Kayıtlar

2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Cehennemin dibine git 2018

Şok nedir, bu sorunun sözlük anlamı ötesini iliklerimde hissettim. Yalnızlığın tüm anlamlarını yaşadım. Kalbini verdiğinin ihanetini dibine dek... İnsanın cehennemi her günü tekrar yaşamak. Benimki, her gün hayatta kalacağıma önce kendimi ikna sonra çevremi ikna oldu. Simdi çantamı topladım, ihtiyacım olan yere gidiyorum. Her gün hayatta kaldigimı kendime ispat etmek en harika challenge. Ben yaptım üzerime düşeni. Şimdi sıra evrende. Kapatılacak çok mezar var. Yeni medeniyetimizi kuracağız daha.

Sene finali

Resim
Bu sene cok final, çok başlangıç, çok garip ve bir sürü çok cok garip şeyler yasandı. Küçükken hepimizin hayatlarının gizli bir kamera tarafından dizi olarak izlendiğine inanırdım. Her birimiz bir yayının kahramanıydık. Bu düşüncemi doğrulatmak için büyüklerime sorardım. Ne cevap aldığımı hic hatırlamıyorum. Bugünden bakınca, evet bu biraz pro bbg hayalimden ibaretmiş. Ama önemli noktaları hala sezon başlangıcı ve sezon finali olarak degerlendiriyorum. Bu, soundtrack olmayan parçaları soundtrack olarak değerlendirmemi de beraberinde getiriyor. Cehennem gibi bir seneydi. Farklı açılardan hepimiz ama hepimiz büyük felaketler yasadik ama en nihayetinde birlikte kalanlar -bence- güçlü kalmaya, ayağa kalkmaya çok yakınız. Yine de bugünlerin ilginç bir sezon finalini içerdiğini söylemeden edemeyeceğim. Şimdi her şey biraz darma dağın. Bunları düşünürken kulaklığımda çalan parçayı paylaşıyorum. Telefondan yazmiyor olsam, bu parça cok daha harika ifade edilmeyi hakediyordu.

Noel öncesi

Buraya gelip başkalarından alıntı yaparak yaralı/duygusal/kalbi kırık imajı çizmenin anlamı yok. Ayrıca bu tür kalbi felaketlerin bir tek kendi başına gelmiş ve bundan çok yaralanmış gibi bir imaj çizmenin de anlamı yok. Felaketi özelleştirmenin anlamı yok, özellikle kalbi konuların. Sosyal medyanın yanlış ellere geçmesi neticesinde böyle bir tayfa türedi ve hepsi çok büyük acı çekiyormuş gibi davranıyor. Özel hayatlarında, bildiğim en kahpe tayfa da bu. Özel demeyelim, genel.

Sene-i Devriyeler

Beni biraz tanıyan herkes benim yıldönümlerine ne kadar önem verdigimi bilir. Evlilik (hiç olmadı), tanışma, sevgili olmak gibi ucucu şeylerden bahsetmiyorum. Hayatin kanli canlı akışından bahsediyorum ben. Ölümden ve kalımdan. Geçen sene bugünlerden birkaç gün sonra yaşadığım şoku yazmıştım. Simdi kimin ittigini ve kimin elimi tutmadığı geliyor aklima. Hatırlamak zor ama bunu bu kez ben kazandım demek de ne kadar harika bir his. Sağ kolumla sol omzumu kaldırdım da ayağa kalktım. Ben bunu sonsuza dek yazarim.

Derin bir nefes

En uzun gecenin gündüzü çok hızlı işledi. Koştur git hastaneye, sonra akşam aktivitesine... Ertesi gün kalk git asker uğurlamaya, az önce dönmüş ol. Derin nefes alıyorum... aldığımı veriyorum sonra. Derin nefes almak değil, onu verebilmek huzur.

ada, silah, yalnızlık 2

Bölüm, telefonlarıma çıkmıyor. Doktorla konuşamıyoruz. Eve anlatamıyorum, farklı sağlık sebeplerinden kaynaklı. Eğer başarılı olursa her şey, annem de benim de her şey yolunda olacak. Ama şimdilik bu bir sır, ki kendimi adada ve yalnız hissetmemin en büyük parçası İzmir'in farklı noktaya odaklanmış olması. Silah var. O ben miyim, başka bir şey mi şimdilik bilemiyorum. Keşke dayanışabileceğim bir başka seçeneğim olsa.

Ada, silah, yalnızlık

Bugün hava kapalı. Yağmur var. Sabahtan öteye geçemeyecekmiş gibi bir gün. Oysa öğle yemeği saati geldi. Dün akşam farkettiğim şey o karanlık günlerden beri ilk kez aynı kaygıyı yoğun bir şekilde yaşattı bana. Henüz tek bilimsel kişiyle konuşmadan bir şeyler anlatmak istemiyorum kimseye. Umarım benim hüsnü kuruntumdur. Ve bunun böyle olmasına çok ihtiyacım var. Keşke beynini yiyebileceğim ve karşılığında şefkat görebileceğim birileri olsaydı yakınlarda.

Türkçerap

Her şey "Ölüler Dirilerden Çalacak" ile başladı. Dönüşümde bazı şeylerin değişmiş olacağını öngörüyordum. Öyle de oldu. Mayısta "haha, bu ne vasatlık" dediğim her şeyi dinliyorum. Aşırı mutlu ediyor bunlar beni. Az önce bazı şeyler oldu, minör ölçekte. Sonra şakalarla kapattık konuyu. Dünya realitesinden kopuk hissediyorum kendimi ve bazı şeyler aldatmaca gelmeye başlıyor. Bu da fazla odaklanmamaya sevk ediyor beni. Tabii her şeye değil. Mesela basireti bağlı bir hanım ilgimi son derece cezbediyor. Ama hayatıma paydaş istiyor muyum, bak bundan hiç emin değilim. Tüm bunları MaryJane dinleyerek yazıyorum. .Loopa atarak yapıyorum tüm bunları. Seni kötüleyebilecek kadar kötü bir kalp henüz var olmadığı için bazı sözleri tam uymuyor ama "...Yan yana o kadar iyi duruyoruz ki bizim adımıza filtre yapmalı Snap-chat..."

Dent, Prefect ve 6'lı Arjantin

29.kasım.2018 uzun cümleleri sevsem de başarılı olduğumu söyleyemem. Matematikte de, fizikte de benzer sorunlar yaşamıştım daha önce. İnsan sevdiği şeyi başarmak zorunda mı? Bence değil. Bunun tam tersi örneğinde DNA Otostopçu'yu yazmıştı. Sevmemesine rağmen acayip hikayeler çıkmıştı. Edebi olarak elbette bomboştu hepsi, bunu kendisi de söylerdi rahmetli. Ama eğlence olarak, bakış açısı olarak harika işler çıkardığını itiraf etmemek için ya hayalgücünüzün kısıtlı olması ya da fazlaca ketum olduğunuzu gösterir. Bu konuyu ciddili yazmaya gayret gösteriyorum çünkü hikayenin kahramanı Arthur Dent ile çok ama çok benzer hisleri yaşadığım zamanlar oldu. Sonsuz bir yalnızlıkta ve daha da kötüsü, hayır diğerine göre çok kötüsü, sonsuz bir zamansızlıkta yaşadığım bir dönem geçti. Çok şeye şaşırmama konusunda kendimi eğittiğim bir dönem de olmuştu içinde bulunduğumuz yüzyılın başlarında. Böyle yüzyıl, bin yıl, önceki milenyum vs deyince çok acayip şeylerden bahsediyormuşum gibi geliyor...

3 Aralık saat öğleden sonra 3 küsur

Bir sürü teranenin bir tanesinin sonuna geldiğimiz ve kendimi ödüllendirmeyi fiiliyata döktüğüm an. Akşam antep fıstığı soyarken, bunu en son ne zaman yaptığımı hatirladim. Sonra an'a döndüm. Cok garip, cok cok garip. Ne acılar yaşandı ve sonunda galiba bitti.

bidahademicem

En sevdiğim hücrelerim bana ihanet ettiği günden beri ve en sevdiğim zat ve hatta 1 eliyle bir başkalarının 1000 elinin eline verebilme potansiyeli olduğu ama asla o 1 eli uzatıp da beni kurtarmaya yeltenmediği zamandan beri insani duygularımı biraz kendime biraz da son derece yakınlarıma sakladım ama tüm bu insani duyguların içinde küçük kaygı tanelerinin de olduğunun farkındayım gibi davransam da kurtuluşa her an 1 adım daha attığımı düşünmek biraz olsun içimi rahatlatıyor sanıyorum. Nokta kullanmadan bu kadar yazabildim. Noktasız ve e harfsiz nereye kadar yazabilirim, bu konu hakkında ufacık bir fikrim yok. hayat bir iddia falan değil; savaş alanı. önce yüzüne bakmaya kıyamadığın ve sonra kendi hücrelerinle savaşırsın. netice itibariyle "herkes gider mi?" sorusunun cevabını vermiyor hayat; bunun yerine uygulamalı çalışıyor. Ben salı gününün planını yapıyorum, yapacağım.

yedigünyirmidörtsaatiyiceeğlenmeliksosyalçevreningüzelliği

Aklıma geldi bunlar yoksa müthiş bir anlam ifade etmiyor. Ediyor ama tam olarak böyle değil. Zarmay'ın da dediği gibi "tam zamanında" yapılmış bir plandı bu. Ve tam zamanında iyi geldi. Bakınız muazzam bir 4 günden bahsediyoruz. Haftaya PET çekimim var, muhtemelen bir şey çıkmayacak ama yine de endişesini yaşamam gerekirken son 4 günün saadetini yaşıyorum. Tüm bu korkunç şakalı senenin bana getirisi duygularımı düzenleme yeteneğimi geliştirmem oldu. An'dan haz almak konusunda oldukça olumlu adımlar atıyorum. Eskiden olsaydı, "eve döneyim", "hadi eve dönelim, eğlendik güldük yeter" olurdu. Bu kez uçağın türbülansının bile tadını çıkarmayı öğrendim. Öğrendim demeyelim de, öğreniyoruz diyelim. Netice itibariyle ben bunları burada anlatmayacağım ama kelebek etkisinin en başarılı kombinlerinden birinin parçasıyım. Çok hoşuma gidiyor. Diğer yandan, şu önümüzdeki pazartesi geçsin de... cesaretimizi toparlayalım da çok güzel şeyler yaşayalım... Bir d...

Beklenmedik bir türbülansa karşı lütfen kemerlerinizi bağlayınız

Öyle deli divane değil ama bekliyoruz aralık başı tertemiz geçsin diye. Böyle salak gibi beklemek de ne garip. Sanki ölüyoruz. Ama ölemiyorum da... Ana odaklan ana...

Neydi o ne zaman ne olan?

Resim
Usul usul çalışırken Spotify'da çalan bir şarkıya tutuldum. Bazı aylar bazı senelerde daha bir heyecan verici olmuştur benim için. Eylül denince okulların açılması, bir şeylere devamlı acele edilmesi bir örnektir. Ya da ne bileyim ekim başları -bakınız bu çok ilginç- 2000 ekim başında saçma sapan uzun bir öksürüklü hastalığa dolanmıştım, bunu hatırlatır. Geldik kasıma, kasım ayı anlamlı değil bence. Bu seneye kadar yılbaşından önceki son dönemeç, gereksiz ay, "30 çekiyordu değil mi bu ay?" sorularının odağı olmak haricinde çok fazla anlam ifade etmiyordu. Bir de bazı kokular var... O iş biraz soyut hadise. Birileri hala birilerinin parfümünü sıktığı zaman, birilerinin aklımıza gelmesine neden olan saçmalık. Bir de bazı şarkılar var... 2011 kasım ayına dönelim mi diye teklif etseler, sahiden bunu kabul ederdim. Edebilirdim. Daha sakin, daha az gergin, daha huzurlu bir hayat vardı o zamanlarda. İnsanların "yahu saçmalama" dediği noktada ben o sakinliği çok sevmi...

Perfect Match

Böyle bir his vardır, bir anda olur. Mesela ilk anda göz beyazını hissedersin, ilk gülümsemede Mona Lisa gibi yüzünün yarısının sırıttığını görür ve gülersin. Denizden, okyanustan binlerce mil ötede sıkıntıdan can verirken bir kara balinası aranızdan resmi geçidini tamamladıktan sonra bir çift gözü yine görürsün. Ya da tabu oynarken verilen arada neden bilinmez saçını seversin. Ya da başka bir sürü şey olur. Hepsinin ortak noktası başkasının getirdiği saadeti başkası götürür. Ben buna mahal vermemek adına cumartesi sabahı deli fikriyle uyandım. Çabamı sarfedeceğim. Daha güçlü olacağım. ---------------------- 5 saat sonra ben buna ekleme ihtiyacı duyuyorum. Biraz öğleden önce kalabalığına geldi bu yazı. Çabayı sarfetmek ve daha güçlü olmaya niyet etmek güzel; ancak kendimi baskı altına almayacağım. Hayat sahiden güzel ve kısa. Bu akşam yemek istediğim şeyi yarına bırakırsam ve yarın başıma bir şey gelirse... Kendimi gerçekten affetmem. Ama bu serbestliğin de belli kurallara uyması...

2018

Hayatımı yoluna sokabileceğim sanrısıyla bu seneden çok bir şey beklemem hata. Tam dünyanın sırrını çözeceğimi düşünürken Vogon inşaat gemileri kabaca tasarlanmış minik mavi gezegenimi yok etti. Yine... Kendimi ice age'teki sincap gibi hissediyorum. Ama acayip şeyler olacak. Çok güzel olacak. Kemoda bile vazgeçmedim şimdi hiç geçmem.

Tesellisi?

Boethius'un Felsefesi başında güzel başlayan -Yunan felsefesinden esinlendiği için-, sonrasınd Hıristiyan ahlakına döndüğü için saçmalayan kitap. Açıkçası ikinci yarının "hiç" bitmemesi biraz ömrümden ömür aldı. Biraz geçmişe gidiyoruz, ne saçma şeyler olmuş öyle? Ben bugünden bakınca çok gülüyorum, çünkü komik. Göks burda olsaydı da deli gibi gülseydik. Oysa insanlar ben eğlendiğim zaman tüm bunlara, çok üzüldüğümü sanıyorlar. Ve yine oysa çok da sikimde değil geçmişin trajikomedisi. Ben oradan eğlence alıyorum. Daha büyük dramlar var hayatta. İnanın böyle... Ben bir şey dedim, bundan sonrası çok ilginç ve güzel geçecek dedim. Bekliyorum o günlerin tam anlamıyla içine düşmeyi. 1000 yıllık huzur döneminin eşiğindeyim. Geri dönüş yok buradan. Emin olun bu durumu tüm yaşamışlara vurursak, ortalamanın üzerinde hak ettim.

İtlik ve serserilik

Resim
"Elbet birgün bahsedicem sana unutmak istediğim olaylardan..."

Ne güzel olurmuş...

https://soundcloud.com/daphead/ne-guzel-olurmus

Kahkahalar

İntikamın en iyi yolu gülümsemek, bol gülmek, kahkahalar... Sağlıklı kahkahalar zamanı geldi.

Coming back to life...

Sonrasında önce aydınlanma, sonra uzatılan el, ardından yolculuk... Sonra yine yolculuk... En nihayetinde biraz huzur, bolca çalışma (henüz karşılığını alamama) sonra yine yolculuk... Her şey normale dönüyor. Daha da normalleşecek. Güzel olan her şey normalleşecek hayatımda.  Dünya bizim keyif kahkahalarımızı dinleyecek.

Tüm pespayeliğiyle...

Dönüyor dünya ve hala dönüyor olmasını aklım almıyor. Oysa dün gece kıyamet çoktan kopmuş olmalı, evrende artık yer işgal etmiyor hale gelmeliydik. Hatta mümkünse ortak evren hafızasından da silinmiş olmamız lazımdı. Tüm bunlar hiç yaşanmamış, tüm başka şeyler hiç olmamış ve neredeyse kıyametin koptuğu bile unutulmalıydı. Ama olmadı. Kıyamet kopmadı. Ama "Büyük Felaket" oldu. Lokal bazda. Kalp ve aklın olduğu yerde. Kalp ve aklın birlikteliği çok önemli. Aşkın ne olduğuna dair hepimizin kendine ait görüşleri var olabilir. Kişisel fikirlerimiz aşkın ne olduğunu tarif etmeye tek başına yetmez. Onun için aşk nedir diye sorarsak subjektiftir diyebiliriz. Hayatım boyunca bir kez sebepsiz güldüğüm bir dönem yaşadım. Ayaklarım çizgi film karakterleri gibi birbirine dolaşa dolaşa dans figürleri sergiledi. Muhtemelen beni yürüyor sanıyordunuz siz. Görünce, düşününce yaprak gibi titrediğimi de hissettim. Tüm bunlar benim için aşkın tanımı oluyor. Hissettiğim için biliyorum canım ...

Son

Kemoterapi, bitti dendiğinde de bitmiyor. Uzun bir serüven. 5. küre geçildiği zaman "artık bitti" demiştim. Temmuz ayına girerken yine demiştin. Son gün, "artık bitti" demeyi algısal olarak en çok hak eden gündü. Ama hayır, bitmedi. Çünkü bulantı ilaçları vardı. Bulantı ilaçları 0. gün-2.gün olarak alındığı için, 48. saatte ilaçlar bittiği zaman "artık bitti" demem gerekiyordu. 3 hafta şehirden çıkamayacaktım; çıktığım zaman bitmeliydi. Çıktım, daha bitmemişti çünkü önümüzde tedavi bitirecek PET çekimi vardı. PET için geldim ve bitti...

AS

Ayşe ve Şahin isimlerine sahip bir çiftin Şahin'inin Ayşesine yapabileceği güzel jestlerden biri AS plakalı bir araca sahip olmak. Ayrıca dört başı mamur gelin arabalarının arkasına yazılan kısaltmalar da tatlı olabilir. Neden gelin arabası, gelini niteler bilemiyorum. Muhtemelen alınan gelindir ve gelin her zaman edilgendir. Her neyse A.Ş her zaman aaşe olarak okunur. Böylece fonetik olarak kadına jest olur. Lüzumsuz üstleri sevenler için süper haber. Karşı komşu, Ayşe denen birine seslenirken ve aynı zamanda yoldan AS plakalı bir araç geçerken geldi bunlar aklıma.

Bildirim tonu

Bu yazıyı size bir deniz kenarından yazmanın kıvancını yaşıyorum. En sonunda... Aklımı ve kalbimi yitirdiğim bir sene boyunca, bu kadar uzağa kaçmayı dileyecek kadar çok savaştım. Aklımı kaybetme sebebim olan şeyi yendim. Kalbimi kaybetmeme sebep olan şey de beni yendi. Tekrar ayağa kalkmak benim sevdiğim meydan okumaların başında yer alıyor. Netice itibariyle başarabilirsem bir süre yokum. Bunu buraya yazmamın sebebi, bilin. Önem verdiğinizi iddia ettiğiniz insanın bir yere bir şey yazma ihtimalini göz önünde bulundurun.

Bitişin heyecansızlığı

Biz de şu anda Barcelona yolunda olabilirdik sevgili EU vatandaşı arkadaşım. Ama bana söz verdin, ben de bekleyeceğim o kutlu günü. Birazdan 72. saati tamamlayacağız ve teorik olarak ilaçtan arınmış olacağım. Mutsuzluktan ölmeyi bile başaramayanların dünyasından uzak kalacağım yeni bir hayatın eşiğindeyim. 90 yaşına kadar, sağlıklı devam edeceğim.

Bir dal

Aşağıya kişisel notlarımdan birini bırakıyorum. Bu da size güzellik olsun... "... Yarını düşünerek yaşamak anlamsızlığı üzerine kendimi daha çok geliştirmem gerekiyor, farkındayım. Bu süreç tam olarak bir mola olarak değerlendirilemez çünkü mola, ara vermektir. Ara verdiğim şey sosyal hayat oldu. Sosyal hayatla ilgili endişem yoktu. Daha ziyade kendi düşüncelerimle ilgili endişelerim vardı. Evet, bir takım eleştirileri almakta haklıydı insanlar. Ben Sılayı bile yer yer haklı buluyorum; buna karşın benim de haklı olduğum devasa –kafasından büyük- bol konularım var. Netice itibariyle son dönemde bir Yunanca, bir de kodlama konusu var üzerine çalışmak istediğim. Bu yönde şekillendi. Mola değil dedim, hayattan geri kalmadım dedim. Mesela 6 ay gezseydim inanınız daha çok molayı hakkederdi bu süre. Netice itibariyle planlamamı yaptım. Biraz biraz başlayacağım. Grek kültürü zaten neredeyse benden sorulur, ama dili önemli ve dilini almak için minimal başlangıçların planı elimde var...

Uyanmak

3 gündür yalnızım ve bu bwns yine iyi geldi. Bu kez öncekiler gibi değil baya mental berraklıkla geldi. Kurtuluş tek başına. Geleceğe dair tüm endişeler şimdilik silindi gibi. Ne harika bir yalnızlık.

Yapabileceğimiz bir şey yok

Sabaha karşı başladı her şey, hızlı gelişti biraz. Bu her zamanki konumuz değil; olamaz. Ne ilk, ne de son olacak biliyorum ama kemoterapi döneminde yaşadığım en akut şeylerden biriydi. Kusmalar, halsizlik, yıkılma ile bir anda öğle saatlerimi vurdu. Ben de çok isterdim bu noktada bir şeyleri paylaşabilmeyi. Günlerdir son 17 gün gibi geliyor. Ama son 16 gündeyiz. Artık biter ya bitsin. Direnebileceğim alan daralıyor, göğsüm şişiyor.

Güven

Benim durumumda biri için tüm bu badireler sona erip, tekrar hayata başlarken en önemli duygulardan biri güven. Aramızda geleceğe o kadar da güvenle bakmayan tek kişi olacağım bir süre. Güven, "arkadaşlar ben bir süre olamayacağım" dedikten sonra "ya senin moralin, hayata bakışın çok iyi sen bunu yaparsın, bak benim de babam geçirdi yıllar oldu hala iyi" cümlesini sıralı şekilde duymak mı, yoksa aslında hiç gereği yokken ve dolaylı olarak öğrenmişken bile "yiğit, geçmiş olsun, bunu atlatacağını biliyorum, her zaman yanındayım" deyip bu sözünü şimdiye kadar başarıyla tutmakla mı açıklanır bilmiyorum. Ben bugün bunları düşündüğüm zaman çok mutlu oluyorum. Rol çalmaydı bunlar hep ama ana karakter de üzerine duseni yapmamıştı. Umarım geleceğim güneşli, hafif esintili bir öğle vakti kadar güzeldir. Geleceğim ya da geleceklerimiz.

don't panic

Rehber der ki, böyle bir durumda "Paniğe Kapılma". 5 ay 9 günlük badirenin, 4 ay 16. günü itibariyle bazı şeyleri kurumsal yetkilerime dayanarak sıralamaya soktuğumu, daha önce belki burada bahsettiğim (belki de bahsetmediğim) zaman bükümünü nasıl başardığımı tekrar düşündüm. Zaman bükülürken, her şey büküldüğü için, tüm bu bükümden benim bile sağ çıkma ihtimalim fazla düşüktü. Gerçi bitmedi ya neyse...

Biraz korku... İyidir...

12'nin 10 tanesi bitti. Damarlarım yanmaya başladı. Bu beni mutsuz, güçsüz kılıyor. Üzüyor, bir sonraki seansın zor geçeceğini garantiliyor neredeyse. Neyse ki hemşirelerin -hepsi muazzam bana kalırsa ama- kraliçesi vardı bu sefer başımda. Vizite de çıkıp, bana ilk serumu takan, bunun da geçici çözümünü buldu. Ama korku var mı? Dibine kadar. Son 2... Doktorumu özlemişim, doktorumu gördüm. 2 ay oldu görmeyeli. Kan değerlerimin olağanüstü performansını, benim seans sonrası yürüyüş performanslarımı, temizlik çalışmalarımı güzel karşıladı. Ben de hep güzel karşılıyorum. Belki 1 saat yürüyüş yapan bir başka ruh hastasıyla karşılaşmamıştır. Yiğit Alper, kitaba göre 23 Ocak gibi tam olarak iyi olmuş olacak. O zamana kadar parça parça yasaklarım kaldırılacak. Tabii elbette tüm hadise eylül ortasındaki PET'in de muazzam olmasına bağlı. Benim fikrim de son kür sonrası 6 aydan önce toparlanacağım yönünde. Yani elbette delirmem gereksiz. Ama 6 ay da olmayacak bu süre. İş ki bir daha ...

Dünyanın sonundaki şarkı

Resim
"why do the bird s go on singing? why do the stars glow above? don't they know it's the end of the world? it ended when i lost your love."

Evrenin mizah anlayışı

2014 yazında bir takım gerekçelerden, ama en çok da uğraşacak farklı işlerim olduğu için o senenin dünya kupasını insan gibi izleyememiştim. Bu durum da beni çok rahatsız ediyordu. Gençliğimin baharında değil iyi bir turnuva izlemek, turnuva izlemeyi bile özlüyordum. Günümüz itibariyle bu turnuvayı sonuna  dek izleyebilecek durumdayım. Teknik olarak dileğim tutmuş görünüyor. Başarısızlık. Ne dilediğime daha çok dikkat etmem lazımdı. 26 yaşıma girmek üzereydim ve belli ki aklım başımda değildi. Bu, önemli hayat deneyimine sahip değildim. Şimdi, bu koşullar altında bu turnuvayı izlememek istiyorum demekten korkuyorum. Evren beni bambaşka hallere sokmasın diye sessizliğimi koruyorum. Evrenle şaka yapılmaz.

Akla gelmemek

Dışarısı çok eğlenceli. Bence haftalardır dünyanın en güzel günleri yaşanıyor. İnsanlar, her gün bu sahneye aşina oldukları için bunun farkında değiller sadece. Dünya tarihinin en güzel ocak, şubat, mart, nisan ve mayıs aylarını yaşadıktan sonra şimdi de haziran ayını geçiriyoruz. Muhtemelen temmuz da tarihin en güzeli olacak. Ben içeride olacağım. Çıktığım zaman geleceğim hakkında en ufak fikir sahibi olmadan. Dışarıda insanlar çok eğleniyor. Arkadaş grubu toplanmış ve ben davet edilmemişim gibi. Unutulmuşum gibi. Teknik olarak unutuldum zaten.

Pozitif olmayan sonuçlar

Geçen sene tam da bugünlerde ayaklarım yere basmıyor, mutluluktan geberiyor, muhteşem geleceğimi tüm dişlerimi sergileyerek karşılıyordum. Hayat bana dilek taşının mutluluktan haber vermeyeceğini, biraz ayaklarım yerden kesilirse sadece öldürmekle değil; süründürmekle de haddimi bildireceğini ifade etti.

JJJ

Resim
Yapacak daha iyi işlerim yok muydu? Vardı. Aslında hepsine tek tek niyet ettim. Sonra kronolojik  sırayla bıraktım yine. Bunu uzun uzun anlatabilirdim ama kestirmeden gideyim. Kitaba başladım, bıraktım, Brezilya-İsviçre maçı ilk yarısı zaten çok sıkıcıydı. Biraz sohbet muhabbet Burakla dedikten sonra, dün gece madem uyuyamadım bence uyumam lazım dedim. Ama sonra araya Jay Jay Johanson girdi. Nereden çıktı bilemiyorum. Bu gece biraz yorgun bir gece. DNA'nın "Hayatın anlamı"nda yer alıyor olsa bu gece İpekyolu tarafından tam olarak karşılanırdı. Biraz bitik, ama aslında eskiden değerliydi. Biraz yorgun, dingin, heyecandan çok uzak. Çünkü binlerce yıldır yaşanıyormuş gibi bir gece. Galakside çok üzerinden geçilmiş olanlardan, kitlesel dejavulardan. Dünyanın en yüce canlısı değilim, aslında öyle olmadığımı herkesin bilmesine rağmen son dönemlerde sanki öyleymişim, bencilmişim gibi ithamlar yedim. Sadece fazla keyfi yerinde olan bir insanım. Üzülmeyi, sıkılmayı çok da abar...

14 Hazirans...

İki dileğim vardı. "bir şey olmuyorsa ya daha iyisi olacağı için ya da gerçekten de olmaması gerektiği için olmuyordur" diyorlar. Mevlana demiş, ben okumadım. İki dileğim vardı ve bunun kararını ben vermiştim. Beni mutlu edip etmeyeceğini benden daha iyi bilemez değil mi kader? Ben kararımı vermişim, aksındı, gitsindi. İki dileğim vardı, ikisi de elimden kayıp gitti. Az kalsın olabilirdi. Olmadı. Dünyanın en büyük dramı bu "az kalsın". Ne diyebilirim ki? Ne denebilir ki? Çok yorgun hissediyorum kendimi. Tahammülümü yitirdim, kontrolümü zor sağlıyorum. İki dileğim vardı, ikisini de elimden aldılar. Yüzüme baka baka, kahkaha ata ata. Bunu yaparken, tabii ki ööylece durmama izin vermediler, beni mıhladılar olduğum yere. İki dileğimi de elimden akıp gitti. Çok üzgünüm.

Birlikte yürümek

Bunun içini spesifik olarak doldurmak çok zor. Buraya yazmak da pek zor. Neden yazıyorum? Çünkü yazabiliyorum. Yan yana yürüdüğümüz insanlarla "aynı adım" atma oyununu yapmışızdır. O senkronun tutmasının nasıl mutlu ettiğini hepiniz bilirsiniz. Belli bir süre sonra artık adımların kontrol edilmesine gerek kalmaz. Bir sonraki adımı tahmin etmek zor olmaz. İhtiyaç bu. 

Yakınlık

4-5 gündür evde yalnız olmanın muazzam bir his olduğunu tekrar hissediyorum. Otobanda, direksiyonunda olduğum aracı idare ederken, diğer yanda sunrooftan kafamı uzatmışım da havanın yüzüme çarpmasının tadını ağır çekimde yaşıyormuşum gibi. Bana benden daha yakın biri olmasını beklemiyorum, ama bu "yalnızlık" ya da seçilmiş yalnızlık iyi geldi. Bugünden itibaren geriye 51 gün ve 7 haftasonu kaldı. 8. haftasonundan önce, 52. gün itibariyle son ilaç mallıklarını yaşayacağım. Az önce PUBG'ın keşfiyle, delirdik Burakla. Dün biraz kalabalıktı, kalabalık olduğu kadar muazzamdı. Haberimi aldığının ilk haftasonunda, İstanbul'un gerçek anlamda diğer ucunda oturmasına rağmen iş çıkışında gelen detay, güzel detaydı. Zarmayla her görüşme, daha güçlü geçiyor. Zarmay'dan sonrası iste, belki gelecek... Veladdin amen. Başlangıçta hesapladığım şeyleri yaşamadığımı söylemem gerekiyor. Buna mukabil yer yer yaşadığım sıcaklık hissini, eminim çoğu kişi yaşamamıştır. Büyük işlere ...

Sıcaklık

Resim
Bu yazı çoğu insanın ilgisini çekmeyecek, tıpkı diğerleri gibi. Ama milyonlarca  okuru olsaydı, gerçek anlamda çoğu kişinin ilgisini çekmeyecekti. Çoğunluğun başına geleceği şekilde mikro milliyetçilikle pek alakam yoktur. Şehrin asaleti suskunluğumla alakalı olabilir belki ama tutup mezralının da tatava yapmasına tahammülüm olmadığı gibi, benim de bu konuda tatava yapmamın anlamlı olmadığını düşünüyorum. Büyüdüğüm semt, formasını ıslatmayı çok sevdiğim takım olarak da Göztepe'yi, ben söylemeden hemen herkes biliyor zaten. Konumuz Göztepe değil, o evimiz. Dünden beri spor servisleri Göztepe'de deprem olmasını bekliyor. Sabri gidiyor, Selçuk gidiyor. Daha az ilgi çeken bir diğer gidici de Günay. Günay, bir deli kaleci. İki senedir bu formayı ıslatıyor. İlk sene, as kaleciyken ikinci sene Beto'nun gelişiyle geride kaldı. Kalite farkı vardı, normaldi. Günay iyi kaleci de değildi bence. Açıkçası Günay'a üst ligde kaleni teslim etmek demek, öngörülemez skorlara yol açmak...

Güncellemeler

Ben aslında bunu farklı içerikle yazacaktım. Sonra, sürecin başında devreye soktuğum günlük mevzusunu güncellerken buraya az anlatacak şey kaldığını farkettim. Derleyip toparlarsak şayet, 2.PET hazretleriyle işimiz yok. Dolayısıyla bir pazartesi ansızın bitecek. Ve o pazartesi de gerçekten çok yakın bir pazartesi. İnanılmaz uzun bir süre değil ve dünyanın en büyük acılarını yaşamıyorum. Buna mukabil hafife de alamıyorum tüm bu olanları. Ocak ayında bugünlerin planlarını yaparken ve tüm o planlar şubat ayında somutlaşırken, nisan ayı gelir mi, gelse biter mi gibi bir sürü soru sorardım kendime. Bak şu netbooku uzun zaman sonra şubat sonunda açmıştım. CM oynayayım bari, o kadar da ölmesin oyuncu ruhum diye. Mayısa gelip, mayısın bitme ihtimali hiç yoktu bile. Şimdi geldik hazirana. Biraz sıkıcı oluyor belki ama temmuz da gelip böyle gidecek. Kaldı bize son 55 gün çünkü. Her şey iyi olabilir.Her şeyin olma potansiyeli yüksek.

Geriye kalanlar

100 küsur gün bitti, 50 küsur gün kaldı. 8 bitti, 4 kaldı. Tümörler gitti, ben kaldım. Aslında çok acayip şeyler kaldı. Son 2 hafta acayip şekillerde geldi. Öngörülen bir durum muydu bilmiyorum ama ihtiyaç olan seyler oldu. Hızır işi... Sabrım çok azaldı, tahammül seviyem çok düştü ve şekil 50 küsur gün, tek bir gün ihtimali bile artık fazla geliyor ama... Güçlü kalkmak zorundayım bu işin altinfan. SonSo itibariyle yalnız kalmaya devam edeceğim ki bu her şey asgari düzeyde normal demek olacak. Sonra ben evi çok özledim. İzmir'i özledim, ananemi özledim, dedeme dönmeyi de özledim. Belki onun bugünleri görmemesi iyi oldu. Ama son dönemlerde ruyalarda daha sık görülüyor. Bütün bunlar ilizyon. Mutlu sağlıklı bir 80 90 sene sonrasında her şey bitecek nasıl olsa. Bunu bilerek bugünü, hadi olmadı yarını guzel yapmak istiyorum. O da olsundu bi zahmet.

Karanlık

Dünyanın en uzun gecesi 21 Aralık olabilir. Bazen başka geceler daha uzun olabiliyor. Moraller bozuk.

Hep mutsuz olan biri

Konu hakkında daha önce söylediğim şeyi tekrar etmeyeceğim. Dünyada herkesin başına gelmeyen bir durumda kendimi ifade ederken bile, benim cümlelerimden kendine pay biçmeyi başardın. Maalesef standardını korudun her seferinde; yine kişisel mutsuzluluk hanene puan veya puanlar ekledin. Felaketlerin hoş olmadığını söylemek anlamsız ama en azından sevdiklerimle/sevdiğimle olma ihtimali vardı yeni bölümün başında. O bölüm bittiğinde bence nanay.

Öncelikler

Evlerine dönenleri görünce insan üzülüyor. Büyük derdimin yâre, ben eve gidiyorum birkaç günlüğüne demekten ibaret olmasını isterdim. O zaman daha kolay olurdu. Şimdi bu sonuçlar iyi geldi ya... Havalar güzel gidiyor ya... İnsanın direnci nasıl kırılıyor anlatamam. Kapıya duvara sosyalleşeyim ben.

Hayat: dev yuvarlak

Sonucu biliyorduk ama muazzam sevineceğimi düşünmemiştim. Tam değil, ama tama çok yakın. İşte, bu iş bitecek yakında. Bunu çok iyi biliyorum. Şunun şurasında ne kaldı ki? Dünün yarını bugün. Bugünün de yarını var.

Her son yeni başlangıçlara gebe

Her son, kötü anlamına gelmez. PET'e girdim bugün. Vay efendim stresliymişim. Ben tabii stresli olurum. Gel gelelim biraz stres de iyidir hani. Bendeki bu moral bana yeter. Sonucumuz iyi, detayları bilmiyoruz. Onu da güncelleriz.

Anma

Okumadım... Belki kendim yazdım ama okumadım geçen gün yazdığımı. Dolayısıyla tekrara düşebilirim. Tekrara düşme endişesi taşımıyorum gerçi... 5 Nisan 2017 sabahı beni Schiphol'e götüren uçağı beklerken fıtığımı da yanımda dolaştırıyorum diye düşünüyordum. Buna benzer bir hissi, ertesi gün Roosendal'dan döndüğümde üstümü başımı değiştirirken de düşünüyordum. Arkada Cenk&Erdem'in Youtube kanalı da açıktı. Böylece "lükse bak" diye iki fantastik maddeyi sayabiliyordum. Bir bar vardı sevdiğim tarzda. İki gece orada takıldım. Muhtemelen kuzey Avrupalı iki barmen kadın vardı ve asla anlaşamıyorduk. Muhtemelen benim dil ailemin İngilizce'ye bir miktar uzak olmasından kaynaklıydı. Muhtemelen demek bir yüzde ailesine ait olmak anlamına gelmez. Ancak yaklaşık miktar olarak çoğunluğu işaret eder. Muhtemelen dediğimizde bu netlik de ifade etmez. Sadece diğer olasıklardan daha fazlasını işaret ediyoruz anlamına gelir. Başarısız iletişim olasılıklarından daha az muh...

Günler dışarıda geçiyor

İçeride geçen hiçbir şey yok. Ya da ben böyle hissediyorum. Dün bizim malum kına fotoğrafımızın birinci yılıydı. O kadar geçmiyor ki, bunu unuttum. Geçen sene bu akşam, Penny Dreadful izlemeden önce sana yazdığımı, seni korumakla mükellef olmadığımı ancak üzülmeni istemediğimi söylemiştim. Haddimi aştığımı düşündüğüm için de özürlerimi belirtmiştim. Geçen sene dün gece, "alt tarafı Hollanda'ya gidicem" diyerek sana o gecenin de tansiyonu sonucunda sarılma konusunda çekinceli davranmıştım. Geçen sene dün gece Özlem bende kalmıştı, ben ona ne anlatacağımı bilmiyordum. Sonra, sizle yolları ayırdıktan sonra bıraktığımız yerde birer bira daha içerken sustum, susturdum. Uzun zamandır dinlememiştim, iyi de olmuştu susturduğum. Üstelik seni itelediğim bir gece sonunda bunun olması... Pricess ... Aklıma gelen şeyleri biraz daha sonra kendim için manipüle etmiş olabilirim. Dolayısıyla gerçek bir kaynak için Özlem'e danışmam gerekiyor. Buna rağmen ne hissettiğimi hatırlı...

Daha büyük kaygılar

O kadar yoğun ki yaşadığım endişe, Zarmay ile konuşmam gerekiyor. Umarım iyi olacak her şey. Bu mikro ölçekte öleceğini bilerek yaşamayı kabul etmek gibi. Ya da yine mikro ölçekte bu korkuyla yaşamak gibi. Tabii bazı şeyler sürecek ama nüks ya da başka tatsızlık beklemiyorum. Bunu çekmek de istemiyorum. İyi olacak... olacak... Doğu turuna gitmeden, tüm to do listimizi ve her bir faaliyetten sonra aklımıza gelen yeni planları da gerçekleştirmeden hiçbir şey bitmeyecek.

Çiçek kız

Resim
Bu salonda bir gece -o gece gelecek- yapacağımız kutlama yemeklerinden birinde ve alkol duvarlarından birini okşarken aniden yerimden kalkıp yanına gelerek sana reverans yapacağım, sonra seni ayağa kaldıracağım. Sen o çakırkeyf halinle iri gözlerini açıp, muhtemelen yaptığım hiçbir şeyden anlam çıkaramayıp bana bakacaksın. Seni ayağa kaldıracağım. Elimle incecik belini kavrayacağım. Gözlerine bakıp senden kendini bırakmanı isteyeceğim. Ve dans...

Boşlukta yüzen

Birkaç saat önce, tüm son dönemlerin en zor saatlerini yaşadım. Etkileri hala devam ediyor. Ama azaldı. Sabahı görsem yeter... En büyük arzum sağlıksız şeyler yemek. İkinci gecem bu alkol aldığımı görüp, +, -3 gün yasağında değilimdir inşallah dediğim. Yarından şüphe ediyorum. Tüm bunlar bugüne ait hisler. Bitecek, ama "an"dan uzaklaşamıyorum.

...Ve korkular

3. seans, 1.5. kür sona erdi iki gün önce. Oldukça yorucu geçti, yoruculuğu ilaçlardan ziyade günün sikik aurasıyla alakalıydı sanırım. Ya da ben öyle umarak sonraki 9 seansı katletmemek istiyorum. İkisi de var, ikisi de normal. Minör dozlarda geçirdiğim ilk mide bulantılarıma bu öğleden sonra itibariyle müdahale ederek hayatımı kolaylaştırdım. Şimdi çok güzel hissediyorum kendimi. Şimdi bir tepenin zirvesine çıkmak üzereyim. Her şey yolunda olursa, o tepeden sonra bazı şeyler standartlaşacak benim adıma. Yani, bir tarihim var, 1 gün 3 gün 5 gün gecikme farketmez. Ben o tarihte kendime geleceğim. Doktorum biraz yorgun gördü beni ama zaten yorgundum da zira ilaç günleri biraz gergin geçiyor; sabah 5'te kalk, 7.20 vapuruna koş, 8'de hastanede ol. Sonra içeri gir, kanlar testler falanlar filanlar... Bazen 10.30 bazen 12.00 gibi ilaca başla... O 1.5 saatlik belirsizlik de ayrı eziyet. Sonra ilaç pat pat gitmiyor zaten damara, illa ben hareket ediyorum. Geçen sonuncusunda kesin ...

Bağlı bulunduğum sene

Bu tür şeyler batı medeniyetinden çıkmayacağına göre, orijinin bilemediğim bir doğu inancına göre bireyin kaderi her 7 senede bir update alır, önceki 7 yılın bugları giderilir -veya giderilmez- taptaze bir yeni dönem kişiye teslim edilir. Taa ki bir "şimden geri" 7 yıl sonraya kadar. 7 rakamını da bu kadar çok kullandığımıza göre, eh biz de Susam Sokağı'nda kendimize iş bakabiliriz. En nihayetinde formata hakimiz, ama Kermit'i sevmiyorum. Beni bir araya getirmeyin o suratsızla. Kermit'i sevmemek bir yana korkardım da. Lügatımda o yaşlarda olsaydı, "amına koduğumun kurbağası" olarak kendisini spesifikleştirirdim. O gün yapmıyorum ama bugün yapıyorum. Çünkü yapabiliyorum. Ve beni bunu yapmaktan ne alıkoyabilir ki?! Bağlı bulunduğum sene derken sanki o seneye aşırı bir bağlanmışlık duygusu geliştirmişim gibi bir algı oluşabilir. Böyle düşünenler kısmen haklı da olabilirler. Peki tüm bu düşünceler nereden çıktı? Çünkü asıl saçmalık burada başlıyor. Annem g...

14 günün 13'ü benim ama biri değil

Herkesin derdi kendine işte. Az önce telefonun mavi ledi yandığı zaman mutlu olmuştum; notebooktan uzun zaman sonra kendi mailime girdiğim için gelen Google bildirimiymiş. Tabii ki başka bir bildirim olamazdı, çünkü o mavi ledin harekete geçmesi için kronolojik olarak gereken son eylem benim mailime girmem olmuştu. Yoksa kim arkadaşlarıyla, kim eve gelmiş, kim varmış-yokmuş bunlar önemli değil. Naaber? Umarım siz de iyisinizdir. Ben de iyi olacağım. Hoşkalın...

Sıkı tutunun düşüyoruz!

Resim
Buraya tek tek yazarak detay  vermek isterdim ama kendime not olsun; birer birer ve hızlı bir şekilde kaybetmeye devam. Sonunda, sanırım yanımda organik kimse kalmayacak. Bu hissi bütünüyle nisan ayını hatırlatıyor. Nisan, bir mesaj beklediğim günler... Kişi aynı kişi. Şans... Her zaman aynı şans... Bir kez kaybedince, geri kazanamayacağım. Uzay boşluğu merhaba... İmkansız.

Elbet bir gün bitecek

Hayat aşağı doğru akıyor ve bir süreliğine diğerleriyle ortak paydada buluşamayacağım. Görüntüde (muhtemelen) kalabalık ama özünde tek başına olacağım bir savaşın başlangıcındayım. Merhaba...  Biri beni acilen bu kötünün beteri kabuslardan uyandırsın diye çok bekledim. Kimse yapmadı. Kimseye kızgın değilim. Başa gelecekmiş, geldi. Şimdi destekçilerin yası geçme zamanı. Bir an evvel toparlanıp kaldığımız yerden devam etmeliyiz. 

Kayan dengeler

Bu tabı açtığım zaman başka bir ruh halindeydim, şimdi başka bir ruh hali. Geçen sene çok süper gitmedi. Süper gitmeyen şeyler hala devam ediyor. Yalnız süper giden şeyler de süper gitmemeye başlıyor. Tarihimin en "tekrar toparlandırmalı", "kendini iyileştirmeli" dönemine giriyorum. Sonunda yine kendimin kahramanı olacağım. Kemerimi bağlıyorum... Her şeyimizi daha iyi yapmaya... çınk (kadeh sesi)