Kayıtlar

İstanbul'da sonbaar

Her kışın bir hikayesi var benim için. Dolayısıyla bir takım kış anılarını daha kolay kodlayabiliyorum hafızama. Örneğin bu kışın hikayesi ya da hatırlama fetişi yatağımın ayak ucuna çektiğim koltuk olacak. Bunu hissediyorum, daha fazla kitap ve CM demek oluyor bu. Hayatın bazen kendisini tekrarladığını itiraf etmem gerekiyor. 3 sene önce de buna benzer bir döngüyü yaşıyordum; South Park (tik), Douglas Adams eserleri –Otostopçu’nun Galaksi Rehberi vs Dirk Gently- ve en nihayetinde odaya sığınıp CM3 oynamak… garip bir döngü. Ama asıl anlatmak istediklerim elbette bunlar değil; asıl anlatmak istediğim şey İstanbul’da Sonbahar. İşbu albümün çıktığı dönem ve hislerimi anlatmak istiyorum. Bunu bana zorlayan ben değilim, Teoman konserleri dinleyen sosyal çevrem. Tabi ekseriyetle kendi hayatı m hariç her şeyden konuşan biri olarak, Teoman’ın küçük kavuniçi bir balık olduğunu iddia ettiği şarkıyı da içeren albümle olan anılarımı gerçekten ama gerçekten zorlanarak da olsa yazmayı deney...

Oğul

Umarım anlatırım. Bunun için tek cümle yeter ya da ben bunu tek cümlede anlatacağım. Bu dünya üzerinde diğerleriyle farkı kapatabilmek, o hazzı bir gece/sabah yaşayabilmek için tekrar anlaşmaya hazırım... Ama geçmiş değişmiyor biliyorum. Ve gelecek de umut vaadetmiyor. *** anne ben geldim, üstüm başım uzak yolların tozlarıyla perişan çoktan paralandı ördüğün kazak üzerinde yeşil nakışlar olan anne ben geldim, yoruldum artık her yolağzında kendime rastlamaktan hep acılı, sarhoş ve sarsak şiirler çırpıştıran bi adam kurumuş kuyunun suyu, incirin sütü çoktan çekilmiş bir zamanlar dünya sandığım bahçeyi ayrık otları, dikenler bürümüş kapıdaki çıngırak kararmış nemden atnalı ve sarmısak duruyor ama oğlum, mektup yaz diyen sesin hala kulaklarımda anne ben geldim, ağdaki balık bardaktaki su kadar umarsızım dizlerin duruyor mu başımı koyacak? anne ben geldim, oğlun, hayırsızın.

Her şeyin birbiriyle ilişkili olması

Bundan etkilenmemek mümkün değil belki ama at, İskoçyalı, yol... Bu kadar tesadüf olamaz herhalde. Çok bağlanıyor her şey birbirine. Ve tabi uzun yazmak isterdim ama heyhay.

şimdi o iş şöyle

iki dileğim var, ikisi de... bak buna bi ek daha var; o işin sonu öyle kolay olmayacak. yaşadığım müddetçe direneceğim ki öyle görünüyor ki iyi yaşayacağım. o zorunluluk bana zorunlu olmayacak. henüz bunu başaracak sistem kurmadınız. gücünüz yeterse ;)

hiç bitmeyen şarkı

aslında bitiyor, ama ben bu şarkıyı normalde çok fazla berrak kafayla dinlemediğim için benim nezdinde bitmiyor. zaten bitmemesini de pek bir memnuniyetle karşılıyorum. cumartesi gece yarısını bikaç saat geçe alsancak'tan ayrılmanın resmi marşından bahsediyorum; Asu Maralman'ın "bağrı yanık dostlara"sı. aslında dikkatli izlerim filmleri, bunu kaçırmışım. sonra yıllar sonra yine yarın yokmuşçasına alkol alınan bir gece yarısında duydum bunu. "aa ne güzelmiş" demiştim. ertesi ay yine benzer sahne tekrarlanırken de dinleyince "eeeh" diye Google'a bakma ihtiyacı duymuştum. Ya arkadan şu anda Asu Hanım bi şeyler anlatıyor. Ben cümleleri toparlayamıyorum. Ben susayım da siz artık nerden dinlerseniz dinleyin. Beni çocuklar bekler.

başlıyoruz

Şimdi geriye bir beklenti kaldı, o kadar çok istiyorum ki sonunda olacak. o l a c a k

ba'de harabi'l-basra

Resim
Her şeyi yaşanırken yazmam gerekiyor. Aksi halde konunun özünü çok kaçırabilmeye müsait bir ruh haline geliyorum. Bu benim ne büyük şansım ki yaslarımı “carpe diem” mottosuyla kısa sürede çürütüp yeni hayatlara başlayabiliyorum.  Bu akşam Göks ile çıktık dışarı. Belki biraz maç izleriz, Alsancak’a birkaç ay sonra dönmek üzere veda ederim diye düşünüyorduk. Hedefe ulaşmadık değil ama bilemiyorum neden kaynaklıdır, son derece makul, insani bir alkol alımı sürecinde “şu şarkı da iyiydi”, “a bak bu da vardı” diye diye Natacha Atlas-Gafsa’ya kadar geldik. Keyifli başlayan bir gecenin bir anda Gafsa’ya bağlanması çok dramatik. Gafsa’yı bilmeyenlerin Bin-jip’i   (Boş ev) izlemesi gerekiyor. Üstelik sadece izlemesi de değil, hayatlarının çok umutsuz dönemlerinde izlemeleri gerekiyor. Yani sadece boş zaman da yetmez. Bir sürü parametrenin bir araya gelmesi gerekiyor. Ki ben bunu izlediğim zaman takvimlerde aylar ocak ya da bilemedin şubat ayı gösteriyordu. Yine aynı takvimle...