Kayıtlar

Y Kuşağı! Sosyal Medya'dan Kaçma

Y Kuşağı, pek çok isimle anılmakla beraber, gelecekte tam olarak hangi özelliğiyle tanımlanacağı kestirilemeyen talihsiz bir kuşak. 1979-1994 yılları arasında doğan çocukları, bugünün gençlerini ve geleceğin potansiyel yöneticilerini bünyesinde barından bu nesil, hâlihazırda Özal çocuğu, “Hamburger Çocuğu” veya 90’ların sonuna doğru da “Televole Çocuğu” olarak adlandırılırken; tüm bunlar yetmezmiş gibi hayatlarına bir de internet girdi. Hem de internetin gelişme hızı kadar hızlı bir şekilde. Tabii burada vurgulamak istediğim karşılaştırma internetin muhteşem hızından çok, erken dönem iletişim yöntemleri arasında sayılabilecek güvercin, ulaklar veya duman yöntemleridir. İletişim Fakültesi öğrencileri gözünden bakarsak eğer sosyal medya kavramı, Y kuşağının ancak son birkaç senesinde doğanlar için uygulamalı bir ders olmaktadır. Tabii ders alabilmek için gerekli donanıma sahip eğitmenlerin de bulunması önemli. Maalesef Y kuşağının sosyal medya dersi alabilecek çağdaki son dönem üyeleri...

Acemi Balık Gibi Ağlara Dolanıp

Hiçbir şey yapmak istemediğim, hiçbir şey yapmamamın adeta teşvik edildiği, eğer hayatımı güzel yapacak en ufak bir çaba sarf edersem boynumun oradan geçen dikenli metal zincir şah damarımı kesecekmiş gibi hissettiğim günleri yaşıyorum. Mutsuzum, 2 hafta oldu. Hiçbir şey daha iyi olmuyorken, nötr bir durum da söz konusu değil. Heathcliff’in Cathy için yıllar sonra “sanki her şey onun bir zamanlar yaşadığını, var olduğunu ve benim onu kaybettiğimi hatırlatıyor” cümlesinin artık öznesi, yüklemi gibi bir halim var. Ve her şeyin daha kötüsü de insanın kendini gerçekten yapayalnız hissetmesi herhalde. İzmir’den, sarı-kırmızı evladı olan birinden bir mail bekliyorum. Bekliyorum ki ben de kartlarımı oynayabileyim hayatın hiç beklemediğim anda çıkardığı aparkatıma karşın. Umut etmekten başka bir çaremiz de yok.

Çabamız

... Denk gelmemek için türlü türlü çabalarım olacak bundan sonra da. Çünkü ilk kez aynı şehirde olucaz hepimiz. Başım dik yürüdüm hep, o baş eğilmeyecek.

Ortaya Ortaya

Bir motivasyon gerekiyormuş; o da benim felaketim oldu. Bana öyle öyle bakmayınız, yazmaya tekrar başlamamın sebebi var; galiba eskisi kadar güzel değil hayatım. Ve eskisi kadar güzel olması için, yine eskiye dair bir şeyler yapmak lazımdı. Tanrım, ntvspor’da istatistik veren adam hakkında yazacakken böldün geçtin o adamı. Ne muazzamsın.

Şans, Şanssızlık

Eğer Çeşme Otobanında direksiyonu titretecek kadar hızlı gidiyor olsaydım, günlerdir yaşadığım bunaltı geçebilirdi. Ama geçmiyor. Çünkü gökten yağdığı zaman bile bana bijon anahtarı, direksiyon veya stepne düşmüyor; başka bir şey düşüyor. Okuduğum kitaplarda tam da böyle zamanlarda ana karakterler birileriyle tanışırdı. Genellikle depresyon halin Gizli Ajans’ın Musa’sı olduğu için ve bir sevgilinin her şeyi değiştiremeyeceğinin farkında olduğum için, ben de günlerdir Şaban gibi asortik bir arkadaş bekliyorum. Bekliyorum ki bu ani çıkacak kişiye merak duyayım, tüm zehrimi, acımı atamasam da onun garip hareketlerini içimde yorumlamaya çalışırken nötrleyebileyim. Ama gördüğüm kadarıyla şansın faktörünün tüm birleşenleri bir kez daha bana karşı birleşmeyi uygun görmüş, yine beni geride bıraktı.

Özbek

1991 yazında bizimkilerin, "çocuklar bahçe içinde büyüsün, şehre(İzmir) bağlı kalmasınlar" fikrinden yola çıkarak buraya taşınmışlığımız var. Yaş 3 henüz. Hayal meyal ilk 2 gidişi hatırlıyorum. Biri evi görmek için gidiş. Diğeri de ne sikime gittiysem ev temizliğine giriş. Tabi yıl itibariyle tüm aile bireylerinde inanılmaz bir temizlik kudreti var. Bir nesil Pınar'la büyürken, çok küçük bir kitlesi de Özbek'le büyüdü adeta. Mesela ben konuşmayı falan orada öğrendim. Alabildiğine, yerli yersiz pek çok bahçıvan gelirdi... Ve ebeveynlerim için ne şans ki, biricik evlatları ilk "domates" ve "patlıcan" kelimelerini telaffuz ederek büyüdü. 90'larda genelde orta direk aileler bulunurdu. Ve özal döneminin %100'e varan zamları ile geçici ekonomik refahları sebebiyle pek çok çocuk dolaşırdı Özbek'in Akkum beldesinde. Elini kolunu sallayan hemen herkesin bir çocuğa çarpıp ağlatacağını düşündüğümüz zaman, o kalabalığın ne denli büyük olduğunu ta...

Herkese Anlatmaktan Zevk Aldığım Tek Hikayemsin

Bundan 5 sene önce 5 kişi, şimdi 5 ayrı kişi ama sonunda 5 farklı, ayrı mutlu kişi var. Ve sen anlatmaktan hiç susmayacağım en güzel hikayemsin... “Japonlar yapıyor yaa” dediğimsin. İzmir ev gibi, mahalle gibi bir şey… Eskisi gibi olmayacak, çünkü biz çok büyüdük. Hepimiz artık misafiriz bu şehirde. Ama iyi ki olmuş bunların hepsi.