Bir Şehri Tam Kalbinden, Beyninden Vurup Gitmek
30 Temmuz 2011, evime veda ediyorum. Yarını daha iyi kurabilmek için, dünümden vazgeçiyorum. Yine de bir şansım olsaydı, gitmez kalırdım. Yarın demek, yaşam demek. Geçmiş, acısı fazla da tutulmaması gereken bir şey. Evin her santimetrekaresini kurcalardım, daha iyi bakardım, daha iyi ezberlerdim biraz daha vaktim olsaydı. Güneş batmak üzere. ‘İzmir’de yaşıyorum’ deyip diyebileceğim son gün batımına hazırlanıyorum. Sonrası da yok zaten. Kendi uyduruk hayatımın sitcomu da yarın başlıyor, elde bir bavul, sırtta çanta ve nihayet diğer elde bir dizüstü bilgisayarı çantası. Kapıdan içeri girince efekt olarak ıslık, çığlık veya alkış gelmeyecek. Bunun bilincindeyim. Aksine daha çok gözyaşı, daha çok başı öte yana çevirme, veda sözcüğü duyacağım. Sonrasında gözüm arkada kalacak. Burada bıraktığım bir ailem var ki yeri geldiğinde önlerinde durup onları koruyabildim bugüne kadar. Bundan sonrasını ben de bilemiyorum. Zaten belirsizlik de daha bir korumacı yapıyor. Haricinde bugüne kadar ihtiyaç ...