Kelime bulamıyoruz
Bu ciddi bir savaş ve kalbi bizimle olanlar teker teker
ölüyor.
Konuyu çok kişiselleştirmeyeceğim.
2003 Eylül ayı… Hazırlık bitmiş, artık 9.sınıf olmuştuk.
Kötü geçen bir dönemin ikinci yarısı başlıyordu. Ölümüne defans yapılan, topu
kaptığım zaman “dan dun” ileri vurarak maçın bitişini beklediğim dönemlerdi. Yalan
olmasın, Gürsel Aksel tesislerinde yaz sonunda pek mümkün olmayan bir şeyler
yaşanıyordu. Çoğunluğu ortaokul ekibi bir araya gelmiş, bir akşam halı sahaya
çıkmıştık. Yeni eğitim-öğrenim sezonunu bir eylül akşamı bol bol kum yutarak
açıyorduk.
Artık görüşmediğim, ama o dönemler iyi zaman geçirdiğim bir
arkadaşım o sene 10.sınıfa geçmişti. Her attığı gol sonunda sevincini malum
hareketleri tekrarlayarak “bu da sana girsin K.” diyordu. “Kim lan o? soruma da
“bu sene görürsün” cevabını veriyordu. Öğrendik ki kendisi bir edebiyat öğretmeniymiş.
K için yapılan “tezahüratlardan” daha
azını ama aynı şiddette olanını A için de duyduğum olmuştu o gün. Ama K
kesinlikle hak etmiş olmalıydı. O derece baskındı söylemler.
10 gün geçti, okullar açıldı. Ta taam… sınıf öğretmenimiz “A”
çıktı. 9. Sınıf neden zordur biliyorsunuz. Müfredat bir sürü derse zorlar sizi.
Benim ilgimi kimya, fizik ve henüz hiç işime yaramamış modlar, fonksiyonlar
barındıran matematik dersleri hiç ama hiç çekmiyordu. Maalesef tarih, coğrafya
ve edebiyat daha çok sevdiğim derslerdi ve bu derslerin “özgül ağırlıkları”
sevmediklerime oranla çok daha düşüktü.
Her neyse, A ilk dersine girdi. Kendisini ve sınıf için görevini
anlattı. Donuk, soğuk, sakin konuşan bir kadındı. Herkesin söylediği gibi
gözlerinde güzel bir hüzün vardı. Normalde donuk kimselerle anlaşamam. Yapamam…
Ama başkalığı vardı. Tanımını yapmak imkansız. Maalesef o kadar kötü bir
seneydi ki, çoğu şeyi silip atmışım hafızamdan. Ama neyse ki onu pek iyi
hatırlıyorum. İlk 45 dakikasında ne olduğunu hatırlamadığım bir soru sordu.
Cevabını verenin sözlüsünü 70 ile başlatacağım dedi. Cevabı verdim. Aferini de
aldım. İlk derslerinden birine eski öğrencileri gelmişti. Şiirlerinden bahsetmişti.
Kendisi yazar mıydı bilmiyorum ama çok güzel şiir okuduğunu çok iyi
hatırlıyorum. O sakin sesiyle neredeyse şiir okumada kusursuzluk konusunda
evrensel bir organizasyon düzenlense her sene birinciliğin sahibi olabilirdi.
Hatta eski ajandalardan bir şiir mezarlığı yarattım. 24 Eylül 2003 akşamıydı.
Bu hayatta bir yerden tutmak gerekiyor. Annem geç gelmişti o gece, henüz terfi
almıştı ya da alacaktı ve yığılmıştı işleri. O gece İzmir’de iyi yağmur vardı.
Ben de ilk dandik şiirlerimi o gece yazmaya başlamıştım. Şiirler hep dandik
kaldı. Şunu da söylemem gerekiyor, edebiyatla ilk yakınlığımın sebebi kendisi değil.
Sekizinci sınıfta tarihin en büyük aşıklarından biri Türkçe öğretmenim olmuştu.
Gerçekten aşıktı. Neyse… Hayat, bana onun için de yazı yazmayı nasip etmesin.
Sonra gerçek hayatla yüzleştik. Kışa girilirken yukarıda
saydığım dandik derslerin ağırlığını tüm şiddetiyle hissediyordum. Yalnız o
çoğu sikik sınıfın içinde kendisine saygı duyan bendim. Hocalar arasında saygı
duyan da oydu. İlkokulda okuyunca bir sikim anlaşılmayan Küçük Prens’i, tekrar
ve bu kez kalıcı olarak hayatıma sokan, sesimi daha iyi kullanmam için okunması
gereken her şeyi bana bırakan, o senenin özgüvenini bir nebze toparlamam için
yazdıklarımı “bunu Yiğit okumalı” diye diğerlerine anlatan, hayatımda ilk kez “sen
her şeyin farkındasın, bundan dolayı çok iyi bir baba olacaksın” diyen Ayla
Hanımdı.
Daha yüksek sınıflara girmedi. Ben onu ne zaman görsem
yolumu değiştirdim, ona doğru. Hep konuştum. Hep anlaştım, hep mutlu oldu o
sert, ulaşılmaz öğretmen beni gördüğü zaman. Bilmukabele.
2006 Haziranında mezun oldum, andacı aldım yanına gittim.
İyi ki ama iyi ki o gün görebildim onu. Sonrasında yaşadığım günler, öncesinde
yaşadığım günlerden çoğunlukla daha güzel geçti.
Her sene en az bir kez gitmeye gayret ettim okula. Sonra bir
sene (2009 gibi geliyor) emeklilik haberini aldım. Hiç kimse bilmiyordu nerede
olduğunu. En son geçen Cuma tam 5 dakika kaçamak yaptığım zaman aklımda ona
ulaşma yolları vardı. Hayat… Bazen olmuyor işte. Olsaydı da olmazmış zaten.
Zaten o gün bitmiş hüzünlü hikayesi.
Kısa kısa yazmak isterdim. Aklıma gelen her şeyi değil ama
bir kısmını yazdım sadece.
Hayal kırıklığına uğradığı zaman “Kediler, kedi gibi
sindiniz” derdi o sert kadın, sakin sesiyle. Öyle oldu bu sefer.
Gittiği yer, geldiği yerden daha güzel olsun.
Anlatmak isterim, sonra K da ertesi sene sınıf öğretmenim
oldu. Onu da kimse sevmezdi. Yine düzeni bozdum.
Yorumlar
Yorum Gönder