Kayıtlar

şimdi o iş şöyle

iki dileğim var, ikisi de... bak buna bi ek daha var; o işin sonu öyle kolay olmayacak. yaşadığım müddetçe direneceğim ki öyle görünüyor ki iyi yaşayacağım. o zorunluluk bana zorunlu olmayacak. henüz bunu başaracak sistem kurmadınız. gücünüz yeterse ;)

hiç bitmeyen şarkı

aslında bitiyor, ama ben bu şarkıyı normalde çok fazla berrak kafayla dinlemediğim için benim nezdinde bitmiyor. zaten bitmemesini de pek bir memnuniyetle karşılıyorum. cumartesi gece yarısını bikaç saat geçe alsancak'tan ayrılmanın resmi marşından bahsediyorum; Asu Maralman'ın "bağrı yanık dostlara"sı. aslında dikkatli izlerim filmleri, bunu kaçırmışım. sonra yıllar sonra yine yarın yokmuşçasına alkol alınan bir gece yarısında duydum bunu. "aa ne güzelmiş" demiştim. ertesi ay yine benzer sahne tekrarlanırken de dinleyince "eeeh" diye Google'a bakma ihtiyacı duymuştum. Ya arkadan şu anda Asu Hanım bi şeyler anlatıyor. Ben cümleleri toparlayamıyorum. Ben susayım da siz artık nerden dinlerseniz dinleyin. Beni çocuklar bekler.

başlıyoruz

Şimdi geriye bir beklenti kaldı, o kadar çok istiyorum ki sonunda olacak. o l a c a k

ba'de harabi'l-basra

Resim
Her şeyi yaşanırken yazmam gerekiyor. Aksi halde konunun özünü çok kaçırabilmeye müsait bir ruh haline geliyorum. Bu benim ne büyük şansım ki yaslarımı “carpe diem” mottosuyla kısa sürede çürütüp yeni hayatlara başlayabiliyorum.  Bu akşam Göks ile çıktık dışarı. Belki biraz maç izleriz, Alsancak’a birkaç ay sonra dönmek üzere veda ederim diye düşünüyorduk. Hedefe ulaşmadık değil ama bilemiyorum neden kaynaklıdır, son derece makul, insani bir alkol alımı sürecinde “şu şarkı da iyiydi”, “a bak bu da vardı” diye diye Natacha Atlas-Gafsa’ya kadar geldik. Keyifli başlayan bir gecenin bir anda Gafsa’ya bağlanması çok dramatik. Gafsa’yı bilmeyenlerin Bin-jip’i   (Boş ev) izlemesi gerekiyor. Üstelik sadece izlemesi de değil, hayatlarının çok umutsuz dönemlerinde izlemeleri gerekiyor. Yani sadece boş zaman da yetmez. Bir sürü parametrenin bir araya gelmesi gerekiyor. Ki ben bunu izlediğim zaman takvimlerde aylar ocak ya da bilemedin şubat ayı gösteriyordu. Yine aynı takvimle...

Her sene biraz böyle

Resim
"seni anlatmak için yapılan eserlerin sayısına sen bile şaşırırsın" yazıyor Arkeoloji Müzesi'nde yer alan bir Bizans gravüründe. (Ya da Eski Roma) Bütün bir sene boyunca bir şeyler anlatmayı denedikten sonra hiçbir şey anlatamamış olduğumun farkındayım. En güzel anıların, en değerli parçalarından biri... 366 gün... Buraya bir sürü anı yazdım. Hiçbiri geri gelmeyecek. Dolayısıyla sildim attım. Zaten kimseye bir şey anlatmamak lazım. Sonra özlüyoruz. Nasılsın? Keyfin nasıl? Moralin nasıl?

Tesadüf

Spontane gelişen bir akşamın önce geceye sonra sabaha devirirken eve dönüş yolunda bir şekil o eller temas eder ve er kişinin ağzından "aa senin de mi beş parmağın var ne tesadüf" der. Kız bunu devam ettirir mi bilinmez ama memedali devreye girer ve "ne kadar da absürt konuşmayı seven bir çocuk der." Sahne kapanır, evi olan herkes evine döner. Hayatımda beraber film izleyebileceğim kimse absürt seyleri sevmedi. Neye güldüklerini bilemiyorum bile. Ama saçma şeyleri seviniz. Hadi beni sevmediniz onları sevin. Bu mail android telefonumdan yazılmıştır. Noktalama hataları olabilir. Bğyeh!

Takvimlerden haberin var mı?

Resim
Son defanın üzerinden tam 365 gün geçmişken, rüyamda astral bir sıkıntının çözümü için benimle hareket etmiş olman, benim için Bornova'ya gelecek olman ne güzel şey. Üstelik hemen her şeyin sonunu ben biliyorken... İnsan geçmişine dair güneşli günleri de, loş odaları da unutmuyor. Yalnız sevilenler/ özlenenler böyle detaylı hatırlanabilir.