Dent, Prefect ve 6'lı Arjantin

29.kasım.2018

uzun cümleleri sevsem de başarılı olduğumu söyleyemem. Matematikte de, fizikte de benzer sorunlar yaşamıştım daha önce. İnsan sevdiği şeyi başarmak zorunda mı? Bence değil. Bunun tam tersi örneğinde DNA Otostopçu'yu yazmıştı. Sevmemesine rağmen acayip hikayeler çıkmıştı. Edebi olarak elbette bomboştu hepsi, bunu kendisi de söylerdi rahmetli. Ama eğlence olarak, bakış açısı olarak harika işler çıkardığını itiraf etmemek için ya hayalgücünüzün kısıtlı olması ya da fazlaca ketum olduğunuzu gösterir.

Bu konuyu ciddili yazmaya gayret gösteriyorum çünkü hikayenin kahramanı Arthur Dent ile çok ama çok benzer hisleri yaşadığım zamanlar oldu. Sonsuz bir yalnızlıkta ve daha da kötüsü, hayır diğerine göre çok kötüsü, sonsuz bir zamansızlıkta yaşadığım bir dönem geçti.

Çok şeye şaşırmama konusunda kendimi eğittiğim bir dönem de olmuştu içinde bulunduğumuz yüzyılın başlarında. Böyle yüzyıl, bin yıl, önceki milenyum vs deyince çok acayip şeylerden bahsediyormuşum gibi geliyor değil mi? Başlangıcı ve sonu bilmediğin zaman, yalnızca aralarda yaşadığın müddetçe çok büyük şeyler bilme ihtimalin olmuyor. Bir konunun "en olanı" bile, sadece kendi konusuna hakim olabiliyor. Her şeyin her noktasına hakimiyet düşünülemiyor.

Tüm bunlar şaka gibi geliyor, özellikle bugünü düşününce. Bugünü D Ü Ş Ü N Ü N C E

Ben buna bir ek yapacağım.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gidiyorum

Dönecek ev bulamıyorum

Hapşırıklar ve hoşçakal