Kayıtlar

Özhan Abi...

Spordan çok bahsetmekten yana değilim. Yazıya dökecek bir birikimim yokmuş gibi geliyor. Ne kadar doğrudur bilemem elbette. Yine de deneyeceğim. Ben tuttuğum takımın en başarılı olduğu günlerde doğdum. Ben büyüdüm, başarılar, kupalar gördüm. Çocukluğumda da birkaç sene haricinde hep mutlu etti tuttuğum takım beni. 12 yaşındayken mutlulukların en büyüğünü yaşattı bana. Tam iki kez. O zamanlar daha iyi bir Galatasaray taraftarıydım sanırım. Şimdi küskünüm biraz. Hayatta her şey karşılıklı. Karşılıksız sevmek için yaratılmamışız. Ben de beni nasıl mutlu edince seviniyorsam, mutsuz yapınca da sinirlenebiliyorum ve seri halde mutsuz edince küsebiliyorum işte. 90ların sonu ve 2000lerin başı. Galatasaray’ın şaşalı dönemi. Sportif başarılar var, ama mali bir başarı yok. Kulübün içerisindeki kara delik gittikçe büyüyor. Sonra bu şaşalı dönemde Faruk Süren kendi davaları sebebiyle, kulüp prestjini etkilememek amacıyla başkanlıktan ayrılıyor 2001 temmuzunda. O dönemlerde Telsim forma sponsoruydu ...

Söyleyebileceğime İnandığım Çok Şey Var

Mesela ben en çok neyi özlüyorsun sorusunun cevabını bilemiyorum. Insan hafızasını en çok etkileyen, yada tetikleyen zımbırtılardan biridir koku. Öyleymiş yani, zamanında bir grup bilim adamı toplaşmışlar, bunun böyle olduğuna kanaat getirmişler. Gerçi pek de haksız sayılmazlar. Az once bir koku geldi burnuma. Uzaklardan geldiğini anlamak zor değildi, hani şey gibi; evin diğer ucunda yemek yapılır. Ama mutfak kapısı da kapalıdır, aspirator de çalışmaktadır. Pastırma dahi yeniyor olsa içeride, azıcık bir koku gelir evin diğer ucuna doğru. Işte demek istediğim koku buydu. Sanırım 90ların ortasında, yalnız geçirdiğim Özbek yazlarını çok özlüyorum. O zamanlar, eğer bu derece detaylı düşünebilseydim ‘zinhar’ der, reddederdim bu fikri. Çünkü standart yaz faaliyetlerimi hatırlıyorum; hatta gün gün sayabilirim bile. Zor değil bunu yapmam, yaşadım biliyorum. Aradan en az bi 14-15 sene geçmesine rağmen unutabilmem imkan dahilinde değil. Filmi başa saralım. Günlerden Pazar. Pazar akşam üzeri. Şah...

Uyku

Uzun zamandır ağır uykusuzluk çekiyorum. Hayır, bir Tyler Durden gibi enerjik değilim gün içerisinde. Çoğu zaman 'uyuşuk' sıfatıyla da tabir edildiğim olmuştur. Ama bunu bana hiç çekinmeden etiketleyenler bilmezler ki, neredeyse bir 6 yıldır bu derdin çilekeşiyim. Sabah 9.30'da ders var. Hala adını hatırlayamadığım bir kadına ait. Pazar araştırması. İyi kadın belki ama ben hala ne boka aldığımı bilmiyorum dersi. Uyumam ve vaktinde uyanmam lazım. İlk haftalarda fazlasıyla dağınıklık yaptım. Bahar dönemi her zaman risklidir. Çok iyi biliyorum bunu. Şeytanlar kurcalıyor insanın aklını bu mevsimde. Az önce kız arkadaşımın dediği 'karınca yolu' gibi, bu mevsimde de şeytanlar beyinleri delik deşik ediyorlar. Uyanmam lazım, yazı yazmam lazım, CV'mi toparlamam lazım. Hala güncellenmeyi bekliyor şu ana kadar yaptıklarım. Ama o kadar boktan ki durum, şu anda eklemek istediklerimi yazsam da bir şey değişmeyecek. Şapka Takımı en azından CV'de çok çakma durur herhalde, o...

Mustafa

2008 yılının sonlarına geldiğimizde, hayatımıza bir 'Mustafa' filmi girdi. Zamanında bu şekilde düşünmüştüm. Fikirlerimde de aslında şu ana kadar pek bir değişiklik olmadı; Son zamanların en tartışmalı eserlerinden biri olarak Mustafa, aynı zamanda pek çok tartışmanın kaynağı da olmuştur. Bir tarafta Mustafa Kemal Atatürk’ün resmi tarihte anlatılmayan ancak dilden dile dolaşan gizli kalmış hikayesi, diğer taraftan da halihazırda ara sıra gündemi etkileyen, padişah, Mustafa Kemal’i devleti kurtarması için mi Anadolu’ya yolladı tartışmaları, belki de filmin/belgeselin önüne geçmiş durumda şu sıralar. Hikaye Atatürk’ün son aylarında yaşadığı sıkıntılı bir gecede başlayan hikaye, çocukluğuna dönerek yine başladığı noktaya, hasta yatağının başucunda yer alan ‘Dört Mevsim’ tablosunda sona erer. Henüz çocukken babasını kaybeden, doğduğu mahalleden uzaklaşıp, çok klasik bir anısı olan, tarlada karga kovalayan Mustafa ile başlar her şey. Kırgındır annesine de bir başkasıyla evlendiği iç...

Kemal Kılıçdaroğlu 2

Kendisi hakkında ikinci yazım ise, seçimlerden bir hafta öncesine tekabül etmekte. Bu dönemde tarafsızlığımı tamamen atmışım sanırım. Bundan dolayı da kendisine yöneltilen eleştirileri, elbette kendisi kadar başarılı değil, bertaraf etmeye çalışmışım; 22 mart 09 tarihinde de böyle bir yazı çıkmış elimden; shp ve chp'nin ayrımını yapamayanları ve demokrasi kelimesini sindiremeyenleri şaşırtamayan adam. hayır bir insan nasıl 18 sene önce olan bir olaydan dolayı suçlanabilir, aklım almıyor. evet salağım, bundan dolayı da komplo * teorileri üretemiyorum. allah beni bildiği gibi yapmalı. tüm bunların farkındayım. ama yine de ortalama zeka seviyesinden düşük bir zavallı yazar olarak bir kaç konuyu merak ediyorum. elimde değil. şimdi anladığım kadarıyla, hani kemal kılıçdaroğlu belgeler çıkartıyor ya. işte o belgelerden rahatsız olan güruh da diyor ki; 'madem belgen var, savcılığa git şikayet et.' aha evet aynen bunu diyorlar. sonra hemen ertesi gün bi bakıyoruz, ...

Kemal Kılıçdaroğlu 1

29 Mart öncesi Kemal Kılıçdaroğlu'na sardırdığım doğrudur. Temel olarak, her ne kadar İstanbul'da yaşamasam da, kalben kendisini destekledim. Oysa kazanamayacağından adım gibi emindim. Gerçi sayım sırasında elektrikler kesilmeden evvel her şey yolunda gitmekteydi. 2 adet yazım var kendisi hakkında ilki; 20 şubat 09 tarihine ait; sadece dün gece yayınlanan genç bakış programına bakarak kazanamayacağını iddia ettiğim başkan adayı. önce övmek lazım zira kim ne derse desin bir kere akp'nin merkezde yer alan 2 adamını kitlemiş gelmiş bugünlere. buna bağlı olarak da melih gökçek 'i berbat duruma düşürmüş vaziyette canlı yayında. belgelerle konuşuyor. eleştiri aldığı 2 nokta var; bunlardan birincisi çamur siyaseti yaptığına dair. bunu şu şekilde alalım, elde belge var. savcılığa gitmemiş. savcılık da bu konuda pekala birşeyler yapabilecek durumda. ama savcılar kıpırdayamıyor. bunun sebebi meçhul. komplo teorilerinden biri akp'nin yargıya sağlam sızdığı ve savcılar...

29 Mart 2009 Yerel Seçimleri

doğu illerinde akp kaybedeceğinden dolayı, oyları yükselmeyecek yani. yani tam bir ay önce şunu öngörmüştüm ama artık kesinlikle sözümden döndüm diyebilirim; #4763591 bunun haricinde artık tarhan erdem'in sözlerine bakmaktayız, zira adam ne yapıyor ne ediyor, yapıyor araştırmasını, nokta atışıyla kimin ne alacağını biliyor. bundan dolayı chp'nin oyları artacak gibi görünüyor. bu ihtimal bana şundan dolayı mantıklı gelmekte; insanlar oylarını adaya göre verdikleri için, mesela istanbul'da kemal kılıçdaroğlu kazanamasa bile chp'nin oylarını arttıracaktır. aynı zamanda izmir'de de 2007 seçimlerinde chp akp'yi sadece %5 lik bir farkla geçmişti. %35-%30 luk çekişme olmayacak gibi görünüyor zira çoğunluğun beklentisi yaklaşık izmir'de %15lik bir fark olacağı yönünde. bunun haricinde ankara'da da melih gökçek'in önceki seçimlerdeki başarısı gözlemlenemeyecek gibi. zira chp ve özellikle mhp çok iyi adaylar çıkardılar. bundan dolayı burada da oy ...