaşına tahammülüm olmadı. psikolojik baskıya da. ne yazık ki böyle bir insanım. başka türlü davranılsa kesin bir yol bulurdum. aklımdan geçen tek şey telefonun kapanması oldu. bir başka zamanda demek istiyorum... diyemiyorum. bu sefer dilim yanmadı, kömür oldu.

Hassiktir

ağız dolusu gülebilirim şu anda. Şu mitler ve inanışlar dersi... bambaşka geçecek. uzun zamandır kaçtığım iki eski sevgilimi denk getirdi bana. ulu manitam korusun beni. bir diğeriyle de izmir sınırlarında denk gelebilme ihtimalim olsa... uçan spagetti canavarı aşkına... kaç kaç.

Sevgi

Ben hani uyuyamıyorum ya 'küt' diye, senin gibi. Aslında o arada da seni seviyorum işte.

Avrupa Eşiğinde Kalmak

Bir ay önceden Güzelyalı sahilinde yer alan, kıraathane denebilecek kıvamda, lakin son 4-5 senede adeta bir kapalı tribune edası yakaladığımız mekana rezervasyonumuzu yapmıştık. Şaka şaka, maçın olduğunu sabah arkadaştan gelen mesajla öğrendim. Klişe olmakla birlikte, aniden lig bitse aylar sonra haberimiz olacak taraftar olarak. E bayadır da hafta içi maçı yapmadığımız için bilememiş olmak doğal fikstürü. Her neyse, az önce de belirtmeye ve betimlemeye çabaladığım mekanda önce Buca-Gençler maçının son dakikalarını izledim. Bir şey yoktu orada da. İzmirli olarak Buca geçse de gönüllerden, Gençler’İn yeri hep başka olmuştur. Sevindik gençlerin tur atlamasına, çok belli etmemeye çalışarak. Trt HD iyi çalışıyormuş yahu. Baya başarılı. Adeta bir PES, bir Fifa oynarcasına, capcanlı izledik müsabakayı. Trt cemaate bağlandı söylemlerine katılmıyorum, kameraman gayet Arena’daki hatunlara kaptırdı kendini. Neyse efendim, saat 8de başladı maçımız. Insan bekliyor ki, tutunacak son dala tüm gücümü...

Behzat Ç.

elimizde şu var; behzat ç. sevenleri, nuri'den sonra bir düşüş yaşandığını iddia etmekte. ki doğrudur. ekşisözlük'te de pazar günü finali yapacağına dair panik havası estirildi. ben de medya satın alma bilgimle şunu yazdım; gecekondu en son 13 şubat günü yayınlanmış. rating ve share ölçümleri şu şekilde; 63 gecekondu talk show star 24:56 0,9 10,2 0,9 ratingi. yani türkiye'de 20 milyon tv varsa bu kadarın 0,9'u sadece bu program için açıkmış. share ise yayın süresince açık olan tvlerin oranıdır. bu da her 100 tvden 10.2'sinin bu programı izlediğini gösteriyor. medyasatınalmacılar, ne bileyim programları sıralayan, yayınlanmasına veya yayınlanmamasına sebep olan kimseler ratingi baz alıyor. bence share daha önemli ama görüldüğü üzere 13 şubatta yayınlanan son gecekondu bölümü 63. sıradan girmiş listeye. 0,9 rating alarak. aynı güne bakarsak ki, efsane 20. bölüme denk gelmekte bu bölüm, behzat ç. 4 behzat c.'bir ankara polisiyesi' serials turkish star 20:33 6,6...

Bitmez

Aksiyon bitmez, bitmemeli de zaten. En sıkıcı geçeceğini sandığım gecede bile bitmedi. Ama değdi, güzel oldu yani.

Bir Alex

Geç uyanmak, hiç uyanamamaktan daha iyi. Zaten ders programım da bir devlet lisesi gibi olduğu için, geç ya da erken uyanmışım kimsenin sikinde değil. Olmaması da lazım zaten, normali bu en azından. Al sana brief, fakülte videosu çek, ayrıca İzmir’e doğalgaz geliyor, onun kampanyasını hazırla. Sikmeseler bari. Olacak, o da olacak. Sıkıldım. Sıkılınca miyavlarım ya da daha beter şeyler yaparım çocukça. Bahar ilaç aldı, sonra jelatin kelimesini şu anda uygun gördüğüm şeyi bıraktı masaya. Ben de parçaladım bunu her parçada tek tablet yeri olacak şekilde. Ajansta elden ele dağıtmaca oynamadım. Şöyle oluyor bu oyun; bi parçayı alırsın eline, Perkin’e uzatırsın, bunu Elç’e ver, o da Onur’a versin dersin. Elden ele, dünyanın en gerizekalı cismi sınıfı dolaşır. Mevzuyu çakanlarla birlikte eğlenirsin. Normalde şu saatte Almanca olması lazımdı ama zaten yeterince ‘Wunderbach’ olduğu için her şey, gerek yok kendisine. Bu arada, bu gece ne bok yiyeceğim yine, yeni ve yeniden meçhul. Baya baya ayla...

Betty

'Seni şahsi hamamböceğim ilan ediyorum Betty. Bundan sonra, sen gözüme gözükmeyeceksin, ben de ekmek kırıntısı bırakacağım gidebileceğin her yere.' Bir buçuk ay falan oldu Bet ile tanışalı. Şöyle oldu; bir gece –sanırım final zamanı- adeta kafam ebatlarında bir canlı mutfak mermeri üzerinde hareketlendi florasanın sesini duyarak. Kafam konusunda çok ciddiyim, o hayvani cüsseyle refleks manyağı olmasını açıklayamıyorum mesela. Anne mesleğinden ötürü ara ara eve yollanan, minik zeytinyağı şişelerinin arkasında yaşamayı seviyor. Geceleri ne zaman mutfağı ziyaret etsem muntazaman orada antenlerini görmemin başka anlamı olmasa gerek. Hamamböceği gördün mü öldürürsün. Olayın kuralı budur. Ama buna zarar verecek olursam, korkarım TCK girer işe. Cesedi gömmek ayrı dert. Çöp almaz ki kendisini. Ben de uzun süre görmemezlikten geldim. Kendisine karşı yekpare savunma aracımı da uzun süre sonra buldum; sineklik. Gerçi bu gizli ve ölümcül silahı henüz kullanmadım. Bu gece yaşadığımız münase...

son bir söz

Anlaşıldığı kadarıyla ileri demokrasi blogger'ı da vurmak üzere. Hatta yer yer vurduğu iddia ediliyor. Yani, Ttnet abonesi olarak son saatlerimiz kendisiyle ilgili. Ben bu ülkeye dair hiçbir şeyden hazzetmiyorum. Benim için bir şeylerin iyi ya da uygun olduğunu düşünen insanların, benden daha nitelikli olduğunu sanmıyorum. Liseden beri bütün yazılarımı toplayıp, ileride hem kendi arşivimi hem de iş hayatında bir referans olarak verebileceğim bir parçamı birileri bu gece çalıyor. Digiturk üyesiyiz evde halihazırda. Blogspot üzerinden yayınlanıyormuş o dünya rezili Tsl maçlarınız. Siz de bundan dolayı bütün kullanıcıları iki gram zevkini sokup çıkarıyorsunuz yerin dibine. Benim için düşünmeyin, kendinizi düşünün. Komik oluyorsunuz. Ve evet, total 10 takipçim, hoşçakalın. Zaten istesek birlikteyiz, istediğimiz zaman. Sevgilerimi sunarım. 1 mart 2011, İzmir