Jüpiter görevi başarısızlıkla sonuçlandı
Kazadan sonraki -kaza denirse- 1.5 günü bilincim kapalı geçirmişim. Kendime geldiğim zaman darbe kaynaklı vuruklar ve irili ufaklı çiziklerin haricinde her şey yolunda gibiydi. Başımı kaldırıp nerde olduğumu... Ya da daha korkuncu nerde olmadığımı anlayıncaya kadar... Çalışmayan motor... Telsiz... Sistemler... Daha bir sürü şey. Metal bir kutu ve kablolar yığını içinde kalakaldığıma ikna olmam, dürüst olmam gerekirse hala tam olarak mümkün olmadı. Bir daha tanıdığım kimseye erişemeyeceğim.
Tam emin değilim ama kendi takvimime göre 40 gündür buradayım. Burada günler daha kısa sürüyor. Ortalama 20 saat kadar. Enkazı? evet enkaz demek daha uygun olur, terketmeye karar vermem kendimi biraz daha iyi hissetmeye başlamamla beraber oldu. Sık ve yüksek-bu nasıl olabilir bilemiyorum- ağaçların arasında kendime yürüyecek bir yol ve zirvesine çıkarak etrafı keşfedebileceğim bir tepelik aramaya koyuldum. Beslenme... Bu oldukça zor oldu. Bu yolculuğun en zor kısmı araçtan uzaklaştıkça lojistik yöntemlerimin sabit kalması ve sonunda yeteri kadar uzaklaştığımda da eve dönecek kadar gücümü bulamamam oldu. Neyse bunları da çok uzun anlatmaktan yana değilim.
Sonra bir tepelik buldum, tepesine çıkmaya çalıştım. Çok çalıştım gerçekten, ama sonunda başardım. Başardığım zaman gördüğüm şey nasıl desem... Bir çölde vahayı yaşamışım ben. Bulunduğum ormanı tamamen es geçiyorum, göz alabildiğine toz... toprak... ve güneş... ilk gün neredeyse hiç aktivite yoktu ancak geceleri bir takım hareketlenmeler dikkatimi çekti.
Bunları da anlatmayı sonraya bırakıyorum. Şehre? Şehir demeyelim bir Kuzey Afrika kasabasından belki biraz hallice (ama çok da değil) bir yer... Kerpiç evlerin yanısıra mağaralar da mevcut sağda solda. Bu küçük şehircilik örneği daha ziyade Amerika'nın kuruluş yıllarında devletten kaçanların sığındığı çöl vilayetlerine benziyor. İki taraflı işte... Ortada bir cadde... Tamam, bitmiş, o kadar. Zaten sonradan dediğim gibi, evrenin köşesinden bucağından kaçanların sığındığı atıl bir gezegen olduğu bilgisini ediniyorum. “Bu işlerden” elini eteğini çekmek isteyen herkes kendisini burada buluyormuş. Yine de bazı bilgiler eksik. Gezegen hakkında Galilleo'nun bildiklerinden daha azını biliyorum. Öğrenmeye çalışacağım ama bilgi kaynağı edinmem pek kolay görünmüyor. Uzakta... Çok uzakta bir bilgin var deniyor. Ama çevreme baktığım zaman yalnızca astronomi kitabının 2 sayfasını dolduracak kadar bilgi olduğuna yemin edebilirim.
Sonrasında bir de medeniyetle ilgili oldukça geride kalınmışlık seziyorum. Ortaçağ esintileri... At demeyelim ama benzer işlevli evcil hayvanlar... Çarşı... Kalabalık... Tıklım tıkışlık... Hijyen... Bak bu kalp kırıcıydı... Yabancılara karşı iyiler, ama Ortaçağ'a has kapalı toplum özelliklerini de görebiliyorum. Bir şeyler sakladıklarını anlıyorum en azından. Yüzüme karşı hiç fena değiller ama... Sürece adapte olmam... Toprak kuru, toprak da demeyelim buna, kum... Her neyse... Kasabanın az dışında bir mağarada hayatımı idame ediyorum. Tavuk benzeri birkaç canlıyı topluma kazandırmaya çalışıyorum. Yumurtalarını satıyorum, karşılığında bir pazardan ihtiyaçlarımı karşılacayak kadar cüzi bir şeyler kazanıyorum. Ek olarak kasabanın çocuklarına iyi bildiğim bir şeyi, satranç kültürünü anlatmaya çalışıyorum. Çocuklara bir şeyler öğretmen ebevenylerinin güven duymasını sağlıyor. Çocuklarla zaman geçirmek, başka evlerde konuşulanları da öğrenmeme yardımcı oluyor. Etik olup olmadığını tartışacak durumda değilim bunun, zira ben bir Jüpiter görevindeydim... Kendimi burada buldum... Aklımda Mori'nin “güneşim vardı, suya düştü/ Hiç çıkmıyor 12 gündür” sözleri dönüyor.
Alet edavat yok elbette... Bazı basit şeyler. Beni geldiğim yere götürebilecek bir şey varsa bu yine gemiden elde edilebilir. Ama gemiye bir şey olduğu zaman çözümü ne olabilir bak bunu bilmiyorum. Ben de en ilkel yöntemlerle telsiz yapmaya çalışıyorum bir süredir.
**
Bir gece ansızın duyduğum şu sözler size ulaşabileceğime inanmama neden oldu...
sollten mir ein leids gescheh'n
wer wird bei der laterne stehen
mit dir lili marlen'?
Umarım bu mesajım size ulaşır.
knock knock. şey rahatsız edicem ama size mars görevinden leziz karides şekerlemeleri gönderildi. kapıya bırakıp gidicem. cüpiter’in ege gölü şubesi dendi adres olarak ama kaybolduk, bilemedik. gözgöz canevarları burayı gösterdi. önce sağlıkla, sonra afiyetle ��
YanıtlaSilEvrendeki kargo hizmeti aşırı aşırı kusursuz çalışmış, çok uzağa gidilmediyse veee fazla işimiz yoksa karides şekerlemelerini açıp emiklerken gökyüzüne bakabiliriz 🍤
Sil